Amiri Baraka, Tek Gecelik Konaklama

TEK GECELİK KONAKLAMA

(Allen İçin)

Tam öğlen vakti girdik şehre! Yükseklerde çanlar. Radyo açık.
Prokofyef filân; günün hırçın tortusunu
ahenksizliğin keskin ağlarına düşüren.

Gürleyerek geçtik eski kapılardan. Asılı duran o demir kapılar
bozarmıştı hepten, tuğlalar yosun tutmuş, ufalanıp, köpeklerin arşınladığı
molozlara dönüşmüşler.

Nehir de gürlemekteydi ha. Ve nasibimiz neyse güneşten yana
hepsi gömüldü suya, yahut siniverdi yaralı askerlerin
derme çatma çadırlarına.

Oracıkta, nehrin kıyısında ayrıca, mavi çelik miğferler
cılız otların üzerinde parlamaktaydı, ve otların çiğnendiği o yerden
toprak sırıtıyordu kahverengi.

Girdik içeri, o hayretimizle, kuzeyden.
Çelikten otobanlar üzerinden, öğlenin mermer bağırsaklarından.
Zeytinimiz vardı, ve dahi sazlarımıza zula edilmiş yeşil tomurcuklar.

Kıvrık Albion borazanları, ılık yağmurda pas tutmuş, köylü arabaları,
sersemlemiş, kıvırcık kafaları leyla ve pek yaygaracı o kara mı kara ırgatlar,
Betona sığınmış beş parasız yaban çalıları,

Arnavut kaldırımlarda tekerleklerin gümbürtüsü, Yeşilin feri sönmüş.
Eski evlerin tozlu görüntüsü & süzer bizi sinsice o ihtiyar adamlar
girerken biz içeri; basıyoruz kahkahayı, en gürültülüsünden.

Yaban kılıklı adamlarız bizler. Şapkaları düşürdük öne ki
kavurmasın güneş sakallarımızı; tuhaf ayakkabılar, kitap & tavuk dolu torbalar.
Uzun yoldan geldik & emin değiliz hangi maske

daha fiyakalı.

Mütercim: Özgür BAĞLIYALNIZ

ONE NIGHT STAND

(For Allen)

We entered the city at noon! High bells. The radio on.
Some kind of Prokofieff; snaring the violent remains of the day
in sharp webs of dissonance.

We roared through the old gates. Iron doors hanging
all grey, with bricks mossed over and gone into chips
dogs walked through.

The river also roared. And what sun we had
disappeared into the water, or buried itself
in the badly pitched tents of the wounded soldiers.

There, also, at the river, blue steel hats glinted
on the sparse grass, and brown showed through
where the grass was trampled.

We came in, with our incredulousness, from the north.
On steely highways from the marble entrails of noon.
We had olives, and the green buds locked on our lutes.

Twisted albion-horns, rusted in warm rain, peasant carts,
loud black bond-servants dazed and out of their wool heads,
Wild shrubs impecuniously sheltered along the concrete,

Rumble of the wheels over cobblestones, The green knocked out.
The old houses dusty seeming & old men watching us slyly
as we come in; all of us laughing too loud.

We are foreign seeming persons. Hats flopped so the sun
can’t scald our beards; odd shoes, bags of books & chicken.
We have come a long way, & are uncertain which of the masks

is cool.

Amiri Baraka, Hepyek

HEPYEK

Hamurumu yoğuran kudret
yitip gitmiş, ziyan zebil olmuş
kendi kalıbında, o uslu rızkını
emdiği sokaklardan
süpürülüp atılmış
eski, esmer bir posaya dönmüş.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀Peki ne yapsın bu et yığını,
kelamın zoruyla eceline güdülen
bu et, ne yapsın? O, üflesen uçacak hâller,
şu kuru nefesin etrafında etekler gibi kabaran o hâller.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀Olamayacağımız şeyler
olduğumuzu ispatlayabilmek için
dine aykırı riskler alıyoruz. Misal,

Bir deli bile değilim.

