Tekli Adı: Kalbim Neşir Tarihi: 15.06.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Ergin Günçe (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Ergin Günçe] Kalbim, bu sessiz sonbaharda Bugünkü atlaslara inanma sakın
[BENT] Ben bu şiiri ters yazdım kalbim O kırma tüfeği artık indir Namlu soğusun, atlas yalan Dünya yuvarlak değilmiş meğer Uçurumlardan düştük ya hep Çiçekli vadiler artık yalan Dosyan kabarık, sabıkan ağır Sen ne güzel suçlar işledin öyle Yasak kelimeler geçirdin gümrükten Kaçak hisler taşıdın yanında yörende Kaşlarını çattın ya şaşırdı görenler Ama işte bitti bak köpüklü vaatler Yolunu buldun yıldızlarla Kimse mendil sallamaz arkandan ya Boşalt o kaçak yüklerini Pusulanı kır at, Kuzey’ini Kalbim, sen bizi kışa götürdün Güney’e, Güney’e, çöle düşürdün Sen bizi durmadan düşe götürdün Durmadan buruk meyvelere götürdün Bunca yıl yaşadın, ama hiç ölmedin Gitmek suçunu taammüden işledin İyisi mi son bir tutanak tut da Öyle git bana soracak olursan Kalbim, yok ki hiç iyi hâlin Yattığın yeri sev gayri Bu ranza senin, duvar senin Güzel suçlar koğuşudur evin Kalbim, biletin yandı be çoktan O kızıl feneri söndürerekten Unutma kalbim yakalanmadın sen Kendi rızanla bitti bu firar
Tekli Adı: Doğu Ekspresi Neşir Tarihi: 13.06.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Arthur Rimbaud Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Rimbaud] Küçük, pembe, mavi yastıklı kompartımanda Yola çıkacağız bu kış. Çılgın öpücükler yuvarlanacak her yanda İkimiz rahat, başıboş…
Akşamın gölgeleri sarkınca pencereden O kurtların yüzünü, Ve o kara şeytanları görmemek için, sen Yumacaksın gözünü.
[BENT] Beyaz bir uyku gibi çökerken şehre akşam Rayların ninnisiyle başlar başka bir yaşam Çekilir peronlardan el sallayan gölgeler Şimdi seninle baş başa, ne gam var ne de keder
Buğulu camlarımız mühürler dışarıyı İçerde saklı kalsın ömrün en tatlı zamanı Dışarda tipi, boran, o kurtların şarkısı Burada kadife ten ve çayın sıcaklığı…
Telgraf direkleri kaçışır birer birer Karanlık ormanlara ay ışığı, kar girer Sen başını yaslarsın o pembe yastığına Ben dalarım yüzünün o eşsiz ışığına
Bir vagon ki, dünyadan koparılmış bir ada Sanki bizden başkası kalmamış bu rüyada Ne bilet soran vardır ne kapıyı tıklayan Sadece tekerlekler, zamanı sayıklayan
Gözlerin kapanırken mahmur bir kedi gibi Düşer omuzlarına saçların, ipek gibi Tam dalacakken uykunun en tatlı yerine Bir sıcaklık dokunur ürperen tenine
Sanma ki bir örümcek ya da serseri sinek Gezinir gerdanında bir gidip bir gelerek Bu benim dudaklarım çizerken haritasını Bozar senin o mağrur ve sessiz rüyanı
“Yapma” dersin naz ile boynunu bükerekten Ama hoşnuttur gönlün bu tatlı engerekten Aratır durur sana o görünmez böceği Kaybederiz seninle mantığı ve gerçeği
Nefesim alev olur, yakar ince belini Tutarım hiç bırakmam, o kıvranan elini Dudaklarım inerken, o yasak vadilere Karışır iniltimiz, o rayın seslerine
Gece, kara bir çarşaf, örterken ovaları Biz geçeriz meçhulden, o ıssız yuvaları Uzakta bir köy evi, yanar sönük bir ışık Kim bilir hangi dertle, hangi kederle garip
Aldırma sen onlara, dön yine kuytumuza Sarılalım sımsıkı şu anki uykumuza Burası Nuh’un gemisi, tufan kopsa ne yazar Dışarda ecel gezse, bize değmez o nazar
İstasyonlar geçelim, durmak yasaktır bize Varsın hiç varmayalım o beklenen denize Bu tren böyle gitsin sonsuzluğun ucuna Bırakalım kendimizi rayların avucuna
Ne saat kalsın artık ne takvim ne de hüzün Tek mevsim kış olsun hep, tek manzara da yüzün Küçük, pembe yastıkta zaman donup kalmalı Bu yolculuk, dünyada son nefesim olmalı
Tekli Adı: Hatıralar Annesi Neşir Tarihi: 11.06.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Charles Baudelaire (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Baudelaire] Hatıralar annesi, sevgililer sultanı, Ey beni şadeden yar, ey tapındığım kadın. Ocak başında seviştiğimiz o zamanı, O canım akşamları elbette hatırlarsın.
