Çekemem Bu Derdi Bölek Seninle (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Çekemem Bu Derdi Bölek Seninle’yi dinlemek için tıklayınız:

Tekli Adı: Çekemem Bu Derdi Bölek Seninle
Neşir Tarihi: 01.06.2026
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Laedri (Şiir)
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
Sözler:

[ŞİİR, Laedri]
Yine gam yükünün kervanı geldi
Çekemem bu derdi bölek seninle
El aman yosmalar çaresiz kaldım
Çekemem bu derdi bölek seninle

Gel hadi el ele dağlardan aşak
Engin geçek yücelere ulaşak
Sevinci paylaşak gamı paylaşak
Çekemem bu derdi bölek seninle

[BENT]
Vurmadan başa gazel
Yabana esmeden yel
Uzatıp yârim bir el
Buralardan gel gidek

Gözlerim zulmü gördü
Zalimler hüküm sürdü
Vicdanlar sanki kördü
Ver elini, gel gidek

Dünya köhne bir hanmış
İçinde canlar yanmış
Ruhumuz buna kanmış
Şu diyardan gel gidek

Gölge düştü şanıma
Kıydı tatlı canıma
Alıp seni yanıma
Dağ başına, gel gidek

Ne mecnun var ne leyla
Gayri satılır parayla
Ölüm gelip sırayla
Can almadan, gel gidek

Ekmeği taştan katı
Yıkılsın saltanatı
Eğerleyip kıratı
Enginlere gel gidek

Pula kul olanlardan
Saçını yolanlardan
Geride kalanlardan
Kaçalım da gel gidek

Gönül gözü körleşti
Zalimler hep birleşti
Dert sineme yerleşti
Devasına gel gidek

Ne iz kalsın ne de toz
Ne bahar var ne de yaz
Tükenmeden doğru söz
Nasip ise, gel gidek

Giden dönmez yolundan
Tutan olmaz kolundan
Anlamadan hâlinden
Dönülmeze gel gidek

Çiğneniyor karınca
Zalim hükmü verince
İnceldiği yerince
Kopan yere, gel gidek

Şu vitrinler süslüdür
Garipler hep yaslıdır
Yüreğimiz hislidir
Tenhalara gel gidek

Kuşluk vakti revanda
Kalmadan bu ziyanda
Bu sabah ilk ezanda
Çık yanıma gel gidek

Eşya ruha yük oldu
Boynumuz bak büküldü
Üstümüzden döküldü
Çırılçıplak gel gidek

Tükendi bak tüm varım
Faydası yok bu kârın
Hesabı zor zararın
Helalleşip gel gidek

Gonca gülü dererekten
Muradına ererekten
Oynayıp da gülerekten
Bayram gibi gel gidek

Diz dize gel verek yâr
Postu da gel serek yâr
Sırrına gel erek yâr
Halvetlere gel gidek

Kimse bilmez sırrımı
Çeken olmaz kahrımı
Özgür adlı mezarı
Kazmaya yâr, gel gidek

[ŞİİR, Laedri]
Bağımıza gazel düştü güz oldu
Geçti yaz ayları akşam tez oldu
Derdim bin iken de bin beş yüz oldu
Çekemem bu derdi bölek seninle

Gel kanat ol gönül kuşum üstüne
Söyle ne dilersen başım üstüne
Ölürsem yazılsın taşım üstüne
Çekemem bu derdi bölek seninle

Güzel Ne Güzel Olmuşsun (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Güzel Ne Güzel Olmuşsun’u dinlemek için tıklayınız:

Tekli Adı: Güzel Ne Güzel Olmuşsun
Neşir Tarihi: 30.05.2026
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Karac’oğlan (Şiir)
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
Sözler:

[ŞİİR, Karac’oğlan]
Güzel, ne güzel olmuşsun
Görülmeyi, görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyi örülmeyi

Örülmeyi örülmeyi
Örülmeyi örülmeyi

[BENT]
Salınıp meydana çıktın
Gün, doğduğuna utansın
Beni bir bakışla yaktın
Can, durduğuna utansın

Sürünmüşsün yaban koku
Tenin çiçeklerin kökü
Bastırırsın, yoktur hakkı
Itır, koktuğuna utansın

Yayla yeli vurur döşe
Benleri dağılmış başa
Yâr sinemi vurdu taşa
Taş, kırdığına utansın

