TEK GECELİK KONAKLAMA
(Allen İçin)
Tam öğlen vakti girdik şehre! Yükseklerde çanlar. Radyo açık.
Prokofyef filân; günün hırçın tortusunu
ahenksizliğin keskin ağlarına düşüren.
Gürleyerek geçtik eski kapılardan. Asılı duran o demir kapılar
bozarmıştı hepten, tuğlalar yosun tutmuş, ufalanıp, köpeklerin arşınladığı
molozlara dönüşmüşler.
Nehir de gürlemekteydi ha. Ve nasibimiz neyse güneşten yana
hepsi gömüldü suya, yahut siniverdi yaralı askerlerin
derme çatma çadırlarına.
Oracıkta, nehrin kıyısında ayrıca, mavi çelik miğferler
cılız otların üzerinde parlamaktaydı, ve otların çiğnendiği o yerden
toprak sırıtıyordu kahverengi.
Girdik içeri, o hayretimizle, kuzeyden.
Çelikten otobanlar üzerinden, öğlenin mermer bağırsaklarından.
Zeytinimiz vardı, ve dahi sazlarımıza zula edilmiş yeşil tomurcuklar.
Kıvrık Albion borazanları, ılık yağmurda pas tutmuş, köylü arabaları,
sersemlemiş, kıvırcık kafaları leyla ve pek yaygaracı o kara mı kara ırgatlar,
Betona sığınmış beş parasız yaban çalıları,
Arnavut kaldırımlarda tekerleklerin gümbürtüsü, Yeşilin feri sönmüş.
Eski evlerin tozlu görüntüsü & süzer bizi sinsice o ihtiyar adamlar
girerken biz içeri; basıyoruz kahkahayı, en gürültülüsünden.
Yaban kılıklı adamlarız bizler. Şapkaları düşürdük öne ki
kavurmasın güneş sakallarımızı; tuhaf ayakkabılar, kitap & tavuk dolu torbalar.
Uzun yoldan geldik & emin değiliz hangi maske
daha fiyakalı.
Mütercim: Özgür BAĞLIYALNIZ
ONE NIGHT STAND
(For Allen)
We entered the city at noon! High bells. The radio on.
Some kind of Prokofieff; snaring the violent remains of the day
in sharp webs of dissonance.
We roared through the old gates. Iron doors hanging
all grey, with bricks mossed over and gone into chips
dogs walked through.
The river also roared. And what sun we had
disappeared into the water, or buried itself
in the badly pitched tents of the wounded soldiers.
There, also, at the river, blue steel hats glinted
on the sparse grass, and brown showed through
where the grass was trampled.
We came in, with our incredulousness, from the north.
On steely highways from the marble entrails of noon.
We had olives, and the green buds locked on our lutes.
Twisted albion-horns, rusted in warm rain, peasant carts,
loud black bond-servants dazed and out of their wool heads,
Wild shrubs impecuniously sheltered along the concrete,
Rumble of the wheels over cobblestones, The green knocked out.
The old houses dusty seeming & old men watching us slyly
as we come in; all of us laughing too loud.
We are foreign seeming persons. Hats flopped so the sun
can’t scald our beards; odd shoes, bags of books & chicken.
We have come a long way, & are uncertain which of the masks
is cool.