Hatıralar annesi, sevgililer sultanı. O akşamlar kömür aleviyle aydınlanan! Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman!
[BENT] Yine o saatler… Zaman çürüyor Odanın kalbine korku yürüyor Zift gibi bir leke sineye dolar Odaya sinsi bir hayalet sızar
Kilitler nafile, bunu bilirim Anahtar istemez benim gelinim Çatlaktan sızarsın bir duman gibi Duvarı aşarsın bir güman gibi
Ne parfüm kokusu ne sıcak bir ten Toprak kokuyorsun, ıslak bir kefen Oturdun ama yatağım çökmedi Binlerce çiçekle ruhum ezildi
Bakmaya korkarım, o yüzün kara Öptüğüm dudaklar morarmış yara Saçında bir çelenk, matem çiçeği Bataktan gelmiş o ölüm çiçeği
Yâd et diyorsun o meşum zamanı Şarap niyetine içtiğimiz kanı Balkonda geçen o yalan günleri Soldurduk beraber, açan gülleri
Tenin bir mermer, gayri çatlamış O yeşil gözlerin freni patlamış Toprak kokuyorsun, yağmur ve çamur Hangi kurt seni kendine saklamış
Git artık başımdan horoz ötmeden Sabahın seheri henüz tütmeden Gitmezsin bilirim, dondu bu zaman Vermiyor kimseler derdime aman
Pencere örüldü, kapı duvardır Bu hatıra bize dar bir mezardır Gömüldük buraya, sağken seninle Üşürüm ben artık o buz teninle
Sen ölü mağrursun, ben canlı tutsak Beni bu ayazdan kim kurtaracak Bana vergi değil unutmak seni Her gece giyerim ben bu kefeni
Ey benim şahdamar üstünde buzum! Ey benim çürüyen o son yıldızım! Yat artık yanıma, al sıcağımı Söndürdün sen benim son ocağımı
Madem ki sabahlar olmuyor bize Hacet yok artık yemine, vaaza Beraber çürümek kaderdir burda Bu sonsuz “şimdi”de, bu ıssız yurtta
Sus artık ne olur, o zehrin değsin Bırak da bu gece, boynumu eğsin Bitsin işkence, donsun gece Ölüm dediğimiz iki hece.
Üstüne eğilirken ben, ey günahımın pınarı Çürüyen bir kefendi üstümüzde gece Kahrolur mahvolurdum zehrini içtikçe
[ŞİİR, Baudelaire] Bulmuştu ayakların ellerimde yerini. Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece. Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak; Yeniden yaşadığım, dizlerinin dibinde
O ‘mestinaz’ güzelliğini boştur aramak, Sevgili vücudundan, kalbinden başka yerde, Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak; O yeminler, kokular sonu gelmez öpüşler,
Dipsiz bir uçurumdan tekrar doğacak mıdır? Nasıl yükselirse göğe taptaze güneşler. Güneşler ki en derin denizlerde yıkanır. O yeminler, kokular, sonu gelmez öpüşler!
[KÖPRÜ] Kâbuslar ecesi, acılar sultanı Ey beni mahveden yâr, ey kaçtığım kadın! Mezar başında üşüdüğümüz o zamanı O zehirli akşamları elbet hatırlarsın
[ŞİİR, Baudelaire] O yeminler, kokular sonu gelmez öpüşler!
