Birhan Keskin – Hidrofor (Münşide: Tayf)

📁 Kategori: Yeni İşler, Şiirler

HİDROFOR

Benim bu memleketten 30 yıllık uyku alacağım var doktor.
Bak dinle!
Yaşadığım apartmandaki herkese kılım ben doktor.
İnsan sevmediğimden değil bu.
Normal saatler içinde uykumu da almışsam severim aslında insanı.
N’olcak? Eninde sonunda insanım ben de.
Ama doktor, bizim apartmandaki hidrofor var ya, tam benim yattığım odanın altına denk geliyor. Ve ben bu hidrofor yüzünden yıllardır uykusuzum.
Yoksa ben deli miyim de size böyle bir şikâyetle geleyim?
Öbürleri nasıl mı uyuyor?
Ah doktor, ben ne bileyim!
Sırtımdaki fibrozitler,
boynumdaki tutulmalar,
hiç geçmiyor.
Bakın, burası benim odam.
Kolon, kiriş, kolon.
Burası da bizim salon.
Hangisinde uyusam fark etmiyor.
Ah be doktor!
Bir de doktor, biraz deli biraz bıçkındım zaten.
Bu huyum da doğuştan.
Hani şu geçen gün soğukta camıma konan kuşlar var ya…
Kamburi kuşlar hani…
Soğukta…
Dün iki oldular camda.
Baktım, bir tek onlara bakarken içim böyle biraz huzuru bulur gibi oldu doktor.
Söylediklerim çok mu fazla “gerçek” doktor?
Bu yüzden mi?
Bu yüzden mi bu şiirde yüzüme tuhaf tuhaf bakıyorsunuz?
Kışları dünyada olduğumu daha iyi anlıyorum ben demiştim size daha önce bir seansta.
Gökyüzü bile insani bir hizaya inmeye çalışıyor ya…
İşte bunu seviyorum dünyada demiştim.
Böyle şeyler yazınca doktor, bu şiir oluyor da niye benim yanan gözkapaklarım, uykusuzluktan, şiir olmuyor?
Şiir dedim de aklıma geldi.
Yeri değilse bile söyleyeyim.
Bu bizim millet şiirden bi bok anlamıyor doktor!
Avni abi misal.
Ben onun dükkâna girsem, “Abi sen şiir okur musun?” diye fısıldasam, beni direkt, olmadı iki dakikaya kapının önüne koyar.
Neyse Avni abiyi koy bir kenara.
Gülümseyelim.
Salla gitsin.
Konumuza dönelim doktor.
Benim en büyük gerçeğim uykusuzluğum doktor.
Düşünsenize.
Her sabahın köründe başlayan bir hidrofor.
Ne olduysa bana bu uykusuzluktan oldu zannımca.
Üstelik münavebeli çalışıyor.
Müdürüm…
Müdürüm mü dedim?
Pardon doktor!
Foom….mhhg Tag
Fooommmmmhhg Tag.
Hoyrat, küstah ve acımasız.
Hoyrat, küstah ve acımasız.
Tekrarları seven şairler için belki de bulunmaz nimettir ama beni delirtiyor doktor!
Üstelik apartmanda tekrar eden tek şey hidroforun sesi de değil.
Her gün her şey tekrar ediyor.
Ama hidrofor…
Ama hidrofor doktor…
Onunla kimse başa çıkamıyor.
Kaç kere söyledim toplantıda.
El ele verelim, bir çare bulalım dedim apartmandakilere.
Dedim de doktor…
Bizim millet şiiri sevmediği gibi el ele tutuşmayı da sevmiyor.

Çay Evi (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Çay Evi’ni dinlemek için tıklayınız:

Tekli Adı: Çay Evi
Neşir Tarihi: 06.06.2026
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Ezra Pound (Şiir)
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
Sözler:

[ŞİİR, Ezra Pound]
Çay evindeki o kızcağızın
Eski güzelliğinden eser yok şimdi,
Ağustos sıcağı vurmuş, soldurmuş benzini.
Merdivenleri de öyle seke seke çıkmıyor artık;
Heyhat, o da yaşını başını alacak,
Bırakırken çöreğimizi önümüze
Masamıza estirdiği o gençlik pırıltısı
Artık yüzümüze vurmayacak.
O da yaşını başını alacak, o da kocayacak.

