Dennis Cooper

Okulda

Hoca sınıfa dönüp
şiir yazma ödevi verdiğinde,
bizim John yumruğunu sıraya vuruyor.
“Ama bu akşam Knicks’in Boston’la maçı var!”
Ön sıradaki biletlerini başkasına paslamak zorunda şimdi.

Onun yerine şairlerin arasında cebelleşiyor,
William Carlos Williams’a gelene kadar alayından nefret ediyor.
“Şiir dediğin bu mu lan?” diye atılıyor
defterinin üzerine. “Ben bundan
tonla yazarım oğlum.” Ve yazıyor da, tam yirmi sayfa.

Kendi kısa hayatıyla ilgili,
sporculara övgü, basına sövgü,
o derin karanlık ailesine biraz yakın çekim.
Ertesi gün okurken notunu alacak;
John’un şiirinin adı “Hiçbir Yere Gitmiyorum”:

“Kimsenin öleceğini hiç düşünmezdim,
hele de benim,
sonra babamla amcamı manyağın teki indirdi
Ari ise zor yoldan dikti nalları,
e, ben de kendi ölümümü düşünmeye başladım,
ne zaman ve nasıl gelecek diye,
Kennedy’leri bitirmeye ant içmiş bir psikopat tarafından mı?
Umarım öyledir ve umarım bu,
ezikliğimi göstermeye fırsat bulamadan oluverir.
Ritim çöp biliyorum
ama kaybedecek neyim var ki, aga? . . .”

John bu son sözlere geldiğinde
gözyaşları sarsıyor o atarlı okuyuşunu.
Şaşkına dönen profesör, John’un
sert serseri kabuğunun içini görüyor direkt,
ve sonra John’a bir A+ fırlatıyor,
sağlam bi atış ya da efsane bi pas gibi.

Boş Nesil

Rik L. Rik için

Gelecek sana
bir soru paslar.
“Ölüm,” diye yapıştırırsın cevabı,
yüzün Slash dergisinin
kapağına basılır.

Sanki birisi ellerinin
bağını çözmüş gibidir.
Kendini tırmalarsın.
Sahnede kafanda
bir şişe kırarsın

ve hızla popüler olursun.
Millet seni film izler gibi
izlemeye bayılır
sonra ne bok yersen ye
sıkılırlar.

Hepsinden nefret edersin.
Onların kafasındakileri dillendirirsin,
hatalarla kararmış
şiirler şarkılar yazarak.
Ne demek istediğini anlarlar.

Uyuşturucu kullanmazsın.
Onlarla yatmak için de
söylemiyorsundur şarkılarını.
Sadece ölünü görürsün.
Sesin kısılana dek böğürürsün.

Gelecek Falan Yok

Bebeydik daha
ve kafalarımız
uyuşturucu ve
ölümle doluydu.

Her gece pert
ediyordum kendimi.
Gitar çalıyordum
bütün gün.

Gözleri kilometrelerce
uzaktaydı. Kızlar
madem tanrı falandı
ben neden boku yemiştim

öpüşürken,
ya da şarkı söylerken,
ne zaman biri gelip benimle
röportaj yapmaya kalksa.

Beni eroine
o bulaştırmıştı.
Ayıktığım zamanlarda
sırf bunun için nefret ettim ondan.

Sonra kalkıp bıçakladım
onu. Kek dilimlemek
gibi bi şeydi,
illa bilmek istiyorsan.

Gebertin beni o zaman
sırf bu yüzden. Ben ne
anlardım ki zaten. Neyin
peşindeydim.

İş Başında

Thomas’ı piç ettim
resmen, gözlerimle
taciz ettim onu, x
ray gibi aynı?

Eleman tam,
modunda, durduk
yere, migren ağrıları
(sebebi benim tabii).

Thomas’ın götü feci
kalkık, manita
işleri full
çekiyor,

gözleri tavan
pencerelerinden daha soğuk
ve derin. Buna bakmaya
katlanamıyorum hiç.