Gecede elbet dünyanın yedi harikası ve yücelik ve ağlatı ve büyü gecede. Kürkler içine saklanmış efsane yaratıklarıyla ormanlar belli belirsiz çarpar durur içine. Sen varsın gecede. Ayak sesleri geçip gidenin ve cana kıyanın ve belediye çavuşunun ve sokak fenerinin ve paçavracının lâmbasının gecede. Sen varsın gecede. Günler geçiyor trenler vapurlar ve günlük güneşlik ülkelerin serabı gecede. Günbatımının son solukları ve ilk ürperişleri tan vaktinin gecede. Sen varsın gecede. Bir piyano ezgisi, bir ses çınlaması Bir kapı çarpar. Bir duvar saati. Ve yalnız yaratıklar nesneler maddesel gürültüler değil Kendimin peşine düşmüş ben ya da durmadan kendimi aşan ben de. Sen varsın feda edilmiş, beklediğim sen gecede Zaman zaman tuhaf yüzler doğuyor ve yitiyor uyku içinde. Gözlerimi kapasam fosforışıl çiçeklenişler ortaya çıkıyor sonra soluyor etten havaî fişekler gibi yeniden doğuyor yeniden. Arşın arşın yol ettiğim ülkeler yaratıklarla birlikte Sen varsın elbet ey güzel ve ağzı sıkı bayan casus. Ve enginlerin titreyen yüreciği. Ve göğün ve yıldızların kokuları ve 2000 yıl önce ötmüş horozun sesi ve tavus çığlığı alevler ve öpüşler içinde. Soluk bir aydınlıkta uğursuzca sıkışılmış eller ve gıcırdayan dingiller küçük dilini yutmuş yollar üstünde.
Elbet sen varsın gecede tanımadığım sen ve ne tuhaf tanıdığım hem de. Sen ki düşlerimde oluyorsun görünmeden kendini var ediyorsun böyle, Sen ki ele geçirilmiyorsun gerçekte de düşte de, Sen ki kuruntu yoluyla sana sahip olma isteğimle bana ilişkinsin, ama gözlerimi gerçekte olduğu gibi düşte de yumduğum zaman yalnız o zaman yaklaştırıyorsun yüzünü yüzüme, Sen ki varsın kolay bir retoriğe karşın hani kumsalda suların can verdiği, Hani kurşun bir güneş altında çatırdıyarak çürüdüğü ağacın. Sen ki köküsün düşlerimin ve değişmelerle dolu zihnimi sallayıp duruyorsun ve elini öptüğüm zaman bana eldivenini bırakıyorsun Yıldızlar var, karanlık devinimi denizin, ırmaklar, ormanlar, kentler, otlar, milyonca milyonca kişinin akciğeri gecede Yedi harikası dünyanın gecede Sen varsın gecede Yalnız gecede mi, gündüzde de.
Tekli Adı: Özlem Neşir Tarihi: 08.06.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Arthur Rimbaud (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[BENT] Vuracağım kendimi mavi akşama Şehirler geride, toz duman kalsın Değmesin hiç kimse şu gamlı başıma Rüzgâr saçlarımı okşayıp yıkasın
Kapadım kapıları, kilit vurdum aklıma Ne bir söz sızsın içeri, ne fikir, ne de tasa Mavi bir akşamüstü, çıkıp gitsem rıhtıma Rüzgâr silse ismimi, ne kanun kalsa ne yasa
Ayaklarım altında ezilsin kuru otlar Tenim hissetsin ancak toprağın serinini Sussun beynimdeki o gürültülü putlar Duyayım damarımda, hayatın seslerini
Konuşmak yük bana, susmak en güzel lisan Bir ağaç gibi dilsiz, bir taş gibi bahtiyar Yürüsem, sade yürüsem, olmasam Tabiatın şefkatli göğsü olsa bana yâr
Özgür’üm, avareyim, kimliğim kayıp Tabiatın koynunda bir mülteciyim Mutluluk dediğin ne günahtır ne ayıp Ben bu akşamüstü bir bilmeceyim
[ŞİİR, Rimbaud] Mavi yaz akşamlarında, özgür, gezeceğim, Ayaklarımın altında nemli, serin kırlar; Başakları devşirip otları ezeceğim, Yıkayıp arıtacak çıplak başımı rüzgar.
Ne bir söz, ne düşünce, yalnız bitmeyen düş Ve yüreğimde sevgi; büyük, sonsuz, umutlu, Çekip gideceğim, çingene gibi, başıboş Doğada, -bir kadınla birlikte gibi mutlu.