[BENT]
Eteğin savrulurken, bir bayrak gibi şanlı
Dolaşırdı damarda, hayat, canla başla
Merdivenler inlemez, aksine raks ederdi
O bastıkça basamak, “bir daha bas” da derdi

Kahkahası çınlardı, gümüş bir dere gibi
Yıkayıp paklardı en kirli, paslı garibi
Konuşurken ağzından dökülürdü inciler
Dinerdi o mecliste en devasız sancılar

Bilmezdi yorulmayı, tanımazdı hiç ah’ı
Karanlık nedir bilmez, yaşardı hep sabahı
Omuzları dik durur, başı göklere değer
Meğer hayat o imiş, yaşamak oymuş meğer

O ten senin sanırdın, tapusu sende sandın
Lakin kiracıymışsın o görkemli sarayda
O gergin duran boyun, o yay gibi kaşların
Omuzların dikliği, ödünç verilmiş sana

O eski saltanatın, devri kapandı şimdi
Emrine amadeydi zaman bir köle gibi
Başını çevirince, rüzgâr yön değiştirir
Gülüşünle doğardı, güneşlerin en garibi

Hani o pamuk tenin? Hani o çelik iraden?
Hangi gece soyundun, o ilahi libastan?
Veda etsen gidene, belki huzur bulursun
Lakin gitmiyor için, orada kalır durursun

En acısı da budur ya, ruhun hâlâ o yaşta!
İçinde bir kız çocuğu, çırpınıyor telaşla
Gençlik ödünç elbiseydi, süre doldu soyundun
Çırılçıplak bir hüzünle kalakaldın sonunda

[ŞİİR, Ezra Pound]
Çay evindeki o kızcağızın
Eski güzelliğinden eser yok şimdi,
Ağustos sıcağı vurmuş, soldurmuş benzini.
Merdivenleri de öyle seke seke çıkmıyor artık;
Heyhat, o da yaşını başını alacak,
Bırakırken çöreğimizi önümüze
Masamıza estirdiği o gençlik pırıltısı
Artık yüzümüze vurmayacak.
O da yaşını başını alacak, o da kocayacak.

CÖNK III DAŞRA (Yeni Albüm, 2026)

📁 Kategori: Yeni İşler

Albümü dinlemek için tıklayın:
YouTubeSpotify
Albüm kitapçığı için tıklayın.
Şarkı sözleri tıklayın.


CÖNK serisinin üçüncü albümü, CÖNK III DAŞRA neşredildi.

ŞARKI LİSTESİ:
1- Ali
2- Amasyalı
3- Gonyalu
4- Anı
5- Horozdan Korkan Oğlan
6- Çingenelerim
7- Şöyle Garip Bencileyin (Bir Dostu Ölü Götürmek)
8- Zehra
9- Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz
10- Köyün Evleri Karanlık
11- Koşu Koşuver Nargözlüm
12- Yârim İstanbul’u Mesken mi Tuttun

Albüm Adı: CÖNK III DAŞRA
Neşir Tarihi: 05.06.2026
Vokal: Özgür BAĞLIYALNIZ & Mine’l
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Şiirler: Süleyman Çobanoğlu, Âsaf Hâlet Çelebi, İbrahim Alaeddin Gövsa, Melih Cevdet Anday, Metin Eloğlu, Yunus Emre, Ah Muhsin Ünlü, Şükrü Erbaş, Nâzım Hikmet, Cahit Zarifoğlu
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Âdem İZ

Nazlan (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Nazlan’ı dinlemek için tıklayınız:

Tekli Adı: Nazlan
Neşir Tarihi: 04.06.2026
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & İsmet Özel (Şiir)
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
Sözler:

[ŞİİR, İsmet Özel]
Nazlan
Sitem et
Kırıl bana
Beni geç vakit
Tek başıma suya yolla
bahçede yüzünü öteye çevir
Güle hayret ediyormuş gibi yap
Gülümseyerek konuş da başkalarıyla
Somurt avluda sadece ikimiz kalınca
Kızıp en sevecen adımlarla üst kata çık
En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden
Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık

Yamru bastım iş değildi hake çakılmak bayırdan
Dağ sıra dağdı hangi haşin belden yol veresi
Gece hep süzüldü yukarıdan lakayt kehkeşan
Altımda beni hep yutmaya çağladı nehir
Yetişir heceleme(n) sök beni bir kere
En zoruma gideni yap hegame getir
Çel beni tökezlet tuttur çitlere
Ahla istida edecek ahval değil
Kim bana kıymazsan bilebilir
Dünya dedikleri samut küp
Acılar tıkandıkça bende
Hep seni seslendirir