Mütercim: Özgür BAĞLIYALNIZ

SNAKE EYES

That force is lost
which shaped me, spent
in its image, battered, an old brown thing
swept off the streets
where it sucked its
gentle living.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀And what is meat
to do, that is driven to its end
by words? The frailest gestures
grown like skirts around breathing.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀We take
unholy risks to prove
we are what we cannot be. For instance,

I am not even crazy.

Amiri Baraka, Kara Dada Nihilismus

KARA DADA NİHİLİSMUS

⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀. Hangi nura karşı

batıldır, ölü kalmak uğruna
ciğere çekilen şu nefes.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀Cinayet, o paklanmış

niyet, cılızdır, Tanrı’nın
karşısında, diyelim ki getirdiler O’nu
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀kan revan içinde bana, bağışlamazdım

asla, hatta onu anmazdım bile
kara dada nihilismus diye.

İşte o protestan şefkati, o koca camlar,
Mondrian misali kutu kutu parsellenmiş o renkler, ve dahi
cerrahın neşteri altında, yahudilerin

o çirkin, o sessiz ölümleri. (69’uncu caddede
cepte mangır ve suratında estetikli bir
burunla uyanmak güne. Kara dada nihilismus, şu

şemsiyeli isa yerine. Fötr şapkalı dümenler yerine,
yerleri vıcık vıcık eden o sinema patronları yerine.
K.D.N., o gizil adamların şerefine, Hermes, o

kapkara sanatın şerefine. Talan (ahh, bak yine peydahlandı
altın uğruna can alan o sinsi katiller. Kokteyl
masalarının engizisyon cellatları. Ey Trismegistus,

al şunları tezgâhına, o simya cenderesinde, kayayı
kanayan inciye, kurşunu alev alev yanan bir yağmaya
devşirirlerken onlar, ölü Moctezuma, bellet şunlara, Batı denen yerin

nasıl gri iğrenç bir çukur olduğunu.

2

Sartre’dan, beyaz bir adamdan, söküldü
son nefes. Ve yalvarıyoruz gebersin diye,
katledilip gitmeden evvel. Plastik patlayıcımız falan

yok bizim, sadece o ince, harbi bıçaklar.
Usturalarımız. Onlara karşı savurduğumuz gürzümüz, ne diye
emanet taşıyorsun ki? Yahut o gaddarca ezilmiş

yürek pıhtılarını? Ne diye onların ulaşabilecekleri yerde
duruyorsun ki? Ne diye burada oturuyor, duruyor ya da
yürüyorsun, karanlık bir depoya bakan

şu pencerenin kenarında. Zihinlerin samanlar içine
istiflendiği o depo. Yeni yuvalar, şu devasa kuleler, cebinde
mangırı yahut sanatı olmayanlar için. Bir ölüm tarikatı,

sokak lambasının dibinde tokadı patlatacak, yalın
bir bileğe duyulan açlık. Usturacılar, o kiralık
topraklarının altından sökün eden. Çık gel, kara dada

nihilismus. Beyazların kızlarının ırzına geç. Babalarının
ırzına geç. Analarının gırtlağını kes.
Kara dada nihilismus, boğ benim o dostlarımı

yatak odalarında, içkileri yerlere dökülürken,
kıvırtan kalçalara kudurmuş hâlleriyle, yahut o efendinin
uyluğundan kıymıklar emen, koyu ciğer rengi dudaklarıyla boğ, onları boğ.

Kara çığlık
ve zikir, çığlık,
ve boğuk, gaybdan
gelen
bir böğürtü. Dada, safra kusan dada,
ne iğrençlik ama şu kubbenin
altında bellenmiş, siyahi, mukaddes
bok (onlara günahkâr diyorum ben oysa

yahut o kayıp
⠀nihilist Alman tetikçilerinin
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀yitik yanık efendileri
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀bellediğimiz
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀onca

sanat, hani
demiştin ya
mangır, Tanrı, iktidar,
öyle gaddar bir ahlak yasası ki bu
yerle yeksan etti Bizans’ı, Tenoçtitlan’ı, Komançileri
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀(ayıktın mı mevzuyu, Yavrum!