Benim bu memleketten 30 yıllık uyku alacağım var doktor. Bak dinle! Yaşadığım apartmandaki herkese kılım ben doktor. İnsan sevmediğimden değil bu. Normal saatler içinde uykumu da almışsam severim aslında insanı. N’olcak? Eninde sonunda insanım ben de. Ama doktor, bizim apartmandaki hidrofor var ya, tam benim yattığım odanın altına denk geliyor. Ve ben bu hidrofor yüzünden yıllardır uykusuzum. Yoksa ben deli miyim de size böyle bir şikâyetle geleyim? Öbürleri nasıl mı uyuyor? Ah doktor, ben ne bileyim! Sırtımdaki fibrozitler, boynumdaki tutulmalar, hiç geçmiyor. Bakın, burası benim odam. Kolon, kiriş, kolon. Burası da bizim salon. Hangisinde uyusam fark etmiyor. Ah be doktor! Bir de doktor, biraz deli biraz bıçkındım zaten. Bu huyum da doğuştan. Hani şu geçen gün soğukta camıma konan kuşlar var ya… Kamburi kuşlar hani… Soğukta… Dün iki oldular camda. Baktım, bir tek onlara bakarken içim böyle biraz huzuru bulur gibi oldu doktor. Söylediklerim çok mu fazla “gerçek” doktor? Bu yüzden mi? Bu yüzden mi bu şiirde yüzüme tuhaf tuhaf bakıyorsunuz? Kışları dünyada olduğumu daha iyi anlıyorum ben demiştim size daha önce bir seansta. Gökyüzü bile insani bir hizaya inmeye çalışıyor ya… İşte bunu seviyorum dünyada demiştim. Böyle şeyler yazınca doktor, bu şiir oluyor da niye benim yanan gözkapaklarım, uykusuzluktan, şiir olmuyor? Şiir dedim de aklıma geldi. Yeri değilse bile söyleyeyim. Bu bizim millet şiirden bi bok anlamıyor doktor! Avni abi misal. Ben onun dükkâna girsem, “Abi sen şiir okur musun?” diye fısıldasam, beni direkt, olmadı iki dakikaya kapının önüne koyar. Neyse Avni abiyi koy bir kenara. Gülümseyelim. Salla gitsin. Konumuza dönelim doktor. Benim en büyük gerçeğim uykusuzluğum doktor. Düşünsenize. Her sabahın köründe başlayan bir hidrofor. Ne olduysa bana bu uykusuzluktan oldu zannımca. Üstelik münavebeli çalışıyor. Müdürüm… Müdürüm mü dedim? Pardon doktor! Foom….mhhg Tag Fooommmmmhhg Tag. Hoyrat, küstah ve acımasız. Hoyrat, küstah ve acımasız. Tekrarları seven şairler için belki de bulunmaz nimettir ama beni delirtiyor doktor! Üstelik apartmanda tekrar eden tek şey hidroforun sesi de değil. Her gün her şey tekrar ediyor. Ama hidrofor… Ama hidrofor doktor… Onunla kimse başa çıkamıyor. Kaç kere söyledim toplantıda. El ele verelim, bir çare bulalım dedim apartmandakilere. Dedim de doktor… Bizim millet şiiri sevmediği gibi el ele tutuşmayı da sevmiyor.
Tekli Adı: Çay Evi Neşir Tarihi: 06.06.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Ezra Pound (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Ezra Pound] Çay evindeki o kızcağızın Eski güzelliğinden eser yok şimdi, Ağustos sıcağı vurmuş, soldurmuş benzini. Merdivenleri de öyle seke seke çıkmıyor artık; Heyhat, o da yaşını başını alacak, Bırakırken çöreğimizi önümüze Masamıza estirdiği o gençlik pırıltısı Artık yüzümüze vurmayacak. O da yaşını başını alacak, o da kocayacak.
[BENT] Eteğin savrulurken, bir bayrak gibi şanlı Dolaşırdı damarda, hayat, canla başla Merdivenler inlemez, aksine raks ederdi O bastıkça basamak, “bir daha bas” da derdi
Kahkahası çınlardı, gümüş bir dere gibi Yıkayıp paklardı en kirli, paslı garibi Konuşurken ağzından dökülürdü inciler Dinerdi o mecliste en devasız sancılar
Bilmezdi yorulmayı, tanımazdı hiç ah’ı Karanlık nedir bilmez, yaşardı hep sabahı Omuzları dik durur, başı göklere değer Meğer hayat o imiş, yaşamak oymuş meğer
O ten senin sanırdın, tapusu sende sandın Lakin kiracıymışsın o görkemli sarayda O gergin duran boyun, o yay gibi kaşların Omuzların dikliği, ödünç verilmiş sana
O eski saltanatın, devri kapandı şimdi Emrine amadeydi zaman bir köle gibi Başını çevirince, rüzgâr yön değiştirir Gülüşünle doğardı, güneşlerin en garibi
Hani o pamuk tenin? Hani o çelik iraden? Hangi gece soyundun, o ilahi libastan? Veda etsen gidene, belki huzur bulursun Lakin gitmiyor için, orada kalır durursun
En acısı da budur ya, ruhun hâlâ o yaşta! İçinde bir kız çocuğu, çırpınıyor telaşla Gençlik ödünç elbiseydi, süre doldu soyundun Çırılçıplak bir hüzünle kalakaldın sonunda
[ŞİİR, Ezra Pound] Çay evindeki o kızcağızın Eski güzelliğinden eser yok şimdi, Ağustos sıcağı vurmuş, soldurmuş benzini. Merdivenleri de öyle seke seke çıkmıyor artık; Heyhat, o da yaşını başını alacak, Bırakırken çöreğimizi önümüze Masamıza estirdiği o gençlik pırıltısı Artık yüzümüze vurmayacak. O da yaşını başını alacak, o da kocayacak.