Dedim dilber, adın nedir?
Dedi, âşığa cilvedir
Gönül kuşum pervanedir
Od, yaktığına utansın

Başın koydun kuş tüyüne
Dalıp gittin o düğüne
Uyanırsın ya bugüne
Düş, bittiğine utansın

Yürüdün iz ettin yolu
Büktün bu kanadı kolu
Sana varmayan yolcu
Göçtüğüne utansın

İnce belde gümüş kemer
Âşıklar çilesin çeker
Seni yazmayan kader
Alna düştüğüne utansın

Bahçende goncalar açar
Kokusun âleme saçar
Yelin, senden alır kaçar
Gül, koktuğuna utansın

Bastığın yer olur iz
Saklarız sırrını biz
Sana bükülmeyen diz
Çöktüğüne utansın

Nefesin değer yüze
Hacet yok başka söze
Sana değmeyen gece
Gün olduğuna utansın

Arı gezer çiçek, dalda
Aklı kalmış o cemalde
Senden yapılmayan bal da
Bal olduğuna utansın

Gerdanda çifte benler
Bunu sevda çeken anlar
Seni övmeyen diller
Döndüğüne utansın

Güneş vurur şavkı düşer
Görenin aklı şaşar
Zülfünü çözmeyen rüzgâr
Estiğine utansın

Özgür’üm der ki n’olur
Seven elbet dengin bulur
Sana dokunmayan yağmur
İndiğine utansın

[ŞİİR, Karac’oğlan]
Bahçende gülün güllenmiş
Şeyda bülbülün dillenmiş
Koynunda memen kirlenmiş
Emilmeyi emilmeyi

Emilmeyi emilmeyi
Emilmeyi emilmeyi

Mendilin yudum, arıttım
Gülün dalında kuruttum
İsmin ne idi unuttum
Sorulmayı sorulmayı

Seğirttim ardından yettim
Eğildim yüzünden öptüm
Adın bilirdim unuttum
Çağırmayı çağırmayı

Çağırmayı çağırmayı
Çağırmayı çağırmayı

Benim yârim bana küsmüş
Zülfünü gerdana dökmüş
Muhabbeti benden kesmiş
Sevilmeyi sevilmeyi

Çağır Karac’oğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Yiğit sevdiğinden soğur
Sarılmayı sarılmayı

Sarılmayı sarılmayı
Sarılmayı sarılmayı

Hasbihâl, Özgür Bağlıyalnız

📁 Kategori: Yeni İşler, Şiirler

HASBİHÂL

Kelimeleri kendi göğsünden söküp de ver bana
Gözlerini kaçırma, gözbebeklerime bakarak söyle doğrudan
Bana hâlimi hatrımı sor, ama bir anketör gibi değil
sahiden yıkılıp yıkılmadığımı merak ettiğin için sor.

Konuş benimle, şu sessizliği ikiye bölelim bir an için
Bana yalnızca kendi zihninde sakladığın bir sırrını anlat
Toprağı bilir misin sen? Ellerin hiç çamura bulanmış mıydı?
Yüzün kilitli bir kapı gibi.
Kimliğini nerede düşürdün sen?

Neden durduk yere karşıma çıktın ki?
Beni duyabiliyor musun gerçekten? Varlığıma katlanabiliyor musun?
Bana rüzgârın henüz isim almadığı,
acının kelimelere satılmadığı o ilk çağlardan bir soru sor hadi.

Neden durduk yere burada, bu uçurum çıkmazında kesişti yollarımız?
Madem buradasın, madem bir anlığına birbirimize değdi gölgelerimiz
Konuş şimdi
Bana yalan söyleyeceksen bile, sana ait bir yalan söyle.

Yoksa şu soğuk toprağın altında
Seni sahiden hiç tanıyamadan öldüğüme
Kendi ruhumu asla ikna edemeyeceğim.