Tambo, willie best, dubois, patrice, mantan, o
tunç tenli bitirimler aşkına.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀Jack Johnson, asbest, tonto, buckwheat,
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀billie holiday aşkına.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀tom russ, l’ouverture, vesey, beau jack aşkına,

(yitik tanrı damballah, ya huzur ver bize ya da kurtuluş
onun kayıp beyaz çocuklarına karşı
niyetine girdiğimiz o cinayetlerin vebalinden
kara dada nihilismus

Mütercim: Özgür BAĞLIYALNIZ

BLACK DADA NIHILISMUS

⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀. Against what light

is false what breath
sucked, for deadness.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀Murder, the cleansed

purpose, frail, against
God, if they bring him
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀bleeding, I would not

forgive, or even call him
black dada nihilismus.

The protestant love, wide windows,
color blocked to Mondrian, and the
ugly silent deaths of jews under

the surgeon’s knife. (To awake on
69th street with money and a hip
nose. Black dada nihilismus, for

the umbrella’d jesus. Trilby intrigue
movie house presidents sticky the floor.
B.D.N., for the secret men, Hermes, the

blacker art. Thievery (ahh, they return
those secret gold killers. Inquisitors
of the cocktail hour. Trismegistus, have

them, in their transmutation, from stone
to bleeding pearl, from lead to burning
looting, dead Moctezuma, find the West

a grey hideous space.

2

From Sartre, a white man, it gave
the last breath. And we beg him die,
before he is killed. Plastique, we

do not have, only thin heroic blades.
The razor. Our flail against them, why
you carry knives? Or brutaled lumps of

heart? Why you stay, where they can
reach? Why you sit, or stand, or walk
in this place, a window on a dark

warehouse. Where the minds packed in
straw. New homes, these towers, for those
lacking money or art. A cult of death,

need of the simple striking arm under
the streetlamp. The cutters, from under
their rented earth. Come up, black dada

nihilismus. Rape the white girls. Rape
their fathers. Cut the mothers’ throats.
Black dada nihilismus, choke my friends

in their bedrooms with their drinks spilling
and restless for tilting hips or dark liver
lips sucking splinters from the master’s thigh.

Black scream
and chant, scream,
and dull, un
earthly
hollering. Dada, bilious
what ugliness, learned
in the dome, colored holy
shit (i call them sinned

or lost
⠀⠀burned masters
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀of the lost
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀nihil German killers
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀all our learned

art, ’member
what you said
money, God, power,
a moral code, so cruel
it destroyed Byzantium, Tenochtitlan, Commanch
(got it, Baby!

For tambo, willie best, dubois, patrice, mantan, the
bronze buckaroos.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀For Jack Johnson, asbestos, tonto, buckwheat,
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀billie holiday.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀For tom russ, l’overture, vesey, beau jack,

(may a lost god damballah, rest or save us
against the murders we intend
against his lost white children
black dada nihilismus

Fontaines D.C.

SEVİYORUM SENİ

Seviyorum seni, seviyorum işte, daha ne diyeyim
Bundan gayrı dert bilmedim, ben hiç böyle hissetmedim
Ola ki haberin yoksa diye, sana yazdım bak bu şarkıyı
Seni sevmeye devam etsin diye, ben boylasam da bir gün mezarı
Şu deli gönlümü savurup durdum, Dublin’den Paris’e
Güneş açtı derler de, şavkı bir kez değmedi yüzüme
Boran desen tepemde, acı hep iliklerimde
Aynen öyle

Seviyorum ulan işte, sensiz cihanı neyleyeyim
Varsa yoksa sen sen sen, aklım fikrim sadece sen
Ola ki varsa bir rahmet, o da seni bulsun isterim
Varsa yiyecek ekmeğim, seninle olsun isterim
Gayrı çarklar kalbimizdedir, evvel sade sendeydi oysa
Sen anca pencereni arala, kapını açmazsın ki asla
Seviyorum lan, seviyorum işte, ben daha ne diyeyim sana

