Güzel Ne Güzel Olmuşsun’u dinlemek için tıklayınız:
Tekli Adı: Güzel Ne Güzel Olmuşsun Neşir Tarihi: 30.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Karac’oğlan (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Karac’oğlan] Güzel, ne güzel olmuşsun Görülmeyi, görülmeyi Siyah zülfün halkalanmış Örülmeyi örülmeyi
Örülmeyi örülmeyi Örülmeyi örülmeyi
[BENT] Salınıp meydana çıktın Gün, doğduğuna utansın Beni bir bakışla yaktın Can, durduğuna utansın
Sürünmüşsün yaban koku Tenin çiçeklerin kökü Bastırırsın, yoktur hakkı Itır, koktuğuna utansın
Yayla yeli vurur döşe Benleri dağılmış başa Yâr sinemi vurdu taşa Taş, kırdığına utansın
Kelimeleri kendi göğsünden söküp de ver bana Gözlerini kaçırma, gözbebeklerime bakarak söyle doğrudan Bana hâlimi hatrımı sor, ama bir anketör gibi değil sahiden yıkılıp yıkılmadığımı merak ettiğin için sor.
Konuş benimle, şu sessizliği ikiye bölelim bir an için Bana yalnızca kendi zihninde sakladığın bir sırrını anlat Toprağı bilir misin sen? Ellerin hiç çamura bulanmış mıydı? Yüzün kilitli bir kapı gibi. Kimliğini nerede düşürdün sen?
Neden durduk yere karşıma çıktın ki? Beni duyabiliyor musun gerçekten? Varlığıma katlanabiliyor musun? Bana rüzgârın henüz isim almadığı, acının kelimelere satılmadığı o ilk çağlardan bir soru sor hadi.
Neden durduk yere burada, bu uçurum çıkmazında kesişti yollarımız? Madem buradasın, madem bir anlığına birbirimize değdi gölgelerimiz Konuş şimdi Bana yalan söyleyeceksen bile, sana ait bir yalan söyle.
Yoksa şu soğuk toprağın altında Seni sahiden hiç tanıyamadan öldüğüme Kendi ruhumu asla ikna edemeyeceğim.
Albüm Adı: TRAMVAY Albüm Yılı: Henüz Neşredilmedi Şarkı Adı: Hastane Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ Altyapı: Rob EVN Miksaj & Mastering: Ersin A. & Özgür BAĞLIYALNIZ Sözler:
1. BENT Kurban Bayramı sabahı, tek başıma kıldığım O namazdan döndüm eve, en yakındaki camiden O dört elin iç içe geçtiği tokalaşmalar bitmiş Eve dönülmüş, tam bayramlaşılacakken birden,
Yığıldı annem yere, hastane, acil Önemli bir şey yoktu ama bekleyecektik mecbur Dalıp gittim etrafa ben de, kendini kesen kasaplar Barışmak için bir araya gelip de daha beter kavga edenler…
Memleketin bayramı sızmıştı koridorlarına da acilin Derken o an girdi içeri, bir genç, başlarındaydı yirminin Gözleri sanki bakmaktaydı ardından bir perdenin Vardı sanki bu dünyayı seçmeye çalışır gibi bir hâli
Ne acı vardı yüzünde ne de korku Bir çeşit ermişlik, hakikatin o ürkütücü sükûnu Sağ bileği kanlı, sarılmış acemi bir sargıyla “Damarı kesmiş” dedi doktor, babasına, kaygıyla
Kapının önünde, babasıyla kardeşinin o telaşı Derken yorgun fısıldaşmalarına şahit oldum, bir endişe “Telaş yapmasın,” diyordu baba “atacaklar bir dikiş” Sonra bir anons: Kan gerekli, B RH pozitif
Benim kanımdı bu ve çocuk içindi anladım Gizli bir telaş başladı, kimsenin duymadığı Bir eli cebindeydi demin, nasıl bu kadar ağır ki? Birini kesmiş hayati damarlardan, nasıl dayandı?
