Fazıl Hüsnü Dağlarca

KORKU

Korkuyorum anneciğim, nerde ellerin
Bu gecelerden ki kalbe âşina,
Havalarda büyük misafirlikler dolaşıyor.
Korkuyorum değerken karanlığın hayatına.

Korkuyorum, değerken karanlığın hayatına.
Bu binalardan ki yaşamaz.
Yüzüme mesafelerle temas eder
İnce bir serinlik uykudan daha az.

Korkuyorum anneciğim, nerde ellerin,
Bu adamlardan ki çalışmakta,
Sabahın temiz şarkıları,
Yükselmiş bayraklar uzakta.

Korkuyorum anneciğim, ellerin nerde
Okşa benim saçlarımı rüyaya bedel.
Garip ninnilerle uyut beni,
Korkuyorum yaşamaktan ki, çok güzel.

Pablo Neruda

YOLUMA DEVAM EDECEĞİM

Bana öğüt verenler,
zamanla delirdiler.
İyi ki dediklerine hiç aldırmadım.
Beceriksizliklerim onları öyle üzdü ki
saçları ağardı ve buruştular.
Mideleri de artık kestaneleri öğütemez oldu.
Nihayet bir sonbahar çökkünlüğü,
onlarda akıl bırakmadı.
Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum.
Unutkan ve saygılı mı olayım,
ya da ne olduklarını açıkça söyleyeyim mi?
Beni yalnız bıraksalar tüm kimliğimi değiştireceğim.
Derimden sıyrılacak,
başka bir ağız edineceğim.
Ve bambaşka biri olunca da
en, en başta ne idiysem,
ben ona dönüşeceğim.
Yoluma işte böyle devam edeceğim.

Turgut Uyar

üçyüzbin

Bu kıvırcık ateşten yalanlar 300.000
Kimi sularca inanıyorum kimi zulüm yakıcı
Çocuksu, deli deli zincirler boğuntusu gök
Elimde kolumda senin seslerin var gel de aldırma
Kadınları çıplak görüyorum koşup seni soyuyorum
Bir açıcı gerdanlık görsem boynun aklıma geliyor
bilemezsin
Seni kentlere seni bankalara seni seni 300.000
Seni zamansız ölümlere karşı koyuyorum hep aklımdasın
Yükün ağır, bir irisin bir ufaksın yetiştiremiyorum 300.000
Kapattığımız sağnak akşamları açtığımız sabahları 300.000
Elimden tut beni acar balıklara alıştır
Tekin durmayı öğret acıkmış aç kayalarda
Gel amansız pencereme perde ol kurtulayım

Kalk ellerini yıka bize gidelim
Soyunur dökünür odalarda konuşuruz
Bir o kaldı 300.000
Odalara kapanmak odalarda konuşmak odalarda ölememek
Canımız çekerse sevişiriz de kalk gidelim
Üç sokak ötede bir ev var yeşil gibi sana onu gösteririm
Konuşuruz sevişiriz dövüşürüz 300.000
Benim yırtıcı kuşlara tutkum işte bundan ötürü
Yadırgamadan gökyüzüne aşka acıkmaya alışkın
Zamansız gelme elim kolum dağınıksa sarılamam

Senin ağustos çeşmeleri yüzüne özlemle eğiliyorum
Bir karşı durulmaz istek bir telâşla kendiliğinden
Bir serin renk anlıyorum aydınlık gözlerinden sorma
Sen zenginsin alırım tükenmezsin
Allah gelene kadar sen olursun şiirlerimde bu bir
Boş ver kavgalara kuruntu sorunlarına boğuntuya gelme

Ben adını demesem de anlıyorsun 300.000
Ü ç y ü z b i n
Cümbür cemaat aşka abanıyoruz

Fazıl Hüsnü Dağlarca

DAHA US

Taş atar aylara günlere gezegenlerden o,
Avuçlarında en bağnaz inanış, soyunuk.

Ver sen bir ölçek, bir ölçek daha, bin yıl ötesinden,
Aç gömüleri Dara’nın soyunuk.

Emmez ki bebe, dolmaz ki bebenin annesi,
Nice emse emdirse, anlam soyunuk.

Bir kurt ulumaz, ama kılları delice büyür,
Bakımsız ormanlara, mağaralara, soyunuk.

Yetmiyor, yetmiyor bana bu yeryüzü yalnızlığı,
Burda bütün sevdiklerim soyunuk.

Vasati

Çıktım dağın başına bisiklet sürdüm aşağı
Korkak desen değilim cesur desen değilim
İndim deniz dibine kulaç attım aşağı
Soysuz desen değilim soylu desen değilim

Baktım saat kaç idi aklımı da kaçırdım
Zeki desen değilim aptal desen değilim
Koyduğum bir baş idi koltuğumun altına
Asker desen değilim sivil desen değilim

Ya usta bu nedir hele anlat bakalım
Çırak desen değilim kalfa desen değilim
Aklımın her köşesini birbirimizden bilelim
Âşık desen değilim maşuk desen değilim

Baktım böyle olmuyor defterim de deliktir
Sevap desen değilim günah desen değilim
Kur’an çarpsın olmuyor benim ruhum paniktir
Sakin desen değilim hırçın desen değilim

Çıktım saplanayım deyü o bisikletle şehre
Zikir desen değilim küfür desen değilim
İndim saklanayım deyü görmesin beni kimse
Gizli desen değilim belli desen değilim

Aldım evet doğrudur sattım o da doğru amma
Zarar desen değilim kâr desen değilim
Vardım onun kapısına var mıydın ki derseniz
Varım desen değilim yokum desen değilim

