Huş Ağacı
Yüksek bir tepe üzre etti şöyle bir kelam:
“Huş ağacından gelen sese olmuşum esir,
Hışırtısı kalbe öyle bir eder ki tesir,
Görmezden gelip geçmem yanından hiçbir zaman.”
Bense huş ağacını çoktandır bilen sabi
Yırtılmış kabuğunu kullanırdım hep bizzat
Sayıları saymaya, harflere verip hayat,
Bazen inat etse de yazının mürekkebi.
Ve hakikaten duydum yüksekte uğultuyu
Rüzgârın kanadında uçuşan ol nefesi,
Gümüşi bir fısıltı, andıran berrak suyu.
Nasıl olur da böyle, sağlamken iki kulak,
Çocukken tanıdığım ağacın ta kendisi
Onu hep görüp de, hiç istememişim duymak?
Mütercim: Özgür BAĞLIYALNIZ
De berk
‘t Was op een hoge heuvel, dat zij zei:
‘Ik houd zo van ‘t geluid van berkenbomen,
aan hun geritsel is niet te ontkomen,
ik ga er nooit een ongemerkt voorbij.’
En ik, ik ken de berk al lang: als kind
gebruikte ik de afgescheurde vellen
voor letters en voor cijfers, om te tellen,
al lukte het niet altijd met de inkt.
En inderdaad: ik hoorde ‘t hoge ruisen
zoals het werd gedreven door de wind,
een duidelijk waarneembaar zilver suizen.
Hoe kan het, dat ik, ondanks goede oren,
de boom die ik herkennen kon als kind
altijd wel zag, maar nooit heb willen horen?
Jan Marten de Vries