Bir saatin ardından bilgi verdiler yakınlarına Müsaade ettiler yanına girmelerine sonrasında Bir vakit geçti çıktılar kapalı kapıdan üçü birden Hava almak için oturdular bir banka, hep beraber
“İyi misin?” dedi babası, “Olabilir” dedi Küstahça bir cevap değil, sade “Olabilir” dedi Baba başladı konuşmaya ama öğütten ziyade Sözlerinde anlam veremeyiş vardı bu suikaste
Çocuk konuşmuyordu, dinliyormuş gibi de değildi Sonra ifade için kalkıp polise gitti baba ve abi Nitekim vakıa, intihar olunca adlî bir hadiseydi Nihayet yalnız kalmıştı, sorup öğrencektim
NAKARAT Bir çiçek solar Bir çocuk solur Olan ölür Ölen olur Hastane Kimine ilk Kimine son Durak olur
2. BENT “Birlikte olduğun hakikat nedir?” diye sordum Beklediğim bir azardı, beklediğim bir küfür Ama o buğulu bakışlarla bana döndü ve konuştu “Hakikat falan yok, sıramı savmak istedim”
Hakikatin kucağındaki bu genç, nasıl olurdu da Hakikat filân yok derdi, anlamıyordum hiç Acaba sırası gibi beni de savmak mı istemişti “Yok mu?” dedim, “Var,” dedi, “fakat biz bilemeyeceğiz”
“Bildiğin şey ne? Ne biliyordun da kestin bileğini?” “Karac’oğlan’ı biliyorum, Mayakovski’yi, Werther’i, “Foster Wallace’ı, Zweig’ı, Hidâyet’i, Hemingway’i, “Tüm bunları biliyorum, bu kişilerin hepsini”
Sonra Karac’oğlan’ı anlattı, bir mağaraya girip ölmüş Foster Wallace’ı sonra, evinde kendini asmış Virgina Woolf’u, bir nehre atmış kendini Ve dahi Sokrates’i, içmiş baldıran zehrini
Osman Uçarer’i, Murat Elbay’ı, nicesini Yukio Mishima’yı, onun samuray kılıcını Sâdık Hidâyet’i, gazla boğmuş kendini “Hepsi,” dedi, “ihanete şahit oldukları için”
“Osmanlı, Amerika, Japonya, İran, Sovyetler “Burası cehennem, bir suç, bize yapılan ihanet “Onların gördüğü şey işte buydu her biri ihanetler, “Katliamlar, yalanlar ve riyalar içindeydi”
Konuşması bittiğinde hızla çarpıyordu yüreğim Durup sustu bir süre, sonra geldi babası ve kardeşi Hep beraber girdiler içeri, müşahede altındaydı Girmeden önce, buradaysan sohbet edelim demişti
Söyledikleri mantıklıydı, topraklar fethetmiş, Devrimler yapmış, milyonlarca insanı mesuliyeti Altına almış o ülkelerde tam bir ihanet vardı Hepsinde de insanın haysiyeti tarumardı
Demek onun intiharı da bu sebeptendi Şahit olduğuna dayanamamış ve de kesmişti Bilek damarlarını, belki kendisini Kurban etmek istemişti, kim bilebilir ki
Biz orada beklerken başka bir odada bir telaşe Başlamıştı işte biri için daha, birkaç hemşire Girip çıkıyordu kapıdan, işte biri daha Ölüm kalım savaşı veriyordu, kimse duymadan
Bir saat sonra bizimkilerin yanından ayrılıp da Genç adamın kaldığı yere doğru yürüdüm, onunla Sohbet edecek olmak beni epeyi heyecanlandırdı İsterdim anlatmasını, beni aydınlatmasını
Girdiğimde odada bulamadım, yoktu yakınları da Bir hemşireye sordum, konuştu soğukkanlılıkla “Bir saat önce kaybettik kendisini” “Ama nasıl?” “Tekrar bileklerini kesti, durduramadık kanamasını”
Düşüp bayıldım ve sonra ayıldım Fakat bu kez de gözümü açamadım Uykuya daldım, değildi hiçbir şey umrumda Fakat biliyordum, bir sedyedeydim, gerçekliğin koynunda
Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır
Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz’i dinlemek için tıklayınız:
Tekli Adı: Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz Neşir Tarihi: 27.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Şükrü Erbaş (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Şükrü Erbaş] Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
[AÇILIŞ] Niçin öldürmeliyiz hususunda sanırım artık hemfikiriz Gerekçeler tamam, vicdanlar rahat, karar kesin Fakat nasıl olmalı bu? Bu işi nasıl halledeceğiz? Estetik mi olsun, vahşi mi? Sessiz mi olsun, yoksa… Bir şölen gibi mi?