Özgür BAĞLIYALNIZ

Metin Eloğlu

BİT YENİĞİ

Kötüymüş, cahilmiş; bunlar hep peşin hüküm…
Dolmabahçe’ye yanaşın da –eğer yanaşabilirseniz-
İyi niyetle şöyle bir kolaçan edin:
Adam oturmuş memleketi düşünüyordu;
Ama önü havuzmuş da yelpazelenirmiş,
Ama yediği önünde, yemediği ardında,
Ama…
Nankör herifler, aması yok bu işin;
Adam oturmuş bal gibi memleketi düşünüyordu:
Dalaman çayı hazin akar, diyordu;
Onu biraz delişmen akıtmalı.
Istıranca dağlarında bir eşek
Güneşe karşı işer;
O eşeğin de icabına bakmalı…
Bizim Hacı haram yemez,
Pelvan İbrahim kıçını yumaz,
İstanbul çocukları askerlik edemez…
Açlığa muska lazım,
Sadrazama tasma lazım…
Ah, her şey düzelecekti ama,
Devletlimin sol kalçasında
Bir zalim çıban!

Ulan Baltacı Mehmet,
Ulan Yedisekiz Hasan Paşa
Ulan 1914 savaşı;
Ulan Nasrettin Hocanın kuşu…

Bu arada sanat işleri de gelişti
Tekke ilahileri, Minakyan tiyatroları,
Bilmemkimin fırçasında
Manolyalar ölmezleşti..
Hele bir Yahya Kemal yetişti ki
Yahya Kemal derim sana!
Tanzimat, Servetifünun, Fecriâti…
O dehşetli yazarlar bir olup
Bunca gerçeği tefe kodular.
Bülbüle mehtabın hakkını,
Heceyle aruzun şerefini korudular.
Bu memleket başka türlü nasıl kalkınsın?
Yaşasın,
Vallah billah yaşasın!

Zerrişte, Tevfik Fikret

“Yaz aşkına da’ir,” dediniz… İşte: Çocukken
Gayet afacan bir kedi sevdim ki elimden
Bir lâhza bırakmazdım; uyurken kucağımda
Rûhumdaki şefkat

Hep üstüne titrer; gece ba’zan yatağımda
Birlikte uyurduk. Bırakıp mektebe gitsem
Dil-tengî-yi hasret

Mutlak beni dikkatsiz eder, “Hey, koca sersem!”
Tevbîhi tokatlarla gürülderdi başımda.
Ben, âşık-ı şeydâ,

Her kahre tahammülle severdim… O yaşımda
Sevmekteki etken vete’sîr ü tesellîyi bilirdim,
Herkes gibi, hattâ

Ba’zan da sebepsizce olurdum müte’ellim…
Zerrişte, bu ismiydi onun, sanki haber-dâr
Mahfî kederimden,

Yaltaklanır, atlar, sürünür, okşatır, okşar
Tatyîbime elbette o gün çâre bulurdu;
Lâkin üzerimden

Bir kerre o hüzn oldu mu zâ’il, kurulurdu:
“Sâyemde bu neş’en!” demek ister gibi mağrûr;
Mağrûr u muhakkir,

Başlardı vefâsızlığa; ben, âciz ü meshûr,
Her türlü huzûzâtına, her keyfine tâbi’;
Ba’zan mütehayyir,

Ba’zan mütehakkim; yine âciz, yine kani’,
En şübheli bir meylini görsem inanırdım;
Bî-çâreliğimden;

Hep tırmalanır, tırmalanır, tırmalanırdım!..
“Yaz aşkına dâ’ir” dediniz… İşte misâli:
Sevdiklerimin ben

Hepsinde bu tırnakları, hepsinde bu hâli,
Hepsinde bu hırçın kedi sîmâsını gördüm…
Bir ömr-i cahîmin bütün ezvâkını sürdüm.

Constantino Kavafis

BARBARLARI BEKLERKEN

Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?

	Bugün barbarlar geliyormuş buraya.

Neden hiç kıpırtı yok senatoda?
Senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?

	Çünkü barbarlar geliyormuş bugün.
	Senatörler neden yasa yapsınlar?
	Barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar.

Neden öyle erken kalkmış imparatorumuz,
şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına,
başında tacı, törene hazır?

	Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
	onların başbuğunu karşılamaya çıkmış imparatorumuz.
	Bir de koca ferman hazırlatmış
	ona rütbeler, unvanlar bağışlayan.

İki konsülümüzle yargıçlarımız neden böyle
işlemeli, kırmızı kaftanlar giyinip gelmişler?
Neden böyle yakut bilezikler, parlak,
görkemli zümrüt yüzükler takınmışlar?
Ellerinde neden böyle altın,
gümüş kakmalı asalar var?

	Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
	onların gözlerini kamaştırırmış böyle takılar.

Ünlü konuşmacılarımız nerde peki,
neden herzamanki gibi söylev çekmiyorlar?

	Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
	onlar pek aldırmazlarmış güzel sözlere.

Neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa?
(Nasıl da asıldı yüzü herkesin!)
Neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar,
neden herkes dalgın dönüyor evine?

	Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi.
	ve sınır boyundan dönen habercilere göre,
	barbarlar diye kimseler yokmuş artık.

Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.

Tercüme: Cevat ÇAPAN

Seyrânî

Susturdu sazları fennin rebabı
Bu rebap şeytanı cinden çıkarır
Ateş şöyle dursun tütün azabı
Tilkiyi çakalı inden çıkarır

Evlat âlim olmaz okutmayınca
îplik gömlek olmaz dokutmayınca
Ayılar et yemez kokutmayınca
Yallılar ölüyü sinden çıkarır

Ey Seyranî var mı sözün hatası
Bulunmaz dünyanın elbet ötesi
Ermeninin Rumun yağlı ketesi
Kaypak Müslümanı dinden çıkarır