[BENT]
Vuslatın şerbeti zehre çalandır
Yalan de rüya de, beni dolandır
Aşk dediğin şey ateştir kandır
Su serper isen yaram kapanır

Bir kurban misali yatır taşına
Hayranım vurgunum çatık kaşına
O kanlı ellerin garip başıma
Okşayıp değerse yaram kapanır

Adımı sorsalar “Hatırlamam” de
Yüzüme bakıp da “Hiç tanımam” de
“Görmedim duymadım ben anlamam” de
Aşina çıkarsan yaram kapanır

Hayretim gayretim sanadır sana
Cefayı ezayı çok görme bana
Aşkın şarabını şu kanlı cana
Su katıp verirsen yaram kapanır

Uzak dur, sırrını açma namahrem
Tabiplik taslayıp sürme hiç merhem
Gönlümde büyüyen o kutsal elem
Şifalar verirsen yaram kapanır

Bakışın celalli, duruşun diktir
Bu cefa bu eziyet bana haktır
Sendeki o kibir sanma ki yüktür
Tevazu edersen yaram kapanır

Yırtıcı kuş gibi pençeni geçir
Ecel şerbetini cebr ile içir
Beni o sıratın üstünden düşür
Tutup da çekersen yaram kapanır

Rezil rüsva eyle çarşı pazarda
Ziyan et ömrümü, bırak zararda
Çürüsün bedenim o dar mezarda
Fatiha okursan yaram kapanır

Kapında bir kulam, kovsan da gitmem
Taşlasan başımı, sana kin gütmem
Bu zulmü cihanın mülküne satmam
Azat eyler isen yaram kapanır

Tenini tenime alıştırma hiç
Uslu durma öyle, işle büyük suç
Kabahat eyle ki olsun işim güç
Mülayim durursan yaram kapanır

Özgür kulun ister ferman yazılsın
Mezarım o narin elinle kazılsın
Cesedim sokakta kalsın, bozulsun
Kefene sararsan yaram kapanır

Tuzak kur yoluma haber sal ele
Bu Özgür canımı düşür sen dile
Sırtımı dönünce itiver sele
Tutup da çekersen yaram kapanır

Horozdan Korkan Oğlan (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Horozdan Korkan Oğlan’ı dinlemek için tıklayınız:

Tekli Adı: Horozdan Korkan Oğlan
Neşir Tarihi: 03.06.2026
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Metin Eloğlu (Şiir)
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Âdem İZ
Sözler:

[ŞİİR, Metin Eloğlu]
Ben bütün mahallenin dilindeyim
Her dedikoduda bulunurum
Bir zamanlar dükkan işleten
Erkek Zeliha’nın torunuyum.

Ben bazı zamanlar ağacın yanındayım
Ahlatların altındayım
Yüzü jiletle kesilmiş
Kötülerin koynundayım.

Yağmur yağıpta hava bozunca
Eve yollanırım çişim gelince
Dil döker şiir yazarım
Gönüller şen olunca.

Evden çıkarım annem kızınca
Para bozdururum tütün alınca
O kahve senin bu kahve benim
Bitlenirim kış boyunca.

Kahve köşesinde güzel laf ettiler
Şiirimi benden iyi saydılar
Tam yüz kişinin ortasında
Anama avradıma sövdüler.

Benim aklım serseri aklı
Cebimde bıçaklar saklı
Sakal koyvermiş bir de babacığım var
Evlat yüzünden ağlamaklı.

[BENT]
Ben bütün mahallenin dilindeyim
Yırtık bir afiş gibi duvardayım
Sırtıma vururlar sopayı her gün
Bilmezler bambaşka diyardayım

Perdeler oynar ben geçerken yoldan
Dumanım savrulur, hayli derinden
Hacısı hocası tükürürler ardımdan
Bilmezler, ruhumdur kaldırıma çöken

Adım çıkmış dokuza, inmez sekize
Hasretim ezelden, güler bir yüze
Çöplerden topladım, paslı midemi
Muhtacım inan ki bir tatlı söze

Babamın gözünde bir kuru daldım
Ne meyve verdim, ne gölge yaptım
Ne bir dua aldım, ne de el öptüm
Akşamın köründe kapıda kaldım

İçimde bir köpek durmaz havlıyor
Zinciri kopuktur, sözüm geçmiyor
Ne kemik susturur ne yağlı ekmek
O susar, bu kez de anam ağlıyor