Kıyım eyler sakat bir gurur satarmış onlar, anladım
En başından ben olmalıydım, ben olmalıydım o zalim puşt
Ömür dediğin çetin yokuş, öptüm uzatılan her eli eteği
İçkiler dizdiler önüme hem bak ne dedilerse boyun eğdim

Ne vakit dönse talihim kumarda, kimseye zırnık koklatmadım
Ta ki 30 çeşit ölüm raftan bana bakana değin bir gün
Vardı bulutları yaran bir gülüşüm, pırıl pırıl bir çocuktum
Lakin çakallarmış bu ülkeye hükmeden, dişlerinde kemikleriyle çocukların

Şimdi sabahlar, sana hayat dersi vermeye kalkan burnu pudralı züppelerle dolu
Anaları iktidar da, babaları muhalefet midir bunların?
Vatan millet derler de görmezler vatan uçurumun kenarında
Şu gençliğe bir ayna tutsan, bunlar kendilerini seyreder o aynada

Çiçekler ölüm ilanı, hangi gence sorsan ölmek ister
Söyle bundan kâr edene, yavşak umursamaz gider
Yavşak umursamaz gider, yavşak umursamaz gider
50 kere haykırsan da yüzüne, yavşak gözyaşı mı döker
Söyle yalan mı bu sözler?

Seviyorum seni, seviyorum işte, daha ne diyeyim
Bundan gayrı dert bilmedim, ben hiç böyle hissetmedim
Ola ki haberin yoksa diye, sana yazdım bak bu şarkıyı
Seni sevmeye devam etsin diye, ben boylasam da bir gün mezarı
Gayrı çarklar kalbimizde, evvel sade sendeydi oysa
Aksiseda, aksiseda, ışıklar sönüyor baksana
Işıklar sönüyor baksana, ışıklar sönüyor baksana
Aksiseda, aksiseda

Kıyım eyler sakat bir gurur satarmış onlar, anladım
En başından ben olmalıydım, ben olmalıydım o zalim puşt
Ömür dediğin çetin yokuş, öptüm uzatılan her eli eteği
İçkiler dizdiler önüme hem bak ne dedilerse boyun eğdim

Sevdim seni, paranın rahibin cebini sevdiği gibi sevdim
Ve mezar taşımın dibinde biten otlar kuruyana değin seveceğim
Şimdi o haramzadelerin düşüp peşine, vuracağım yüzlerine
İktidarın küstahlığını, muhalefetin çapsızlığını kusacağım hepsine

Çiçekler ölüm ilanı, hangi gence sorsan ölmek ister
Söyle bundan kâr edene, yavşak umursamaz gider
Yavşak umursamaz gider, yavşak umursamaz gider
50 kere haykırsan da yüzüne, yavşak gözyaşı mı döker
Söyle yalan mı bu sözler?

(Mütercim: Özgür BAĞLIYALNIZ)

I LOVE YOU

I love you, I love you, I told you I do
It’s all I’ve ever felt, I’ve never felt so well
And if you don’t know it, I wrote you this tune
To be here loving you when I’m in the tomb
I’ve eddied the heart now, from Dublin to Paris
And if there was sunshine, it was never on me
So close, the rain, so pronounced is the pain
Yeah

Well, I love you, imagine a world without you
It’s only ever you, I only think of you
And if it’s a blessing, I want it for you
If I must have a future, I want it with you
Systеm in our hearts, you only had it before
You only opеn the window, never open up the door
And I love you, I love you, told you I do

Selling genocide and half-cut pride, I understand
I had to be there from the start, I had to be the fucking man
It was a clamber of the life, I sucked the ring off every hand
Had ’em plying me with drink, even met with their demands

When the cherries lined up, I kept the spoilings for myself
‘Til I had 30 ways of dying, looking at me from the shelf
Cloud-parting smile I had, a real good child I was
But this island’s run by sharks with children’s bones stuck in their jaws

Now the morning’s filled with cokeys tryna talk you through it all
Is their mommy Fine Gael and is their daddy Fianna Fáil?
And they say they love the land, but they don’t feel it go to waste
Hold a mirror to the youth and they will only see their face

Makes flowers read like broadsheets, every young man wants to die
Say it to the man who profits, and the bastard walks by
And the bastard walks by, and the bastard walks by
Say it to him 50 times and still the bastard won’t cry
Would I lie?