[1. BENT] Nasıl kıyılır bu cana, usulü ne olmalı? Kan mı akmalı su gibi, kadehler mi dolmalı? Yoksa sessiz sedasız bir gece vakti mi biz Kazıyalım kökünü, kalmasın tek bir filiz
Hayır, gürültülü olsun, ibret olsun âleme Yakışmaz sessiz ölüm, bu kutlu mücadeleye Öyle bir sahne kuralım ki benzesin kıyamete Kurban edelim hepsini o yüce medeniyete!
Evvela taptıkları o kutsal toprak ile Doldurun ağızlarını, tıkın nefeslerini Çamurla sıvayın ki o kaba dillerini Bir daha söylemesinler yanık türkülerini
Kendi kör bıçaklarıyla, paslı tırpanlarıyla Doğramalı etlerini, biçmeli ekin gibi Harman yerine serip o nasırlı gövdeleri Dövenle ezmeli ki ayrılsın ruh ve deri
Kazma saplarıyla vurun, çatırdasın kemikler Anlasınlar neymiş o toprağa vurmak her gün Kendi kuyularına atın, taş doldurun üstüne Karanlıkta çürüsünler, görmesinler gün yüzü
Ya da durun, onları güzellikle boğalım Parfüm koklatın zorla, leş kokan burunlara Mozart çalın son sesle, patlasın kulakları Dayanamaz o akılları bu zarif oyunlara
Bağlayın sandalyeye, aynalar koyun önüne Kendi çirkin yüzlerine bakarak can versinler Estetik bir şok ile dursun kaba kalpleri Güzelliğin zehrini damarda hissetsinler
Kitap sayfalarıyla kesin o kalın parmakları Şiir okuyun onlara, öyle bön bön baksınlar Anlamadıkları her söz bir kurşun olsun onlara Cehaletin utancıyla kavrulup da yansınlar
Veya salın üstüne aç kalmış köpekleri Boğuşmayı severler ya, görsünler hasmı şimdi! Parçalasın dişleriyle, o ağırkanlı eti Tabiat geri alıyor bak verdiği emaneti
Derilerini yüzüp de davul yapın gergin Çaldıkça inlesin o bitmeyen cehaletleri Kemiklerinden kule, kafatasından duvar Örün ki sınırlarına, korksun tüm nesilleri
Beton dökün üstlerine Gri, soğuk bir beton Heykel olsun donup kalsın Gelsin artık mutlu son
Presleyin gövdeleri Asfalt yapın yollara siz Üzerinden geçsin artık O lüks arabalarımız
Fabrika bacalarına Yakıt yapın yağlarını Çarklar dönsün, dişliler Ezsin o sığ başlarını
Söyleyin şimdi bana Yetti mi bu tarifler? Az bile, az bunlara O çekilen zahmetler
[2. BENT] Bitti işte temizlik, dindi o kaba sesler Tarlalar dümdüz oldu, ne başak var ne diken Kerpiçler toz duman, tezek kokusu gitti Şehirler birleşti bak, ufukta yok bir engel
O nasırlı elleri toprağa gömdük derin Artık kimse sümkürmez o şık kaldırımlara Otobüsler tertemiz, ayak kokusu bitti Parfüm sıkmış gibiyiz bütün manzaralara
Gözümüz aydın olsun, estetik kazandı bak Ne şalvarlı bir gölge ne kasketli bir kafa Her taraf cam ve çelik, her yer steril, parlak Kaldırdık o geçmişi, en tozlu, en kör rafa
Lakin söyleyin şimdi, bu sofrayı kim kurar? Domatesi kim eker, buğdayı kim savurur? Kimi azarlayacağız, kime hava atacağız? “Köylü” diye ezmezsek, kime efendi deriz?