Yorulmuş, tekleyen, garip bir atım
Doğuştan karadır, silinmez bahtım
Kırık bir iskemle, işte saltanatım
Gelene geçene hayal sorarım

Aklımız serseri, fikrimiz firar
Zulada emanet paslanıp durur
Şiirler yazarım bitli yorgana
Bizi en derinden merhamet vurur

Esnafın tartısı hileyi çeker
Benimse günahım ortada durur
Kimi zehir kusar, kimisi şeker
Bizi de en çok bu “doğruluk” vurur

Ben bütün mahallenin dilindeyim
Öyküsü yarım kalan filimdeyim
Onlar dedikodu, çay, kahve ister
Bense kendimden geçmekteyim

Çekemem Bu Derdi Bölek Seninle (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Çekemem Bu Derdi Bölek Seninle’yi dinlemek için tıklayınız:

Tekli Adı: Çekemem Bu Derdi Bölek Seninle
Neşir Tarihi: 01.06.2026
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Laedri (Şiir)
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
Sözler:

[ŞİİR, Laedri]
Yine gam yükünün kervanı geldi
Çekemem bu derdi bölek seninle
El aman yosmalar çaresiz kaldım
Çekemem bu derdi bölek seninle

Gel hadi el ele dağlardan aşak
Engin geçek yücelere ulaşak
Sevinci paylaşak gamı paylaşak
Çekemem bu derdi bölek seninle

[BENT]
Vurmadan başa gazel
Yabana esmeden yel
Uzatıp yârim bir el
Buralardan gel gidek

Gözlerim zulmü gördü
Zalimler hüküm sürdü
Vicdanlar sanki kördü
Ver elini, gel gidek

Dünya köhne bir hanmış
İçinde canlar yanmış
Ruhumuz buna kanmış
Şu diyardan gel gidek

Gölge düştü şanıma
Kıydı tatlı canıma
Alıp seni yanıma
Dağ başına, gel gidek

Ne mecnun var ne leyla
Gayri satılır parayla
Ölüm gelip sırayla
Can almadan, gel gidek

Ekmeği taştan katı
Yıkılsın saltanatı
Eğerleyip kıratı
Enginlere gel gidek

Pula kul olanlardan
Saçını yolanlardan
Geride kalanlardan
Kaçalım da gel gidek

Gönül gözü körleşti
Zalimler hep birleşti
Dert sineme yerleşti
Devasına gel gidek

Ne iz kalsın ne de toz
Ne bahar var ne de yaz
Tükenmeden doğru söz
Nasip ise, gel gidek

Giden dönmez yolundan
Tutan olmaz kolundan
Anlamadan hâlinden
Dönülmeze gel gidek

Çiğneniyor karınca
Zalim hükmü verince
İnceldiği yerince
Kopan yere, gel gidek

Şu vitrinler süslüdür
Garipler hep yaslıdır
Yüreğimiz hislidir
Tenhalara gel gidek

Kuşluk vakti revanda
Kalmadan bu ziyanda
Bu sabah ilk ezanda
Çık yanıma gel gidek

Eşya ruha yük oldu
Boynumuz bak büküldü
Üstümüzden döküldü
Çırılçıplak gel gidek

Tükendi bak tüm varım
Faydası yok bu kârın
Hesabı zor zararın
Helalleşip gel gidek

Gonca gülü dererekten
Muradına ererekten
Oynayıp da gülerekten
Bayram gibi gel gidek

Diz dize gel verek yâr
Postu da gel serek yâr
Sırrına gel erek yâr
Halvetlere gel gidek

Kimse bilmez sırrımı
Çeken olmaz kahrımı
Özgür adlı mezarı
Kazmaya yâr, gel gidek

[ŞİİR, Laedri]
Bağımıza gazel düştü güz oldu
Geçti yaz ayları akşam tez oldu
Derdim bin iken de bin beş yüz oldu
Çekemem bu derdi bölek seninle

Gel kanat ol gönül kuşum üstüne
Söyle ne dilersen başım üstüne
Ölürsem yazılsın taşım üstüne
Çekemem bu derdi bölek seninle

Güzel Ne Güzel Olmuşsun (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Güzel Ne Güzel Olmuşsun’u dinlemek için tıklayınız:

Tekli Adı: Güzel Ne Güzel Olmuşsun
Neşir Tarihi: 30.05.2026
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Karac’oğlan (Şiir)
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
Sözler:

