Bana öğüt verenler, zamanla delirdiler. İyi ki dediklerine hiç aldırmadım. Beceriksizliklerim onları öyle üzdü ki saçları ağardı ve buruştular. Mideleri de artık kestaneleri öğütemez oldu. Nihayet bir sonbahar çökkünlüğü, onlarda akıl bırakmadı. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Unutkan ve saygılı mı olayım, ya da ne olduklarını açıkça söyleyeyim mi? Beni yalnız bıraksalar tüm kimliğimi değiştireceğim. Derimden sıyrılacak, başka bir ağız edineceğim. Ve bambaşka biri olunca da en, en başta ne idiysem, ben ona dönüşeceğim. Yoluma işte böyle devam edeceğim.
Bu kıvırcık ateşten yalanlar 300.000 Kimi sularca inanıyorum kimi zulüm yakıcı Çocuksu, deli deli zincirler boğuntusu gök Elimde kolumda senin seslerin var gel de aldırma Kadınları çıplak görüyorum koşup seni soyuyorum Bir açıcı gerdanlık görsem boynun aklıma geliyor bilemezsin Seni kentlere seni bankalara seni seni 300.000 Seni zamansız ölümlere karşı koyuyorum hep aklımdasın Yükün ağır, bir irisin bir ufaksın yetiştiremiyorum 300.000 Kapattığımız sağnak akşamları açtığımız sabahları 300.000 Elimden tut beni acar balıklara alıştır Tekin durmayı öğret acıkmış aç kayalarda Gel amansız pencereme perde ol kurtulayım
Kalk ellerini yıka bize gidelim Soyunur dökünür odalarda konuşuruz Bir o kaldı 300.000 Odalara kapanmak odalarda konuşmak odalarda ölememek Canımız çekerse sevişiriz de kalk gidelim Üç sokak ötede bir ev var yeşil gibi sana onu gösteririm Konuşuruz sevişiriz dövüşürüz 300.000 Benim yırtıcı kuşlara tutkum işte bundan ötürü Yadırgamadan gökyüzüne aşka acıkmaya alışkın Zamansız gelme elim kolum dağınıksa sarılamam
Senin ağustos çeşmeleri yüzüne özlemle eğiliyorum Bir karşı durulmaz istek bir telâşla kendiliğinden Bir serin renk anlıyorum aydınlık gözlerinden sorma Sen zenginsin alırım tükenmezsin Allah gelene kadar sen olursun şiirlerimde bu bir Boş ver kavgalara kuruntu sorunlarına boğuntuya gelme
Ben adını demesem de anlıyorsun 300.000 Ü ç y ü z b i n Cümbür cemaat aşka abanıyoruz
Çıktım dağın başına bisiklet sürdüm aşağı Korkak desen değilim cesur desen değilim İndim deniz dibine kulaç attım aşağı Soysuz desen değilim soylu desen değilim
Baktım saat kaç idi aklımı da kaçırdım Zeki desen değilim aptal desen değilim Koyduğum bir baş idi koltuğumun altına Asker desen değilim sivil desen değilim
Ya usta bu nedir hele anlat bakalım Çırak desen değilim kalfa desen değilim Aklımın her köşesini birbirimizden bilelim Âşık desen değilim maşuk desen değilim
Baktım böyle olmuyor defterim de deliktir Sevap desen değilim günah desen değilim Kur’an çarpsın olmuyor benim ruhum paniktir Sakin desen değilim hırçın desen değilim
Çıktım saplanayım deyü o bisikletle şehre Zikir desen değilim küfür desen değilim İndim saklanayım deyü görmesin beni kimse Gizli desen değilim belli desen değilim
Aldım evet doğrudur sattım o da doğru amma Zarar desen değilim kâr desen değilim Vardım onun kapısına var mıydın ki derseniz Varım desen değilim yokum desen değilim
Kötüymüş, cahilmiş; bunlar hep peşin hüküm… Dolmabahçe’ye yanaşın da –eğer yanaşabilirseniz- İyi niyetle şöyle bir kolaçan edin: Adam oturmuş memleketi düşünüyordu; Ama önü havuzmuş da yelpazelenirmiş, Ama yediği önünde, yemediği ardında, Ama… Nankör herifler, aması yok bu işin; Adam oturmuş bal gibi memleketi düşünüyordu: Dalaman çayı hazin akar, diyordu; Onu biraz delişmen akıtmalı. Istıranca dağlarında bir eşek Güneşe karşı işer; O eşeğin de icabına bakmalı… Bizim Hacı haram yemez, Pelvan İbrahim kıçını yumaz, İstanbul çocukları askerlik edemez… Açlığa muska lazım, Sadrazama tasma lazım… Ah, her şey düzelecekti ama, Devletlimin sol kalçasında Bir zalim çıban!
Ulan Baltacı Mehmet, Ulan Yedisekiz Hasan Paşa Ulan 1914 savaşı; Ulan Nasrettin Hocanın kuşu…
Bu arada sanat işleri de gelişti Tekke ilahileri, Minakyan tiyatroları, Bilmemkimin fırçasında Manolyalar ölmezleşti.. Hele bir Yahya Kemal yetişti ki Yahya Kemal derim sana! Tanzimat, Servetifünun, Fecriâti… O dehşetli yazarlar bir olup Bunca gerçeği tefe kodular. Bülbüle mehtabın hakkını, Heceyle aruzun şerefini korudular. Bu memleket başka türlü nasıl kalkınsın? Yaşasın, Vallah billah yaşasın!
BARBARLARI BEKLERKEN
Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?
Bugün barbarlar geliyormuş buraya.
Neden hiç kıpırtı yok senatoda?
Senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün.
Senatörler neden yasa yapsınlar?
Barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar.
Neden öyle erken kalkmış imparatorumuz,
şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına,
başında tacı, törene hazır?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların başbuğunu karşılamaya çıkmış imparatorumuz.
Bir de koca ferman hazırlatmış
ona rütbeler, unvanlar bağışlayan.
İki konsülümüzle yargıçlarımız neden böyle
işlemeli, kırmızı kaftanlar giyinip gelmişler?
Neden böyle yakut bilezikler, parlak,
görkemli zümrüt yüzükler takınmışlar?
Ellerinde neden böyle altın,
gümüş kakmalı asalar var?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların gözlerini kamaştırırmış böyle takılar.
Ünlü konuşmacılarımız nerde peki,
neden herzamanki gibi söylev çekmiyorlar?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onlar pek aldırmazlarmış güzel sözlere.
Neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa?
(Nasıl da asıldı yüzü herkesin!)
Neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar,
neden herkes dalgın dönüyor evine?
Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi.
ve sınır boyundan dönen habercilere göre,
barbarlar diye kimseler yokmuş artık.
Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.
Tercüme: Cevat ÇAPAN