Et bitti, süt kesildi, yumurta zaten hayal Laboratuvar etiyle, doyacağız besbelli Toprak küstü bizlere, tohum çatlamaz oldu Betonu kemiririz, aç kalırsak, temelli
Türküler sustu birden, neşet gitti, saz gitti Caz dinleriz artık biz o soğuk barlarda hep Ama bir eksik var bak, ciğer yanmıyor artık Ruhumuz üşüyor o teknik şarkılarda hep
Kime cahil deriz şimdi, kimi eğiteceğiz? Kimi kurtaracağız, o yüce filmlerde? “Öteki” olmayınca, “ben” de eridi gitti Manasız kaldı hepsi, o pek derin ilimler de
Seçim vakti gelince kime kızarız artık? Makarnacı kalmadı, herkes latte içiyor Mazeret bitti beyler, başarısızlık için Artık bu elit gömlek bize pek dar geliyor
Bıçağı kapın beyler Çatalı tutun hanımlar Köylü bitti madem ki Yanıyorsunuz açlıktan
Dönmüşken gözlerimiz Bakıyorken yana yana Yiyin birbirinizi hadi Kalmasın tek bir tane!
[3. BENT] Aç kalmadık korkmayın, gemiler yük taşıyor Şili’den elma gelir, Çin’den sarımsak gelir Çoban lazım olursa ithal ederiz elbet Nasılsa bu düzene her türlü ahmak gelir
Köylüleri öldürdük, köyleri yuttuk tamam Her yer şehir, her yer biz, her yer aynı terane Sıkıntıdan patlarız, düşmansız bu cennette Yaratacağız içimizden yeni bir “köylü” yine!
Koşu Koşuver Nargözlüm’ü dinlemek için tıklayınız:
Tekli Adı: Koşu Koşuver Nargözlüm Neşir Tarihi: 25.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Cahit Zarifoğlu (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Cahit Zarifoğlu] Koşu koşuver nargözlüm Yuvarlak biçimli ayakların Küheylan kolanı gibi kuşağın Gürbüz kalçalarının üzerinde
Koştur azaplardan kaçalım Koruklar üzümlenmiş mi bakalım Bir söze iki gülüş bir öpücük İki bedeni birbirine katalım
Ruhsatlım sevdamsın berigel Kanın höpürtülü, başın dik O seven yuyan bakışınla İçimi yuğ, mermer döşegel
Dorukta yeni ay ince işaret, Geceye bir şey olmaz gayri, Ne kem gözler gezinir karanlığa, Ne evin sevincinden korkan bulunur.
Asmalarda güneş ve çocuklarımız Çardakta ıslak ve ekşi uyur Bacın bazlama yağlasın sahana Mutluyuz tüm dünyaya duyur
[BENT] Kaçalım azaptan, dağlar bizimdir Şehirden uzakta, çağlar bizimdir Koruklar bal olmuş, üzümler kara Patlasın o salkım, bağlar bizimdir.