[ŞİİR, Karac’oğlan]
Güzel, ne güzel olmuşsun
Görülmeyi, görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyi örülmeyi

Örülmeyi örülmeyi
Örülmeyi örülmeyi

[BENT]
Salınıp meydana çıktın
Gün, doğduğuna utansın
Beni bir bakışla yaktın
Can, durduğuna utansın

Sürünmüşsün yaban koku
Tenin çiçeklerin kökü
Bastırırsın, yoktur hakkı
Itır, koktuğuna utansın

Yayla yeli vurur döşe
Benleri dağılmış başa
Yâr sinemi vurdu taşa
Taş, kırdığına utansın

Dedim dilber, adın nedir?
Dedi, âşığa cilvedir
Gönül kuşum pervanedir
Od, yaktığına utansın

Başın koydun kuş tüyüne
Dalıp gittin o düğüne
Uyanırsın ya bugüne
Düş, bittiğine utansın

Yürüdün iz ettin yolu
Büktün bu kanadı kolu
Sana varmayan yolcu
Göçtüğüne utansın

İnce belde gümüş kemer
Âşıklar çilesin çeker
Seni yazmayan kader
Alna düştüğüne utansın

Bahçende goncalar açar
Kokusun âleme saçar
Yelin, senden alır kaçar
Gül, koktuğuna utansın

Bastığın yer olur iz
Saklarız sırrını biz
Sana bükülmeyen diz
Çöktüğüne utansın

Nefesin değer yüze
Hacet yok başka söze
Sana değmeyen gece
Gün olduğuna utansın

Arı gezer çiçek, dalda
Aklı kalmış o cemalde
Senden yapılmayan bal da
Bal olduğuna utansın

Gerdanda çifte benler
Bunu sevda çeken anlar
Seni övmeyen diller
Döndüğüne utansın

Güneş vurur şavkı düşer
Görenin aklı şaşar
Zülfünü çözmeyen rüzgâr
Estiğine utansın

Özgür’üm der ki n’olur
Seven elbet dengin bulur
Sana dokunmayan yağmur
İndiğine utansın

[ŞİİR, Karac’oğlan]
Bahçende gülün güllenmiş
Şeyda bülbülün dillenmiş
Koynunda memen kirlenmiş
Emilmeyi emilmeyi

Emilmeyi emilmeyi
Emilmeyi emilmeyi

Mendilin yudum, arıttım
Gülün dalında kuruttum
İsmin ne idi unuttum
Sorulmayı sorulmayı

Seğirttim ardından yettim
Eğildim yüzünden öptüm
Adın bilirdim unuttum
Çağırmayı çağırmayı

Çağırmayı çağırmayı
Çağırmayı çağırmayı

Benim yârim bana küsmüş
Zülfünü gerdana dökmüş
Muhabbeti benden kesmiş
Sevilmeyi sevilmeyi

Çağır Karac’oğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Yiğit sevdiğinden soğur
Sarılmayı sarılmayı

Sarılmayı sarılmayı
Sarılmayı sarılmayı

Hasbihâl, Özgür Bağlıyalnız

📁 Kategori: Yeni İşler, Şiirler

HASBİHÂL

Kelimeleri kendi göğsünden söküp de ver bana
Gözlerini kaçırma, gözbebeklerime bakarak söyle doğrudan
Bana hâlimi hatrımı sor, ama bir anketör gibi değil
sahiden yıkılıp yıkılmadığımı merak ettiğin için sor.

Konuş benimle, şu sessizliği ikiye bölelim bir an için
Bana yalnızca kendi zihninde sakladığın bir sırrını anlat
Toprağı bilir misin sen? Ellerin hiç çamura bulanmış mıydı?
Yüzün kilitli bir kapı gibi.
Kimliğini nerede düşürdün sen?

Neden durduk yere karşıma çıktın ki?
Beni duyabiliyor musun gerçekten? Varlığıma katlanabiliyor musun?
Bana rüzgârın henüz isim almadığı,
acının kelimelere satılmadığı o ilk çağlardan bir soru sor hadi.

Neden durduk yere burada, bu uçurum çıkmazında kesişti yollarımız?
Madem buradasın, madem bir anlığına birbirimize değdi gölgelerimiz
Konuş şimdi
Bana yalan söyleyeceksen bile, sana ait bir yalan söyle.

Yoksa şu soğuk toprağın altında
Seni sahiden hiç tanıyamadan öldüğüme
Kendi ruhumu asla ikna edemeyeceğim.