I love you, I love you, I told you I do
It’s all I’ve ever felt, I’ve never felt so well
And if you don’t know it, I wrote you this tune
To be here loving you when I’m in the tomb
System in our hearts, you only had it before
Echo, echo, echo, the lights, they go
The lights, they go, the lights, they go
Echo, echo

Selling genocide and half-cut pride, I understand
I had to be there from the start, I had to be the fucking man
It was a clamber of the life, I sucked the ring off every hand
Had ’em plying me with drink, even met with their demands

And I loved you like a penny loves the pocket of a priest
And I’ll love you ’til the grass around my gravestone is deceased
And I’m heading for the cokeys, I will tell them ’bout it all
‘Bout the gall of Fine Gael and the fail of Fianna Fáil

Now the flowers read like broadsheets, every young man wants to die
Say it to the man who profits, and the bastard walks by
And the bastard walks by, and the bastard walks by
Say it to him 50 times and still the bastard won’t cry
Would I lie?

Ezra Pound

ÇAY EVİ

Çay evindeki o kızcağızın
Eski güzelliğinden eser yok şimdi,
Ağustos sıcağı vurmuş, soldurmuş benzini.
Merdivenleri de öyle seke seke çıkmıyor artık;
Heyhat, o da yaşını başını alacak,
Bırakırken çöreğimizi önümüze
Masamıza estirdiği o gençlik pırıltısı
Artık yüzümüze vurmayacak.
O da yaşını başını alacak, o da kocayacak.

Mütercim: Özgür BAĞLIYALNIZ

THE TEA SHOP

The girl in the tea shop
Is not so beautiful as she was,
The August has worn against her.
She does not get up the stairs so eagerly;
Yes, she also will turn middle-aged,
And the glow of youth that she spread about us
As she brought us our muffins
Will be spread about us no longer.
She also will turn middle-aged.

Erzurumlu Emrah

Bir Nazenin Bana Gel Gel Eyledi

Bir nazenin bana gel gel eyledi
Varmasam incinir varsam incinir
Beyaz gerdanından ince belinden
Sarmasam incinir sarsam incinir

Kaşına çekilmiş kudret kalemi
Görmemiş dünyada derd ü elemi
Her sabah her akşam verir selamı
Almasam incinir alsam incinir

Gene görünüyor yârin illeri
Başımızda esen sevda yelleri
Yârin bahçesinde gonca gülleri
Dermesem incinir dersem incinir

Nereden nereye sevmişim yâri
Ateşi komuyor yakıyor beni
Aşık Emrah sever böyle bir canı
Sevmesem incinir sevsem incinir

Hele Bir Düşün Ki Gözümün Nuru, Ruhsati

Hele bir düşün ki gözümün nuru
Bu kadar parayı sana kim verdi
Bazı fukaraya bulma kusuru
Mesti kundurayı sana kim verdi

Anadan doğunca kürkün var mıydı
Üryan gelmedin mi börkün var mıydı
Torba torba mecidiyen var mıydı
Tükenmez parayı sana kim verdi

Kuş tüyü döşekte yattın uzandın
Haftada bir çeşit geydin özendin
Aferin aklına sen mi kazandın
Şu tompu tarlayı sana kim verdi

Dinle Ruhsati’yi ne diyom sana
İyi bir öğüttür sanma ki çene
Çalışmayla verse verirdi bana
Bu köşkü sarayı sana kim verdi

Divriği

Yine gam yükünün kervanı geldi
Çekemem bu derdi bölek seninle
El aman yosmalar çaresiz kaldım
Çekemem bu derdi bölek seninle