Hastane (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Hastane’yi dinlemek için tıklayınız:

Albüm Adı: TRAMVAY
Albüm Yılı: Henüz Neşredilmedi
Şarkı Adı: Hastane
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Rob EVN
Miksaj & Mastering: Ersin A. & Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:

1. BENT
Kurban Bayramı sabahı, tek başıma kıldığım
O namazdan döndüm eve, en yakındaki camiden
O dört elin iç içe geçtiği tokalaşmalar bitmiş
Eve dönülmüş, tam bayramlaşılacakken birden,

    Yığıldı annem yere, hastane, acil
    Önemli bir şey yoktu ama bekleyecektik mecbur
    Dalıp gittim etrafa ben de, kendini kesen kasaplar
    Barışmak için bir araya gelip de daha beter kavga edenler…

    Memleketin bayramı sızmıştı koridorlarına da acilin
    Derken o an girdi içeri, bir genç, başlarındaydı yirminin
    Gözleri sanki bakmaktaydı ardından bir perdenin
    Vardı sanki bu dünyayı seçmeye çalışır gibi bir hâli

    Ne acı vardı yüzünde ne de korku
    Bir çeşit ermişlik, hakikatin o ürkütücü sükûnu
    Sağ bileği kanlı, sarılmış acemi bir sargıyla
    “Damarı kesmiş” dedi doktor, babasına, kaygıyla

    Kapının önünde, babasıyla kardeşinin o telaşı
    Derken yorgun fısıldaşmalarına şahit oldum, bir endişe
    “Telaş yapmasın,” diyordu baba “atacaklar bir dikiş”
    Sonra bir anons: Kan gerekli, B RH pozitif

    Benim kanımdı bu ve çocuk içindi anladım
    Gizli bir telaş başladı, kimsenin duymadığı
    Bir eli cebindeydi demin, nasıl bu kadar ağır ki?
    Birini kesmiş hayati damarlardan, nasıl dayandı?

    Bir saatin ardından bilgi verdiler yakınlarına
    Müsaade ettiler yanına girmelerine sonrasında
    Bir vakit geçti çıktılar kapalı kapıdan üçü birden
    Hava almak için oturdular bir banka, hep beraber

    “İyi misin?” dedi babası, “Olabilir” dedi
    Küstahça bir cevap değil, sade “Olabilir” dedi
    Baba başladı konuşmaya ama öğütten ziyade
    Sözlerinde anlam veremeyiş vardı bu suikaste

    Çocuk konuşmuyordu, dinliyormuş gibi de değildi
    Sonra ifade için kalkıp polise gitti baba ve abi
    Nitekim vakıa, intihar olunca adlî bir hadiseydi
    Nihayet yalnız kalmıştı, sorup öğrencektim

    NAKARAT
    Bir çiçek solar
    Bir çocuk solur
    Olan ölür
    Ölen olur
    Hastane
    Kimine ilk
    Kimine son
    Durak olur

    2. BENT
    “Birlikte olduğun hakikat nedir?” diye sordum
    Beklediğim bir azardı, beklediğim bir küfür
    Ama o buğulu bakışlarla bana döndü ve konuştu
    “Hakikat falan yok, sıramı savmak istedim”

    Hakikatin kucağındaki bu genç, nasıl olurdu da
    Hakikat filân yok derdi, anlamıyordum hiç
    Acaba sırası gibi beni de savmak mı istemişti
    “Yok mu?” dedim, “Var,” dedi, “fakat biz bilemeyeceğiz”

    “Bildiğin şey ne? Ne biliyordun da kestin bileğini?”
    “Karac’oğlan’ı biliyorum, Mayakovski’yi, Werther’i,
    “Foster Wallace’ı, Zweig’ı, Hidâyet’i, Hemingway’i,
    “Tüm bunları biliyorum, bu kişilerin hepsini”

    Sonra Karac’oğlan’ı anlattı, bir mağaraya girip ölmüş
    Foster Wallace’ı sonra, evinde kendini asmış
    Virgina Woolf’u, bir nehre atmış kendini
    Ve dahi Sokrates’i, içmiş baldıran zehrini

    Osman Uçarer’i, Murat Elbay’ı, nicesini
    Yukio Mishima’yı, onun samuray kılıcını
    Sâdık Hidâyet’i, gazla boğmuş kendini
    “Hepsi,” dedi, “ihanete şahit oldukları için”

    “Osmanlı, Amerika, Japonya, İran, Sovyetler
    “Burası cehennem, bir suç, bize yapılan ihanet
    “Onların gördüğü şey işte buydu her biri ihanetler,
    “Katliamlar, yalanlar ve riyalar içindeydi”

    Konuşması bittiğinde hızla çarpıyordu yüreğim
    Durup sustu bir süre, sonra geldi babası ve kardeşi
    Hep beraber girdiler içeri, müşahede altındaydı
    Girmeden önce, buradaysan sohbet edelim demişti