Hastane (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Hastane’yi dinlemek için tıklayınız:

Albüm Adı: TRAMVAY
Albüm Yılı: Henüz Neşredilmedi
Şarkı Adı: Hastane
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Rob EVN
Miksaj & Mastering: Ersin A. & Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:

1. BENT
Kurban Bayramı sabahı, tek başıma kıldığım
O namazdan döndüm eve, en yakındaki camiden
O dört elin iç içe geçtiği tokalaşmalar bitmiş
Eve dönülmüş, tam bayramlaşılacakken birden,

    Yığıldı annem yere, hastane, acil
    Önemli bir şey yoktu ama bekleyecektik mecbur
    Dalıp gittim etrafa ben de, kendini kesen kasaplar
    Barışmak için bir araya gelip de daha beter kavga edenler…

    Memleketin bayramı sızmıştı koridorlarına da acilin
    Derken o an girdi içeri, bir genç, başlarındaydı yirminin
    Gözleri sanki bakmaktaydı ardından bir perdenin
    Vardı sanki bu dünyayı seçmeye çalışır gibi bir hâli

    Ne acı vardı yüzünde ne de korku
    Bir çeşit ermişlik, hakikatin o ürkütücü sükûnu
    Sağ bileği kanlı, sarılmış acemi bir sargıyla
    “Damarı kesmiş” dedi doktor, babasına, kaygıyla

    Kapının önünde, babasıyla kardeşinin o telaşı
    Derken yorgun fısıldaşmalarına şahit oldum, bir endişe
    “Telaş yapmasın,” diyordu baba “atacaklar bir dikiş”
    Sonra bir anons: Kan gerekli, B RH pozitif

    Benim kanımdı bu ve çocuk içindi anladım
    Gizli bir telaş başladı, kimsenin duymadığı
    Bir eli cebindeydi demin, nasıl bu kadar ağır ki?
    Birini kesmiş hayati damarlardan, nasıl dayandı?

    Bir saatin ardından bilgi verdiler yakınlarına
    Müsaade ettiler yanına girmelerine sonrasında
    Bir vakit geçti çıktılar kapalı kapıdan üçü birden
    Hava almak için oturdular bir banka, hep beraber

    “İyi misin?” dedi babası, “Olabilir” dedi
    Küstahça bir cevap değil, sade “Olabilir” dedi
    Baba başladı konuşmaya ama öğütten ziyade
    Sözlerinde anlam veremeyiş vardı bu suikaste

    Çocuk konuşmuyordu, dinliyormuş gibi de değildi
    Sonra ifade için kalkıp polise gitti baba ve abi
    Nitekim vakıa, intihar olunca adlî bir hadiseydi
    Nihayet yalnız kalmıştı, sorup öğrencektim

    NAKARAT
    Bir çiçek solar
    Bir çocuk solur
    Olan ölür
    Ölen olur
    Hastane
    Kimine ilk
    Kimine son
    Durak olur

    2. BENT
    “Birlikte olduğun hakikat nedir?” diye sordum
    Beklediğim bir azardı, beklediğim bir küfür
    Ama o buğulu bakışlarla bana döndü ve konuştu
    “Hakikat falan yok, sıramı savmak istedim”

    Hakikatin kucağındaki bu genç, nasıl olurdu da
    Hakikat filân yok derdi, anlamıyordum hiç
    Acaba sırası gibi beni de savmak mı istemişti
    “Yok mu?” dedim, “Var,” dedi, “fakat biz bilemeyeceğiz”

    “Bildiğin şey ne? Ne biliyordun da kestin bileğini?”
    “Karac’oğlan’ı biliyorum, Mayakovski’yi, Werther’i,
    “Foster Wallace’ı, Zweig’ı, Hidâyet’i, Hemingway’i,
    “Tüm bunları biliyorum, bu kişilerin hepsini”

    Sonra Karac’oğlan’ı anlattı, bir mağaraya girip ölmüş
    Foster Wallace’ı sonra, evinde kendini asmış
    Virgina Woolf’u, bir nehre atmış kendini
    Ve dahi Sokrates’i, içmiş baldıran zehrini

    Osman Uçarer’i, Murat Elbay’ı, nicesini
    Yukio Mishima’yı, onun samuray kılıcını
    Sâdık Hidâyet’i, gazla boğmuş kendini
    “Hepsi,” dedi, “ihanete şahit oldukları için”