Gel hadi el ele dağlardan aşak
Engin geçek yücelere ulaşak
Sevinci paylaşak gamı paylaşak
Çekemem bu derdi bölek seninle

Bağımıza gazel düştü güz oldu
Geçti yaz ayları akşam tez oldu
Derdim bin iken de bin beş yüz oldu
Çekemem bu derdi bölek seninle

Gel kanat ol gönül kuşum üstüne
Söyle ne dilersen başım üstüne
Ölürsem yazılsın taşım üstüne
Çekemem bu derdi bölek seninle

Alvarlı Efe

Hazer kıl kırma kalbin kimsenin cânını incitme
Esir-i gurbet-i nâlân olan insânı incitme
Tarîk-i ışkda bi-çâreyi hicrânı incitme
Sabır kıl her belâya hâne-yi Rahmân’ı incitme

Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Elin çek meyl-i dünyâdan eğer âşık isen yâre
Muhabbet câmını nûş et asıl Mansur gibi dâre
Misâfirsin felek bağında bendin salma efkâre
Düşersin bir belâya sabır kıl Mevlâ verir çâre
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zi-şânı incitme
Bulaşma çark-ı dünyâya vücûdun pâk-tâhirken
Güvenme mâl ü mülk ü mansıbın efnâsı zâhirken
Nic’ oldu mâli Karun’un felek bağında vâfirken
Nedir bu sendeki etvâr-ı dert gönlün misâfirken
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Hasislikden elin çek sen cömerd ol kân-ı ihsân ol
Konuşma câhil-i nâdân ile gel ehl-i irfân ol
Hakîr ol âlem-i zâhirde sen ma’nâda sultân ol
Karıncanın dahî hâlin gözet dehre Süleymân ol
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Ben insanım diyen insana düşmez şâd u handânlık
Düşen bî-çâreyi kaldırmadır âlemde insanlık
Hakîkat ehlinin hâli durur dâim perişanlık
Bir işi etme kim gelsün sana sonra peşîmanlık
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Ehl-i irfânım deyü her yerde bendin atma meydâna
El elden belki üstündür ne lâzım uyma şeytâna
Yakın olmak dilersin Hazret-i Hallâk-ı ekvâna
Cihanda tatlı dilli olması lâzımdır insâna
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem- zî-şânı incitme
Celîs-i meclis-i ehl-i hakikat ol firâr etme
Hevâ-yı nefsine tâbî olan yerde karâr etme
Tekebbürlük eden insana aslâ i’tibâr etme
Sana cevr ü cefâ ederse bir keş inkisar etme
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Vefâsı var mıdır gör kim sana bu çarh-ı devrânın
Eser yeller yerinde hani ya taht-ı Süleymân’ın
Yalınız adı kaldı âlem-i zâhirde Lokmân’ın
Geçer bir lâhzada ru’ya misâli ömrü insânın
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Sana bir fâide yokdur bilirsin halk-ı gıybetden
Gözün aç âlemi bir bir geçersin çeşm-i ibretden
Zarar gördüm diyen gördün mü sen ehl-i mehabbetden
Yeme kul hakkını korkar isen rûz-i kıyâmetden
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Hakikat bahrinin gavvâsı ol terk-i mecâz eyle
Çıkar ha alma mazlûmun âhın sen i’tirâz ile
Çekil semt-i Habîb’e ey gönül azm-i Hicâz ile
Yüzün tuk hâk-i pâyine hemen arz-ı niyâz ile
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem- zî-şânı incitme
Gönül âyinesin silmek gerekdir kalb-i âgâhe
Muhabbet şems-i doğmuşken ne lâzım mihr ile mâhe
Ne müşkil hâcetin varsa heman arzeyle Allâh ‘e
Der-i Mevlâ dururken bakma LÜTFÎ başka dergâhe
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme

Sezai Karakoç

2.
Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
				nasıl sileceğimi öğretmediniz

Bir kentten daha geçtim
Buğdayları yakıyorlardı
Yedikleri pirinçti
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
Öpüp çıkıp gittim yelelerini