    Söyledikleri mantıklıydı, topraklar fethetmiş,
    Devrimler yapmış, milyonlarca insanı mesuliyeti
    Altına almış o ülkelerde tam bir ihanet vardı
    Hepsinde de insanın haysiyeti tarumardı

    Demek onun intiharı da bu sebeptendi
    Şahit olduğuna dayanamamış ve de kesmişti
    Bilek damarlarını, belki kendisini
    Kurban etmek istemişti, kim bilebilir ki

    Biz orada beklerken başka bir odada bir telaşe
    Başlamıştı işte biri için daha, birkaç hemşire
    Girip çıkıyordu kapıdan, işte biri daha
    Ölüm kalım savaşı veriyordu, kimse duymadan

    Bir saat sonra bizimkilerin yanından ayrılıp da
    Genç adamın kaldığı yere doğru yürüdüm, onunla
    Sohbet edecek olmak beni epeyi heyecanlandırdı
    İsterdim anlatmasını, beni aydınlatmasını

    Girdiğimde odada bulamadım, yoktu yakınları da
    Bir hemşireye sordum, konuştu soğukkanlılıkla
    “Bir saat önce kaybettik kendisini”
    “Ama nasıl?”
    “Tekrar bileklerini kesti, durduramadık kanamasını”

    Düşüp bayıldım ve sonra ayıldım
    Fakat bu kez de gözümü açamadım
    Uykuya daldım, değildi hiçbir şey umrumda
    Fakat biliyordum, bir sedyedeydim, gerçekliğin koynunda

    Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur
    Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır
    Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur
    Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır

    Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz’i dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz
    Neşir Tarihi: 27.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Şükrü Erbaş (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [ŞİİR, Şükrü Erbaş]
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

    [AÇILIŞ]
    Niçin öldürmeliyiz hususunda sanırım artık hemfikiriz
    Gerekçeler tamam, vicdanlar rahat, karar kesin
    Fakat nasıl olmalı bu? Bu işi nasıl halledeceğiz?
    Estetik mi olsun, vahşi mi?
    Sessiz mi olsun, yoksa…
    Bir şölen gibi mi?

    [1. BENT]
    Nasıl kıyılır bu cana, usulü ne olmalı?
    Kan mı akmalı su gibi, kadehler mi dolmalı?
    Yoksa sessiz sedasız bir gece vakti mi biz
    Kazıyalım kökünü, kalmasın tek bir filiz

    Hayır, gürültülü olsun, ibret olsun âleme
    Yakışmaz sessiz ölüm, bu kutlu mücadeleye
    Öyle bir sahne kuralım ki benzesin kıyamete
    Kurban edelim hepsini o yüce medeniyete!

    Evvela taptıkları o kutsal toprak ile
    Doldurun ağızlarını, tıkın nefeslerini
    Çamurla sıvayın ki o kaba dillerini
    Bir daha söylemesinler yanık türkülerini

    Kendi kör bıçaklarıyla, paslı tırpanlarıyla
    Doğramalı etlerini, biçmeli ekin gibi
    Harman yerine serip o nasırlı gövdeleri
    Dövenle ezmeli ki ayrılsın ruh ve deri

    Kazma saplarıyla vurun, çatırdasın kemikler
    Anlasınlar neymiş o toprağa vurmak her gün
    Kendi kuyularına atın, taş doldurun üstüne
    Karanlıkta çürüsünler, görmesinler gün yüzü

    Ya da durun, onları güzellikle boğalım
    Parfüm koklatın zorla, leş kokan burunlara
    Mozart çalın son sesle, patlasın kulakları
    Dayanamaz o akılları bu zarif oyunlara

    Bağlayın sandalyeye, aynalar koyun önüne
    Kendi çirkin yüzlerine bakarak can versinler
    Estetik bir şok ile dursun kaba kalpleri
    Güzelliğin zehrini damarda hissetsinler

    Kitap sayfalarıyla kesin o kalın parmakları
    Şiir okuyun onlara, öyle bön bön baksınlar
    Anlamadıkları her söz bir kurşun olsun onlara
    Cehaletin utancıyla kavrulup da yansınlar

