Ezra Pound’un Usura‘sı ve Bir Tahrifat Olarak Murabaha
Yirminci asrın en büyük ve en tartışmalı şairlerinden Ezra Pound’un şaheseri The Cantos of Ezra Pound içerisinde müstesna bir yere sahip olan 45. kanto (XLV), şairin ekonomi-politik görüşlerinin şiirî bir manifestosudur. Pound, bu kantoda sanatın, zanaatın ve insanca yaşamın baş düşmanı olarak usura mefhumunu hedefe koyar. Ancak bu metnin Türkçeye Efe Murad tarafından “murabaha” kelimesiyle aktarılması, edebî bir tercih hatasından öte, metnin muhtevasını bütünüyle tahrif eden mefhumi bir fecaattir.
Şairin ekonomi-politik öfkesini ve fıtrata dönüş arzusunu layıkıyla idrak edebilmek için metne musallat olan bu tercüme garabetini; mefhumların ontolojik köklerine, fıkhi inhiraf tarihine ve kapitalizmin kelimeleri temellük etme ironisine inerek tahlil etmek elzemdir.
Pound’un Lugatında “Usura” Neyin Karşılığıdır?
Pound’un lugatında usura, salt bir iktisat mefhumu yahut ticari bir usulsüzlük mevzusu değildir. Şiirde sarih bir biçimde “tabiata/fıtrata karşı işlenen günah” (sin against nature/contra naturam) olarak tavsif edilen bu mefhum, paranın hiçbir sahih emek, alın teri veya estetik kıymet üretmeksizin kendi kendini doğurması sapkınlığıdır. Pound, kâinatın nizamına aykırı olan bu bereketsizliği bir veba (murrain) olarak niteler.
İslam nasslarında bu ontolojik kötülüğün yegâne mukabili ribadır. Riba, yalnızca haksız bir kazanç değil; bizzat Allah’ın ayetlerine, fıtrata ve kâinatın nizamına açılmış bir harp ilanıdır. Ribanın girdiği yerde alın teri kurur, bereket katledilir; taş ustası taşından, dokuyucu tezgâhından, yün pazardan koparılır. Pound’un mısralarında yankılanan “hilâf-ı fıtrat” mefhumu, ancak ve ancak riba kelimesi ile karşılanabilir.
Hukuka Uydurulan Şenaat ve Murabaha Bid’ati
Hâl böyleyken, usura kelimesinin Türkçeye “murabaha” olarak aktarılması tarihî ve fıkhi bir fecaattir. Zira “murabaha”, ribanın karşılığı değil; bilakis tarih boyunca ribayı gizlemek, faizin etrafından dolanmak için icat edilmiş “hukuka uydurma” çabalarının, sistem içi hilelerin bir mahsulüdür.
Kapitalizmin palazlandığı ve küreselleşme temayülü gösterdiği 16. asırda, paranın kâğıt üzerinde çoğalması melaneti dinî engellere çarpmaktaydı. Batı’da ilahiyatçı John Calvin’in “Ev neyi doğuruyor?” safsatasıyla paraya kiralık bir meta muamelesi yapması ile, Doğu’da Ebussuud Efendi’nin “para vakıfları” üzerinden %20 faizi (10’a 12 kuralı) örfe ve fetvalara dayandırarak meşrulaştırması aynı inhirafın neticesidir. Bugün İslami bir usulmüş gibi sunulan ve katılım bankacılığının ambalajı olan “murabaha”, hakikatte İslami usulleri zedeleyen bir bid’attir. Meseleye ehil olanların, kalbini nassa teslim edenlerin gayet iyi bildiği üzere; ha “kâr” bankası olmuş ha faiz, nihayetinde her ikisi de ribadır.
Oysa Pound, şiirinde fıkhi bir hileyi veya kılıfına uydurulmuş ticari bir akdi lanetlemez. O; taşı, mermeri, Pietro Lombardo’yu, ana rahmindeki bebeyi ve zifaf yatağındaki gelini felç eden, varlığı kökünden kurutan mutlak kötülüğe saldırır. Riba kelimesinin sarsıcılığı karşısında hiçbir “murabaha” kılıfı, hiçbir hukuki yaldız işe yaramaz.
Yayıncının İronisi ve Kelimenin İğdiş Edilişi
Riba ile doğrudan işlem yapan konvansiyonel bir bankanın iştiraki olan yayınevinin, kendi “rakibi” mevkisindeki katılım bankalarının ambalajı olan “murabaha” kelimesini bu şiirde kullanması bir hayli garip ve ironiktir. Çevirmen ve yayınevi, bilinçli yahut bilinçsiz (şuurlu yahut şuursuz) bir şekilde, “faiz/riba” kelimesinin suçlayıcı ve doğrudan kendi varlıklarına saldıran hakikatinden kaçmışlardır. Şairin tefeci tahakkümüne yönelttiği öfke; rakipleri mevkisindeki kurumların suni mefhumlarıyla pasifize edilmiş, kelimenin ruhu iğdiş edilmiştir.
Şiirsizlik İnsanı Faize Götürür
Hakiki sanat ve şiir, ribanın yegâne panzehridir. Faizin ve ribanın olduğu yerde şiirsizlik başlar. Nitekim aşkı ve takvayı kaybeden, şiirden uzaklaşan cemiyetlerin akıbeti bellidir: “Halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur”. Ezra Pound’un kantosu da, mabet duvarlarındaki cennet nakışlarını ve Meryem’e inen mukaddes müjdeyi silip atan bu şiirsizliğe karşıdır.
Neticeikelam; Ezra Pound’un usura diyerek üzerine titrediği, insanlığı ve sanatı çürüttüğünü söylediği o illetin adı murabaha değil, doğrudan doğruya ribadır. “Riba elinden, kavi taştan bir hanesi olmaz insanın” mısrası, yalnızca sadık bir tercüme değil, aynı zamanda fıtrata açılan savaşa karşı şairane bir duruştur. Gerisi, hakikati tahfif etmekten ve nihayetinde Şeytan’ın kucağına düşmekten ibarettir.
Müellif: Özgür Bağlıyalnız