CÖNK serisinin üçüncü albümü, CÖNK III DAŞRA neşredildi.
ŞARKI LİSTESİ: 1- Ali 2- Amasyalı 3- Gonyalu 4- Anı 5- Horozdan Korkan Oğlan 6- Çingenelerim 7- Şöyle Garip Bencileyin (Bir Dostu Ölü Götürmek) 8- Zehra 9- Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz 10- Köyün Evleri Karanlık 11- Koşu Koşuver Nargözlüm 12- Yârim İstanbul’u Mesken mi Tuttun
Albüm Adı: CÖNK III DAŞRA Neşir Tarihi: 05.06.2026 Vokal: Özgür BAĞLIYALNIZ & Mine’l Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ Şiirler: Süleyman Çobanoğlu, Âsaf Hâlet Çelebi, İbrahim Alaeddin Gövsa, Melih Cevdet Anday, Metin Eloğlu, Yunus Emre, Ah Muhsin Ünlü, Şükrü Erbaş, Nâzım Hikmet, Cahit Zarifoğlu Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Âdem İZ
Tekli Adı: Nazlan Neşir Tarihi: 04.06.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & İsmet Özel (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, İsmet Özel] Nazlan Sitem et Kırıl bana Beni geç vakit Tek başıma suya yolla bahçede yüzünü öteye çevir Güle hayret ediyormuş gibi yap Gülümseyerek konuş da başkalarıyla Somurt avluda sadece ikimiz kalınca Kızıp en sevecen adımlarla üst kata çık En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık
Yamru bastım iş değildi hake çakılmak bayırdan Dağ sıra dağdı hangi haşin belden yol veresi Gece hep süzüldü yukarıdan lakayt kehkeşan Altımda beni hep yutmaya çağladı nehir Yetişir heceleme(n) sök beni bir kere En zoruma gideni yap hegame getir Çel beni tökezlet tuttur çitlere Ahla istida edecek ahval değil Kim bana kıymazsan bilebilir Dünya dedikleri samut küp Acılar tıkandıkça bende Hep seni seslendirir
[BENT] Vuslatın şerbeti zehre çalandır Yalan de rüya de, beni dolandır Aşk dediğin şey ateştir kandır Su serper isen yaram kapanır
Bir kurban misali yatır taşına Hayranım vurgunum çatık kaşına O kanlı ellerin garip başıma Okşayıp değerse yaram kapanır
Adımı sorsalar “Hatırlamam” de Yüzüme bakıp da “Hiç tanımam” de “Görmedim duymadım ben anlamam” de Aşina çıkarsan yaram kapanır
Hayretim gayretim sanadır sana Cefayı ezayı çok görme bana Aşkın şarabını şu kanlı cana Su katıp verirsen yaram kapanır
Uzak dur, sırrını açma namahrem Tabiplik taslayıp sürme hiç merhem Gönlümde büyüyen o kutsal elem Şifalar verirsen yaram kapanır
Bakışın celalli, duruşun diktir Bu cefa bu eziyet bana haktır Sendeki o kibir sanma ki yüktür Tevazu edersen yaram kapanır
Yırtıcı kuş gibi pençeni geçir Ecel şerbetini cebr ile içir Beni o sıratın üstünden düşür Tutup da çekersen yaram kapanır
Rezil rüsva eyle çarşı pazarda Ziyan et ömrümü, bırak zararda Çürüsün bedenim o dar mezarda Fatiha okursan yaram kapanır
Kapında bir kulam, kovsan da gitmem Taşlasan başımı, sana kin gütmem Bu zulmü cihanın mülküne satmam Azat eyler isen yaram kapanır
Tenini tenime alıştırma hiç Uslu durma öyle, işle büyük suç Kabahat eyle ki olsun işim güç Mülayim durursan yaram kapanır