    Veya salın üstüne aç kalmış köpekleri
    Boğuşmayı severler ya, görsünler hasmı şimdi!
    Parçalasın dişleriyle, o ağırkanlı eti
    Tabiat geri alıyor bak verdiği emaneti

    Derilerini yüzüp de davul yapın gergin
    Çaldıkça inlesin o bitmeyen cehaletleri
    Kemiklerinden kule, kafatasından duvar
    Örün ki sınırlarına, korksun tüm nesilleri

    Beton dökün üstlerine
    Gri, soğuk bir beton
    Heykel olsun donup kalsın
    Gelsin artık mutlu son

    Presleyin gövdeleri
    Asfalt yapın yollara siz
    Üzerinden geçsin artık
    O lüks arabalarımız

    Fabrika bacalarına
    Yakıt yapın yağlarını
    Çarklar dönsün, dişliler
    Ezsin o sığ başlarını

    Söyleyin şimdi bana
    Yetti mi bu tarifler?
    Az bile, az bunlara
    O çekilen zahmetler

    Kazmayla, kürekle
    Tırpanla, orakla
    Estetikle, sanatla
    Betonla, yasakla!

    Vurun, vurun durmayın
    Bu bir temizlik şöleni
    Kâinat alkışlıyor
    Köylüyü öldüreni!

    [ŞİİR, Şükrü Erbaş]
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

    [2. BENT]
    Bitti işte temizlik, dindi o kaba sesler
    Tarlalar dümdüz oldu, ne başak var ne diken
    Kerpiçler toz duman, tezek kokusu gitti
    Şehirler birleşti bak, ufukta yok bir engel

    O nasırlı elleri toprağa gömdük derin
    Artık kimse sümkürmez o şık kaldırımlara
    Otobüsler tertemiz, ayak kokusu bitti
    Parfüm sıkmış gibiyiz bütün manzaralara

    Gözümüz aydın olsun, estetik kazandı bak
    Ne şalvarlı bir gölge ne kasketli bir kafa
    Her taraf cam ve çelik, her yer steril, parlak
    Kaldırdık o geçmişi, en tozlu, en kör rafa

    Lakin söyleyin şimdi, bu sofrayı kim kurar?
    Domatesi kim eker, buğdayı kim savurur?
    Kimi azarlayacağız, kime hava atacağız?
    “Köylü” diye ezmezsek, kime efendi deriz?

    Et bitti, süt kesildi, yumurta zaten hayal
    Laboratuvar etiyle, doyacağız besbelli
    Toprak küstü bizlere, tohum çatlamaz oldu
    Betonu kemiririz, aç kalırsak, temelli

    Türküler sustu birden, neşet gitti, saz gitti
    Caz dinleriz artık biz o soğuk barlarda hep
    Ama bir eksik var bak, ciğer yanmıyor artık
    Ruhumuz üşüyor o teknik şarkılarda hep

    Kime cahil deriz şimdi, kimi eğiteceğiz?
    Kimi kurtaracağız, o yüce filmlerde?
    “Öteki” olmayınca, “ben” de eridi gitti
    Manasız kaldı hepsi, o pek derin ilimler de

    Seçim vakti gelince kime kızarız artık?
    Makarnacı kalmadı, herkes latte içiyor
    Mazeret bitti beyler, başarısızlık için
    Artık bu elit gömlek bize pek dar geliyor

    Bıçağı kapın beyler
    Çatalı tutun hanımlar
    Köylü bitti madem ki
    Yanıyorsunuz açlıktan

    Dönmüşken gözlerimiz
    Bakıyorken yana yana
    Yiyin birbirinizi hadi
    Kalmasın tek bir tane!

    [ŞİİR, Şükrü Erbaş]
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

    [3. BENT]
    Aç kalmadık korkmayın, gemiler yük taşıyor
    Şili’den elma gelir, Çin’den sarımsak gelir
    Çoban lazım olursa ithal ederiz elbet
    Nasılsa bu düzene her türlü ahmak gelir

    Köylüleri öldürdük, köyleri yuttuk tamam
    Her yer şehir, her yer biz, her yer aynı terane
    Sıkıntıdan patlarız, düşmansız bu cennette
    Yaratacağız içimizden yeni bir “köylü” yine!