Kafamdakiler,
heveslerim hep
boğuk ve yavan.
Kurşun rengi o gözler
kirletiyor manzaramı,

ve hâliyle, sevdiğim her şeyi
azaltıyor gitgide. Midas
hesabı yani, tüm o kusursuzluk falan
asabımı bozuyor benim.

Bu yüzden Thomas’ı
piç ediyorum, daha az
inanılmaz kılıyorum onu,
tam bi kaşara çeviriyorum, siki tutmuş.

Özel Dünya

Erkek çocukları yürümeyi öğrenir. Çok geçmeden her bir adımda yere sımsıkı tutunurlar. Günler çıkmaz sokaklarda, dansın etrafında zirveyi görür. Tavşan dişleri alev alana dek bağırmaya çalışır, sonra da buz gibi biralar yudumlarlar. Aynı şehirde bir adam planlar yapar. Bir çocuktan bir adama, çarpı on büyümüştür. Dar kıyafetlerin içini görebilir ya da göremiyorsa bile hissedebilir. Çok eskiden kalma beden derslerindeki sahneleri hatırlar. O zamanlar güreşmediği için kendinden nefret eder. Kızlar için, farkında olmadan da erkekler için her zamanki yerlerinde bekleyen çocuklar vardır. Başları kahkahalarla geriye yatmıştır. Uyurken ya da uyuşturucuyla kendilerinden geçmişken bile, rock müzik hayatlarında kalmaya devam eder. Bunun siyah bayrağı onların bilinçaltlarını yönetir. Fikirlerini kabaca etraflarına çizerler. Bu onların gücüdür. Hayvandır onlar. Adam iyi hatırlar gençliğini. Bakış açısı o kadar vahşi ve tek renklidir ki, tıpkı müzik gibi, kendine çeker o veletleri. Okul duvarına dizilip tükürükleriyle ot sararlar, beklerler ilahı. Bu adamın anlattıklarını duyar ve ortamı dağıtıp, peşinden sendeleyerek giderler. Sağlam bi kafa yaşamak için, gözleri bağlı, boyunlarında iplerle çıplak vaziyette ateşin üzerinde sürünürler. Adam fark eder bunu ve onlara kokaini, sonra da anladıkları tarzda bi cenneti, yani kadınları ya da şiddeti serer önlerine. Böylece onun dünyasına girerler, ciğerleri ve koca burun deliklerinden içeri. Odalar döner ve kafalar güzelleşir. Sandalyelerde, masalarda boylu boyunca uzanıp hep birlikte sızarlar, cigaralar hâlâ dudaklarındadır. Sonra adam, sanki rüyadaymış gibi gözlerini ovuşturarak aralarında dolaşır, zira dünya bir fotoğraf kadar kurgulanmıştır, lakin cennet kadar da sıcaktır.

İlk Seks

Olay bu değilmiş.
Kemikli bi yastığa sarılmak gibi
falan olur sanıyordum.

Kurutma makinesindeki çarşaflar gibi
şehvetten döne döne
bi hâl olurum diyordum.

Tarzım pervasızdı,
yün kuruluğunda. Benimkiler dışında
kol falan da yoktu ya da çok azdı.

Görünmez bi kulağa her şeyi
fısıldayabilirdim
ve övgüler renksiz, kokusuz bi gaz gibi
yükselirdi.
Sonra da nefes alıp uykuya dalardım.

Ama sevgilim kımıldanıyor.
Ve rüyalarımdan
Atlantis gibi yükselen
o götün yarısını bile ele geçirmeden
dudaklarım lastik gibi uyuşuveriyor.

Kürek kemiğini dişlerimin arasına almaya çalışıyorum.
Mızmızlanıyor, ağzında yastıkla.
Ciddi değil ama.
Veya ciddi.

Sırtüstü dönüyor,
yüzü yağ gibi çiğ ve ıslak,
sanki kâbuslardan sarsılarak uyanmış gibi.
Bu yüzü nasıl memnun edeceğim, bilmiyorum.

Yarın kahvaltısını yapıp
gittiğinde, dolabımdaki
porno yığınını süpürüp atacağım,
ateşe vereceğim yalanlarını.