Asmada çocuklar, mışıl mışıldır Rüyalar gökkuşağı, ışıl ışıldır Kalksın bacın şimdi, yaksın ocağı Güneş sofrada bak, pırıl pırıldır
Çözül de gel beri gel deli kısrağım Belin bir yay gibi gerilsin Aklımı al, suya ver O buğday sarısı, o başak soylu gövden Alevden bir harman yeri şimdi Yıldızlar salkım salkım üstümüze Ay vurmuş mu omuzlarına taptaze bakalım
Kır zinciri gel gayri, kısrak gibi şahlanıp Şu yanan ağustosun bağrına düşelim biz O gürbüz kalçaların yükünü yere vur da Dünyanın çivisinden birlikte şaşalım biz
Topukların değerken o çatlamış toprağa Can yürüsün köklere, su yürüsün yaprağa Kemerini çözüver, nefes alsın o belin Dönelim seninle biz bir coşkun ırmağa
Salkımlar yere değmiş, bereketten çatlıyor Dudakların şırası, dudağımda patlıyor Bir ısırık al hele o hayatın tadından Kanımızda bir nehir, engelleri atlıyor
Koruklar bal eylemiş, beklemenin sonu bu Bu şehvetin ve lezzetin en helal oyunu Ezelim o üzümü, göğsümüzün üstünde İçelim kana kana, aşkın en koyu suyunu
Tekli Adı: Amasyalı Neşir Tarihi: 23.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Süleyman Çobanoğlu (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[BENT] Sana kaldı fütühat, ya ne sandın Amasyalı Sırtlan şimdi Türkiye’yi, sırtlan arkadaşlarını Şehzadeler uyudu mermer lahitlerinde Çekildi beyler, ağalar, o sırça köşklerine
Tarih rütbe söküyor bak senin ellerinde Sen nöbeti devraldın o suskun siperinde Viyana kapısı yok, pimapen balkonun var Atın yok, senedin var, bir de soğuk namlun var
Sana kaldı bu sancak, taşıyamaz bir başkası Yırtıldı medeniyetin o yaldızlı maskesi Varsıl değil, bey değil, mülkiyetin yok senin Lakin o bakışında tapusu vardır ülkenin
İstanbul kadeh tutar, biz tutarız mavzeri Görmez o müstesnalar, toprağa düşen teri Siz şarap içerken ah pek ince kederlerle Uzak iklimlerdeki o süslü kaderlerle
Şili’de devrim olsa yas tutar o aydınlar Burda kopsa kıyamet, duymaz körler, sağırlar Kemiği çatlatan o ses duyuldu bak derinden Bir Amasyalı geçti, oynadı yer yerinden
O taş benim, kapatan, vatanın çatlağını Amasyalı bir bakış alır elbet öcünü Amasyalı bir nefes üflerken o kora Sönmüş bütün ocaklar yeniden harlanıyor Fütuhat senin işin, çok uzaktır Ankara Senin o bakışında bir vatan toparlanıyor
[ŞİİR, Süleyman Çobanoğlu] Baktık ki omzumuzda kıldan keskin bir urgan Türkiye ağır yüktür bilmeyen ne bilesi
Balkona bayrak astım sonra öptüm ve sustum Benim balkon Tuna’ydı, Bağdat’tı hem Mohaç’tı. Amasyalı hey dedim sana kaldı fütühat Hoşgeldine geldiler çoğunun karnı açtı
Türkiye ağır yüktür kemiği çatırdatır Kırılan kirişleri Dağlıca’da biz tuttuk Aktütün’de, Eruh’ta, varsıl değil bey değil İnledik derin derin İstanbul’u uyuttuk
Ahdettik de bir zaman geldikti, Kara Oğuz Bin yıl oldu muttasıl toprak doydu kan ve ter Bir yerden başlamaksa, bakışın Amasyalı Ve bayrağı astığın o küçük balkon yeter!
Doğrudur felek bugün bizi rüsvay eyledi Varsıl değil, bey değil; çavuş, sadece çavuş Bir baktı, yalnız bir an – – kemiği çatırdatır Kartalların ürktüğü o mübarek küçük kuş!