    Koşu Koşuver Nargözlüm (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Koşu Koşuver Nargözlüm’ü dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Koşu Koşuver Nargözlüm
    Neşir Tarihi: 25.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Cahit Zarifoğlu (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [ŞİİR, Cahit Zarifoğlu]
    Koşu koşuver nargözlüm
    Yuvarlak biçimli ayakların
    Küheylan kolanı gibi kuşağın
    Gürbüz kalçalarının üzerinde

    Koştur azaplardan kaçalım
    Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
    Bir söze iki gülüş bir öpücük
    İki bedeni birbirine katalım

    Ruhsatlım sevdamsın berigel
    Kanın höpürtülü, başın dik
    O seven yuyan bakışınla
    İçimi yuğ, mermer döşegel

    Dorukta yeni ay ince işaret,
    Geceye bir şey olmaz gayri,
    Ne kem gözler gezinir karanlığa,
    Ne evin sevincinden korkan bulunur.

    Asmalarda güneş ve çocuklarımız
    Çardakta ıslak ve ekşi uyur
    Bacın bazlama yağlasın sahana
    Mutluyuz tüm dünyaya duyur

    [BENT]
    Kaçalım azaptan, dağlar bizimdir
    Şehirden uzakta, çağlar bizimdir
    Koruklar bal olmuş, üzümler kara
    Patlasın o salkım, bağlar bizimdir.

    Asmada çocuklar, mışıl mışıldır
    Rüyalar gökkuşağı, ışıl ışıldır
    Kalksın bacın şimdi, yaksın ocağı
    Güneş sofrada bak, pırıl pırıldır

    Çözül de gel beri gel deli kısrağım
    Belin bir yay gibi gerilsin
    Aklımı al, suya ver
    O buğday sarısı, o başak soylu gövden
    Alevden bir harman yeri şimdi
    Yıldızlar salkım salkım üstümüze
    Ay vurmuş mu omuzlarına taptaze bakalım

    Kır zinciri gel gayri, kısrak gibi şahlanıp
    Şu yanan ağustosun bağrına düşelim biz
    O gürbüz kalçaların yükünü yere vur da
    Dünyanın çivisinden birlikte şaşalım biz

    Topukların değerken o çatlamış toprağa
    Can yürüsün köklere, su yürüsün yaprağa
    Kemerini çözüver, nefes alsın o belin
    Dönelim seninle biz bir coşkun ırmağa

    Salkımlar yere değmiş, bereketten çatlıyor
    Dudakların şırası, dudağımda patlıyor
    Bir ısırık al hele o hayatın tadından
    Kanımızda bir nehir, engelleri atlıyor

    Koruklar bal eylemiş, beklemenin sonu bu
    Bu şehvetin ve lezzetin en helal oyunu
    Ezelim o üzümü, göğsümüzün üstünde
    İçelim kana kana, aşkın en koyu suyunu

    Amasyalı (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Amasyalı’yı dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Amasyalı
    Neşir Tarihi: 23.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Süleyman Çobanoğlu (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [BENT]
    Sana kaldı fütühat, ya ne sandın Amasyalı
    Sırtlan şimdi Türkiye’yi, sırtlan arkadaşlarını
    Şehzadeler uyudu mermer lahitlerinde
    Çekildi beyler, ağalar, o sırça köşklerine

    Tarih rütbe söküyor bak senin ellerinde
    Sen nöbeti devraldın o suskun siperinde
    Viyana kapısı yok, pimapen balkonun var
    Atın yok, senedin var, bir de soğuk namlun var

    Sana kaldı bu sancak, taşıyamaz bir başkası
    Yırtıldı medeniyetin o yaldızlı maskesi
    Varsıl değil, bey değil, mülkiyetin yok senin
    Lakin o bakışında tapusu vardır ülkenin

    İstanbul kadeh tutar, biz tutarız mavzeri
    Görmez o müstesnalar, toprağa düşen teri
    Siz şarap içerken ah pek ince kederlerle
    Uzak iklimlerdeki o süslü kaderlerle

    Şili’de devrim olsa yas tutar o aydınlar
    Burda kopsa kıyamet, duymaz körler, sağırlar
    Kemiği çatlatan o ses duyuldu bak derinden
    Bir Amasyalı geçti, oynadı yer yerinden

    O taş benim, kapatan, vatanın çatlağını
    Amasyalı bir bakış alır elbet öcünü
    Amasyalı bir nefes üflerken o kora
    Sönmüş bütün ocaklar yeniden harlanıyor
    Fütuhat senin işin, çok uzaktır Ankara
    Senin o bakışında bir vatan toparlanıyor