    “Osmanlı, Amerika, Japonya, İran, Sovyetler
    “Burası cehennem, bir suç, bize yapılan ihanet
    “Onların gördüğü şey işte buydu her biri ihanetler,
    “Katliamlar, yalanlar ve riyalar içindeydi”

    Konuşması bittiğinde hızla çarpıyordu yüreğim
    Durup sustu bir süre, sonra geldi babası ve kardeşi
    Hep beraber girdiler içeri, müşahede altındaydı
    Girmeden önce, buradaysan sohbet edelim demişti

    Söyledikleri mantıklıydı, topraklar fethetmiş,
    Devrimler yapmış, milyonlarca insanı mesuliyeti
    Altına almış o ülkelerde tam bir ihanet vardı
    Hepsinde de insanın haysiyeti tarumardı

    Demek onun intiharı da bu sebeptendi
    Şahit olduğuna dayanamamış ve de kesmişti
    Bilek damarlarını, belki kendisini
    Kurban etmek istemişti, kim bilebilir ki

    Biz orada beklerken başka bir odada bir telaşe
    Başlamıştı işte biri için daha, birkaç hemşire
    Girip çıkıyordu kapıdan, işte biri daha
    Ölüm kalım savaşı veriyordu, kimse duymadan

    Bir saat sonra bizimkilerin yanından ayrılıp da
    Genç adamın kaldığı yere doğru yürüdüm, onunla
    Sohbet edecek olmak beni epeyi heyecanlandırdı
    İsterdim anlatmasını, beni aydınlatmasını

    Girdiğimde odada bulamadım, yoktu yakınları da
    Bir hemşireye sordum, konuştu soğukkanlılıkla
    “Bir saat önce kaybettik kendisini”
    “Ama nasıl?”
    “Tekrar bileklerini kesti, durduramadık kanamasını”

    Düşüp bayıldım ve sonra ayıldım
    Fakat bu kez de gözümü açamadım
    Uykuya daldım, değildi hiçbir şey umrumda
    Fakat biliyordum, bir sedyedeydim, gerçekliğin koynunda

    Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur
    Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır
    Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur
    Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır

    Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz’i dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz
    Neşir Tarihi: 27.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Şükrü Erbaş (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [ŞİİR, Şükrü Erbaş]
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

    [AÇILIŞ]
    Niçin öldürmeliyiz hususunda sanırım artık hemfikiriz
    Gerekçeler tamam, vicdanlar rahat, karar kesin
    Fakat nasıl olmalı bu? Bu işi nasıl halledeceğiz?
    Estetik mi olsun, vahşi mi?
    Sessiz mi olsun, yoksa…
    Bir şölen gibi mi?

    [1. BENT]
    Nasıl kıyılır bu cana, usulü ne olmalı?
    Kan mı akmalı su gibi, kadehler mi dolmalı?
    Yoksa sessiz sedasız bir gece vakti mi biz
    Kazıyalım kökünü, kalmasın tek bir filiz

    Hayır, gürültülü olsun, ibret olsun âleme
    Yakışmaz sessiz ölüm, bu kutlu mücadeleye
    Öyle bir sahne kuralım ki benzesin kıyamete
    Kurban edelim hepsini o yüce medeniyete!

    Evvela taptıkları o kutsal toprak ile
    Doldurun ağızlarını, tıkın nefeslerini
    Çamurla sıvayın ki o kaba dillerini
    Bir daha söylemesinler yanık türkülerini

    Kendi kör bıçaklarıyla, paslı tırpanlarıyla
    Doğramalı etlerini, biçmeli ekin gibi
    Harman yerine serip o nasırlı gövdeleri
    Dövenle ezmeli ki ayrılsın ruh ve deri

    Kazma saplarıyla vurun, çatırdasın kemikler
    Anlasınlar neymiş o toprağa vurmak her gün
    Kendi kuyularına atın, taş doldurun üstüne
    Karanlıkta çürüsünler, görmesinler gün yüzü

    Ya da durun, onları güzellikle boğalım
    Parfüm koklatın zorla, leş kokan burunlara
    Mozart çalın son sesle, patlasın kulakları
    Dayanamaz o akılları bu zarif oyunlara

    Bağlayın sandalyeye, aynalar koyun önüne
    Kendi çirkin yüzlerine bakarak can versinler
    Estetik bir şok ile dursun kaba kalpleri
    Güzelliğin zehrini damarda hissetsinler

