Metin Eloğlu

BİT YENİĞİ

Kötüymüş, cahilmiş; bunlar hep peşin hüküm…
Dolmabahçe’ye yanaşın da –eğer yanaşabilirseniz-
İyi niyetle şöyle bir kolaçan edin:
Adam oturmuş memleketi düşünüyordu;
Ama önü havuzmuş da yelpazelenirmiş,
Ama yediği önünde, yemediği ardında,
Ama…
Nankör herifler, aması yok bu işin;
Adam oturmuş bal gibi memleketi düşünüyordu:
Dalaman çayı hazin akar, diyordu;
Onu biraz delişmen akıtmalı.
Istıranca dağlarında bir eşek
Güneşe karşı işer;
O eşeğin de icabına bakmalı…
Bizim Hacı haram yemez,
Pelvan İbrahim kıçını yumaz,
İstanbul çocukları askerlik edemez…
Açlığa muska lazım,
Sadrazama tasma lazım…
Ah, her şey düzelecekti ama,
Devletlimin sol kalçasında
Bir zalim çıban!

Ulan Baltacı Mehmet,
Ulan Yedisekiz Hasan Paşa
Ulan 1914 savaşı;
Ulan Nasrettin Hocanın kuşu…

Bu arada sanat işleri de gelişti
Tekke ilahileri, Minakyan tiyatroları,
Bilmemkimin fırçasında
Manolyalar ölmezleşti..
Hele bir Yahya Kemal yetişti ki
Yahya Kemal derim sana!
Tanzimat, Servetifünun, Fecriâti…
O dehşetli yazarlar bir olup
Bunca gerçeği tefe kodular.
Bülbüle mehtabın hakkını,
Heceyle aruzun şerefini korudular.
Bu memleket başka türlü nasıl kalkınsın?
Yaşasın,
Vallah billah yaşasın!

Metin Eloğlu” üzerine bir yorum

  1. Dün akşam senden ayrıldıktan sonra,
    İlyas’lara gittim.
    Oturup, şu evlenme meselesini uzun uzun konuştuk;
    Karısı da akla yakın şeyler söyledi:
    Ben gerçi onu severim, dedi;
    Beraberce yaşayıp gitmenizi kim istemez?
    Ama, yoksulluğa alışkın değildir o;
    Açlığa, yalınkat döşeklere pek katlanamaz.
    Dinledikçe, kızcağıza hak verdim;
    Bu iş olmayacak gibime geliyor, ne dersin?
    Sen öyle görmüşsün büyüklerinden;
    Dört kap yemekli sofralar görmüşsün,
    Karpuz kollu yaz entarileri görmüşsün;
    Yattığın yataklar herhalde somyalıdır;
    Haftada bir-iki, sinemaya gidersiniz evcek…
    Hayat pahalı, sana pabuç alamam;
    Pabucu bırak,
    şöyle karın doyurucu bir şeyler de alamam;
    Kitap alamam mesela,
    Radyo alamam, tiyatro bileti alamam;
    Gençsin birçok şeylerde gönlün kalacak.
    Peşin söylemeli ki, sonra bana gücenmeyesin;
    Benim cıgaram var, rakım var;
    Alıştığım insanlar var bunca yıldır,
    Sevdiğim, inandığım;
    Onlarla görüşmeden edemem.
    Hepsini kabullensen bile, günü nasıl kurtaracağız;
    Memurluk bana gelmez,
    Ticaret falan da yapamam, yaradılışım böyle;
    Çelimsizim, taş kıramam.
    Ben yazarak, çizerek geçinmek zorundayım;
    Diyeceksin ki; ölme eşeğim ölme!
    Sen bir aralık demiştin ki:
    Gerekirse, ben de çalışırım, demiştin;
    İngilizceden tercümeler yaparım, dikiş dikerim;
    El işine koşmak gücüme gitmez;
    Annem bana bunların hepsini öğretti.
    Benim anam da iyi kadındır, biliyorsun;
    Sana kaynanalık etmez tabii.
    Ama, hastalıklı, eli işe varmıyor;
    Bulaşık mı yıkayacaksın, tercüme mi yapacaksın;
    Ortalığı mı süpüreceksin, dikiş mi dikeceksin?
    Bir gün, beş gün değil ki bu;
    Gençliğini yitirince hayattan soğuyacaksın.
    Ben şiir de yazıyorum, biliyorsun;
    Şiirlerimde barış gibi, hürriyet gibi sözler geçiyor;
    Buna içerleyenler olacak belki,
    Bu güzelim işe bir kulp takıverecekler;
    Cezaevlerine düşeceğim, sen yapayalnız dışarda…

    Bu mektubu postaya vermeden önce,
    Şöyle bir gözden geçirdim;
    Başka kusurlarım olsaydı,
    Emin ol, onları da yazacaktım.

    Bak, düşün taşın.

    şiirinde hayattan bir tat var.

Bir Cevap Yazın