    [ŞİİR, Süleyman Çobanoğlu]
    Baktık ki omzumuzda kıldan keskin bir urgan
    Türkiye ağır yüktür bilmeyen ne bilesi

    Balkona bayrak astım sonra öptüm ve sustum
    Benim balkon Tuna’ydı, Bağdat’tı hem Mohaç’tı.
    Amasyalı hey dedim sana kaldı fütühat
    Hoşgeldine geldiler çoğunun karnı açtı

    Türkiye ağır yüktür kemiği çatırdatır
    Kırılan kirişleri Dağlıca’da biz tuttuk
    Aktütün’de, Eruh’ta, varsıl değil bey değil
    İnledik derin derin İstanbul’u uyuttuk

    Ahdettik de bir zaman geldikti, Kara Oğuz
    Bin yıl oldu muttasıl toprak doydu kan ve ter
    Bir yerden başlamaksa, bakışın Amasyalı
    Ve bayrağı astığın o küçük balkon yeter!

    Doğrudur felek bugün bizi rüsvay eyledi
    Varsıl değil, bey değil; çavuş, sadece çavuş
    Bir baktı, yalnız bir an – – kemiği çatırdatır
    Kartalların ürktüğü o mübarek küçük kuş!

    Çingenelerim (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Çingenelerim’i dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Çingenelerim
    Neşir Tarihi: 21.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Âsaf Hâlet Çelebi (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi]
    deniz kenarına inen çingenelerim
    sulara içmeden bakarlar
    o sular tuzludur
    balıklar içer

    yeşil otların içine gömülen çingenelerim
    otları yemezler
    o otlar tatsızdır
    katırlar yer

    çiçekli şalvar seven çingenelerim
    çiçeği sevmezler
    kalem parmaklı çingenelerim
    kalem tutmazlar
    falıma bakarlar da
    yüzüme bakmazlar
    elime bakarlar da
    ayağıma bakmazlar
    paramı isterler de
    beni istemezler

    yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım
    kibarım diye bana gönül vermezler

    [BENT]
    Tuzlu sudur o deniz, balıkların kadehi
    Onlar için bu dünya bir anlık konak yeri
    Eşyanın hırsı bitmiş, dalgalar bize bakar
    Tuzlu bir yalnızlık bu, gelir içime akar

    Yüzlerini güneşle yıkayan bu kızların
    Kibarlığım yüküdür o hırçın ağızların
    Deniz bir cam kırığı, batar da içmezler hiç
    Denize inen esmer, gel de bir de buradan geç

    Kibarlığım bir gurbet, onlar asla dönmezler
    Kibar diye bu kalbi çöpe atıp geçerler
    Yeşil otun içinde o kıvrak gövdeleri
    Onlar güneşle doğup güneşle can seçerler

    Kibarlığım bir pranga, onlar hür ve serseri
    Dönmezler bu zindana artık bir daha geri
    İstemezler hiç beni, güneş yeter onlara
    Bense hapsolmuşum bak, şu soğuk salonlara

    Onlar mülksüz ve çıplak, bense kibar bir enkaz
    Biter bu kısa rüya, başlar o sonsuz ayaz
    Güneşten bir hırkayı giyip de gidenlerin
    Gönlünde yeri yoktur kibar beyfendilerin

    [ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi]
    çiçekli şalvar seven çingenelerim
    çiçeği sevmezler
    kalem parmaklı çingenelerim
    kalem tutmazlar
    falıma bakarlar da
    yüzüme bakmazlar
    elime bakarlar da
    ayağıma bakmazlar
    paramı isterler de
    beni istemezler

    yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım
    kibarım diye bana gönül vermezler

    Ali (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Ali’yi dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Ali
    Neşir Tarihi: 18.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Faruk Nafiz Çamlıbel (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [ŞİİR, Faruk Nafiz Çamlıbel]
    Namluya dayanır yola dalarsın
    Duruşun bakışın yaman be Ali
    Boşuna tetiği ne kurcalarsın
    Var daha ateşe zaman be Ali

    Yıllanmış bir çınar pusuluk yerin
    Neredeyse gelecek beklediklerin
    Var iki atımlık canı kederin
    Desene işleri duman be Ali
    O’nu sen büyüt de söğüt boyunca
    Kendini ellere versin o gonca
    Sözüne kanmadın bunu duyunca
    Gönlündü gözünü yuman be Ali