    Kitap sayfalarıyla kesin o kalın parmakları
    Şiir okuyun onlara, öyle bön bön baksınlar
    Anlamadıkları her söz bir kurşun olsun onlara
    Cehaletin utancıyla kavrulup da yansınlar

    Veya salın üstüne aç kalmış köpekleri
    Boğuşmayı severler ya, görsünler hasmı şimdi!
    Parçalasın dişleriyle, o ağırkanlı eti
    Tabiat geri alıyor bak verdiği emaneti

    Derilerini yüzüp de davul yapın gergin
    Çaldıkça inlesin o bitmeyen cehaletleri
    Kemiklerinden kule, kafatasından duvar
    Örün ki sınırlarına, korksun tüm nesilleri

    Beton dökün üstlerine
    Gri, soğuk bir beton
    Heykel olsun donup kalsın
    Gelsin artık mutlu son

    Presleyin gövdeleri
    Asfalt yapın yollara siz
    Üzerinden geçsin artık
    O lüks arabalarımız

    Fabrika bacalarına
    Yakıt yapın yağlarını
    Çarklar dönsün, dişliler
    Ezsin o sığ başlarını

    Söyleyin şimdi bana
    Yetti mi bu tarifler?
    Az bile, az bunlara
    O çekilen zahmetler

    Kazmayla, kürekle
    Tırpanla, orakla
    Estetikle, sanatla
    Betonla, yasakla!

    Vurun, vurun durmayın
    Bu bir temizlik şöleni
    Kâinat alkışlıyor
    Köylüyü öldüreni!

    [ŞİİR, Şükrü Erbaş]
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

    [2. BENT]
    Bitti işte temizlik, dindi o kaba sesler
    Tarlalar dümdüz oldu, ne başak var ne diken
    Kerpiçler toz duman, tezek kokusu gitti
    Şehirler birleşti bak, ufukta yok bir engel

    O nasırlı elleri toprağa gömdük derin
    Artık kimse sümkürmez o şık kaldırımlara
    Otobüsler tertemiz, ayak kokusu bitti
    Parfüm sıkmış gibiyiz bütün manzaralara

    Gözümüz aydın olsun, estetik kazandı bak
    Ne şalvarlı bir gölge ne kasketli bir kafa
    Her taraf cam ve çelik, her yer steril, parlak
    Kaldırdık o geçmişi, en tozlu, en kör rafa

    Lakin söyleyin şimdi, bu sofrayı kim kurar?
    Domatesi kim eker, buğdayı kim savurur?
    Kimi azarlayacağız, kime hava atacağız?
    “Köylü” diye ezmezsek, kime efendi deriz?

    Et bitti, süt kesildi, yumurta zaten hayal
    Laboratuvar etiyle, doyacağız besbelli
    Toprak küstü bizlere, tohum çatlamaz oldu
    Betonu kemiririz, aç kalırsak, temelli

    Türküler sustu birden, neşet gitti, saz gitti
    Caz dinleriz artık biz o soğuk barlarda hep
    Ama bir eksik var bak, ciğer yanmıyor artık
    Ruhumuz üşüyor o teknik şarkılarda hep

    Kime cahil deriz şimdi, kimi eğiteceğiz?
    Kimi kurtaracağız, o yüce filmlerde?
    “Öteki” olmayınca, “ben” de eridi gitti
    Manasız kaldı hepsi, o pek derin ilimler de

    Seçim vakti gelince kime kızarız artık?
    Makarnacı kalmadı, herkes latte içiyor
    Mazeret bitti beyler, başarısızlık için
    Artık bu elit gömlek bize pek dar geliyor

    Bıçağı kapın beyler
    Çatalı tutun hanımlar
    Köylü bitti madem ki
    Yanıyorsunuz açlıktan

    Dönmüşken gözlerimiz
    Bakıyorken yana yana
    Yiyin birbirinizi hadi
    Kalmasın tek bir tane!

    [ŞİİR, Şükrü Erbaş]
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

    [3. BENT]
    Aç kalmadık korkmayın, gemiler yük taşıyor
    Şili’den elma gelir, Çin’den sarımsak gelir
    Çoban lazım olursa ithal ederiz elbet
    Nasılsa bu düzene her türlü ahmak gelir

    Köylüleri öldürdük, köyleri yuttuk tamam
    Her yer şehir, her yer biz, her yer aynı terane
    Sıkıntıdan patlarız, düşmansız bu cennette
    Yaratacağız içimizden yeni bir “köylü” yine!