Tekli Adı: Çingenelerim Neşir Tarihi: 21.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Âsaf Hâlet Çelebi (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi] deniz kenarına inen çingenelerim sulara içmeden bakarlar o sular tuzludur balıklar içer
yeşil otların içine gömülen çingenelerim otları yemezler o otlar tatsızdır katırlar yer
çiçekli şalvar seven çingenelerim çiçeği sevmezler kalem parmaklı çingenelerim kalem tutmazlar falıma bakarlar da yüzüme bakmazlar elime bakarlar da ayağıma bakmazlar paramı isterler de beni istemezler
yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım kibarım diye bana gönül vermezler
[BENT] Tuzlu sudur o deniz, balıkların kadehi Onlar için bu dünya bir anlık konak yeri Eşyanın hırsı bitmiş, dalgalar bize bakar Tuzlu bir yalnızlık bu, gelir içime akar
Yüzlerini güneşle yıkayan bu kızların Kibarlığım yüküdür o hırçın ağızların Deniz bir cam kırığı, batar da içmezler hiç Denize inen esmer, gel de bir de buradan geç
Kibarlığım bir gurbet, onlar asla dönmezler Kibar diye bu kalbi çöpe atıp geçerler Yeşil otun içinde o kıvrak gövdeleri Onlar güneşle doğup güneşle can seçerler
Kibarlığım bir pranga, onlar hür ve serseri Dönmezler bu zindana artık bir daha geri İstemezler hiç beni, güneş yeter onlara Bense hapsolmuşum bak, şu soğuk salonlara
Onlar mülksüz ve çıplak, bense kibar bir enkaz Biter bu kısa rüya, başlar o sonsuz ayaz Güneşten bir hırkayı giyip de gidenlerin Gönlünde yeri yoktur kibar beyfendilerin
[ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi] çiçekli şalvar seven çingenelerim çiçeği sevmezler kalem parmaklı çingenelerim kalem tutmazlar falıma bakarlar da yüzüme bakmazlar elime bakarlar da ayağıma bakmazlar paramı isterler de beni istemezler
yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım kibarım diye bana gönül vermezler
Tekli Adı: Ali Neşir Tarihi: 18.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Faruk Nafiz Çamlıbel (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Faruk Nafiz Çamlıbel] Namluya dayanır yola dalarsın Duruşun bakışın yaman be Ali Boşuna tetiği ne kurcalarsın Var daha ateşe zaman be Ali
Yıllanmış bir çınar pusuluk yerin Neredeyse gelecek beklediklerin Var iki atımlık canı kederin Desene işleri duman be Ali O’nu sen büyüt de söğüt boyunca Kendini ellere versin o gonca Sözüne kanmadın bunu duyunca Gönlündü gözünü yuman be Ali
Geldiler beklenen çiftler ormana Duruyor iki genç ne hoş yanyana Bir kurşun kadına bir de çobana Çınlasın yıllarca orman be Ali Görünce uzanmış yar kucağına Boynunu dolamış zülfü bağına Kurşunu kahpeye atacağına Kendine çevirdin aman be Ali
[BENT] Mavzerin o kundağı yaslanır garip döşe Alevden bir zehir ki sinmiş kor ateşe Güneş küsüp de gitmiş, şu karanlık kör köşe Gölgenin düştüğü yer, pusudaki yan üşür
Çökmüş dağın ardına, kalkmaz o kara duman Geçmek bilmez saniye, durmuş sanki zaman Nefes alsan duyulur, hâlin öyle yaman Dişlerini sıkarken damaktaki kan üşür
Yapraklar gazel dökmüş, rüzgâr vurur sazına Mevsim dönmüş kışa, var baharına yazına Kader ilmek atmış bak Ali’nin boğazına Kâinat buz keser de şu koca cihan üşür
Geliyor nazlı yârim, aksı süzülür suda Bilmez ki garip başım bekliyor kör pusuda Bülbül feryat edip takınır gamlı eda Güle el değdikçe ah dalında diken üşür
Sarmış o yad elleri incecik yâr beline Rüzgârlar meze olmuş zülfünün her teline Değdikçe o çobanın gözü gonca gülüne Bakmaya kıyılmayan o taze fidan üşür
Gözleri ceylan gibi, seker gider bayırda Yürürler kol kolalar o yemyeşil çayırda Ali’nin aklı şaşmış, şerde midir hayırda? Gözyaşı sel olur da kirpikte mercan üşür
Elini uzatınca değer yârin tenine Bilmez namlu bakıyor o alnının çatına Azrail kılıncını bilemiş kefenine Bilmeden gülüp geçen o gafil düşman üşür
Vursa yâri ölecek, vurmasa kendi yanar Boşluğa düşüverir o an açılan kollar Sığınacak yer arar bahtı karalı kullar Çaresiz dert içinde aranan derman üşür
Gez ile göz arası biçilir bak bir ömür Namlunun o deliği sanki kapkara kömür Tek el silah sesiyle inleyen orman üşür Toprağa düşen baştan yayılan o can üşür
Gidiyor kör boşluğa, ardına bakmaz civan Ölümün şerbetine olur gönüllü revan Dar gelir sinesine şu koca yalan cihan Kefenin sarıldığı o cansız beden üşür