    Geldiler beklenen çiftler ormana
    Duruyor iki genç ne hoş yanyana
    Bir kurşun kadına bir de çobana
    Çınlasın yıllarca orman be Ali
    Görünce uzanmış yar kucağına
    Boynunu dolamış zülfü bağına
    Kurşunu kahpeye atacağına
    Kendine çevirdin aman be Ali

    [BENT]
    Mavzerin o kundağı yaslanır garip döşe
    Alevden bir zehir ki sinmiş kor ateşe
    Güneş küsüp de gitmiş, şu karanlık kör köşe
    Gölgenin düştüğü yer, pusudaki yan üşür

    Çökmüş dağın ardına, kalkmaz o kara duman
    Geçmek bilmez saniye, durmuş sanki zaman
    Nefes alsan duyulur, hâlin öyle yaman
    Dişlerini sıkarken damaktaki kan üşür

    Yapraklar gazel dökmüş, rüzgâr vurur sazına
    Mevsim dönmüş kışa, var baharına yazına
    Kader ilmek atmış bak Ali’nin boğazına
    Kâinat buz keser de şu koca cihan üşür

    Geliyor nazlı yârim, aksı süzülür suda
    Bilmez ki garip başım bekliyor kör pusuda
    Bülbül feryat edip takınır gamlı eda
    Güle el değdikçe ah dalında diken üşür

    Sarmış o yad elleri incecik yâr beline
    Rüzgârlar meze olmuş zülfünün her teline
    Değdikçe o çobanın gözü gonca gülüne
    Bakmaya kıyılmayan o taze fidan üşür

    Gözleri ceylan gibi, seker gider bayırda
    Yürürler kol kolalar o yemyeşil çayırda
    Ali’nin aklı şaşmış, şerde midir hayırda?
    Gözyaşı sel olur da kirpikte mercan üşür

    Elini uzatınca değer yârin tenine
    Bilmez namlu bakıyor o alnının çatına
    Azrail kılıncını bilemiş kefenine
    Bilmeden gülüp geçen o gafil düşman üşür

    Vursa yâri ölecek, vurmasa kendi yanar
    Boşluğa düşüverir o an açılan kollar
    Sığınacak yer arar bahtı karalı kullar
    Çaresiz dert içinde aranan derman üşür

    Gez ile göz arası biçilir bak bir ömür
    Namlunun o deliği sanki kapkara kömür
    Tek el silah sesiyle inleyen orman üşür
    Toprağa düşen baştan yayılan o can üşür

    Gidiyor kör boşluğa, ardına bakmaz civan
    Ölümün şerbetine olur gönüllü revan
    Dar gelir sinesine şu koca yalan cihan
    Kefenin sarıldığı o cansız beden üşür

    Anı (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Anı’yı dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Anı
    Neşir Tarihi: 16.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Melih Cevdet Anday (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [BENT]
    Sofrada dumanı tüten şu ekmek
    Bölerken utanır elim nedense
    Zor gelir nefesi göğsüme çekmek
    Sıradan bir sızı değil bu bence

    Bir ana, saçını tararken kızın
    Korkar incitmekten, okşar telini
    Aklıma düşürür morarmış boğazın
    İlmeğin sıktığı o son hâlini

    Ne zaman göklerde bir kuş süzülse
    Ruhumun üstüne gölgeler düşer
    Bir kafes olur şu koca dünya
    Ansızın içimi hatıran deşer

    Eğilip bağlasam şu ayakkabımı
    Elimde kördüğüm olur bağcık
    Sızlatır aniden kendi boynumu
    Boğazda daralan o ince ilmek

    Sıcak ekmeği bölerken utanmak bundan
    Mevsimler dönerken, saçım ağarırken
    Benim her gün biraz daha yaşlanmam
    Sizin hep gencecik kalmanız bundan

    [ŞİİR, Melih Cevdet Anday]
    Sevdiğim çiçek adları gibi
    Sevdiğim sokak adları gibi
    Bütün sevdiklerimin adları gibi
    Adınız geliyor aklıma

    Bir çift güvercin havalansa
    Yanık yanık koksa karanfil
    Değil unutulur şey değil
    Çaresiz geliyor aklıma.