Yatağımda bekleyeceğim
daha önce yaptığım gibi, beynimde yarım bi düşünceyle,
ve seks, odama süzülecek
beyaz bir kaplan gibi.

In School

When the professor tells his class
their homework is to write poems,
young John brings down his fist.
“But tonight the Knicks are playing Boston!”
He’ll have to give his front rows away.

Instead he slogs through poets,
hates them all until William Carlos Williams.
“You mean this is poetry?” He leaps
on his notebook. “I can write this stuff
by the ton.” And so he does, a twenty pager.

It’s about his own brief life,
praise for the sports stars, shit for the press,
close shots at his deep dark family.
The next day he’s graded on his reading;
John’s poem is “I’m Going Nowhere”:

“I never thought anyone died,
especially not me,
then my father and uncle got it from maniacs
and Ari kicked the bucket the hard way,
and I’ve started thinking of my own death,
when will it come and how,
by some madman out to end the Kennedys?
I hope so, and that it happens
before I have a chance to show my mediocrity.
I know that’s clumsy rhythm
but what have I got to lose, man? . . .”

When John gets to these last words
tears shake his sullen reading.
Amazed, the professor looks straight
through John’s tough punk texture,
and then an A+ flies John’s way
like a fastball, or a perfect pass.

The Blank Generation

for Rik L. Rik

The future fills you
in with a question.
You answer, “Death,”
get your face on the
lid of Slash magazine.

It’s as if someone
unchained your hands.
You scratch yourself.
You break a bottle
on your head onstage

and get popular fast.
Kids like to watch
you more than movies
then they’re bored
no matter what you do.

You hate them all.
You speak their minds,
writing poems and songs
black with mistakes.
They know what you mean.

You’re not on drugs.
You’re not singing to
get in their pants.
You see yourself dead.
You scream yourself hoarse.

No Future

We were young
and our heads
were full of
drugs and death.

I polished my
body off nightly.
I played my
guitar all day.

Her eyes were
two miles. If
girls are gods
why’d I eat shit

when we kissed,
or I sang, every
time someone
interviewed me.

She pushed me
into heroin.
When I cared I
hated her for it.

Then I stabbed
her. It’s like
cutting a pie,
if you must know.

So, kill me for
it. What did
I know. I was
trying to what.

On It

I fucked Thomas
up, molested him
with my eyes like,
uh, X-ray vision?

He’s feeling wild,
then, out of the
blue, migraines
(I caused them).

Thomas is in
an imperious
place, love
life way over-
stocked, his

eyes colder
and deeper than
skylights. I
can’t stand to
look at that.

My ideas, my
desires are all
muffled, flat.
Lead-colored eyes
dirty my view,

and, thus, lessen
all I love. Like
Midas, all exquis-
iteness bugs me.

So I screw Thomas
up, make him less
unbelievable, a
total slut, fucked.

Private World

Boys learn to walk. Soon they’re gripping each foot fall. Days peak at dead ends, around dancing. They try to yell until their buck teeth are flames, then sip icy beers. In the same city a man schemes. He has grown from a boy to a man, to tenth power. He can see through small clothing or, if not view, sense. He remembers scenes in gym classes long ago. He hates himself for not wrestling then. There are boys waiting at the usual place for a girl, for a man without knowing it. Their heads are flipped back in laughter. Even when they sleep or space out on drugs, rock music remains in their lives. A black flag of it rules the unconscious. It draws their ideas crudely around them. It is their power. They are animals. The man remembers youth well. His viewpoint so fierce and monochromatic, like music’s, that boys are drawn closer. They line the school wall sewing joints with their spit, waiting for godhead. They hear this man’s rap and break rank, stumble after. They’d crawl nude across fire, blindfolded with ropes around their necks for a powerful sensation. The man realizes and offers them cocaine, then women or violence, the heaven that they understand. So they enter his version, through lungs and big noses. Rooms spin and highs deepen. They pass out together in chairs, across tables, joints still in their kissers. Then the man walks among them rubbing his eyes as if dreaming, for the world’s as composed as a photo, but is heavenly warm.

First Sex

This isn’t it.
I thought it would be
like having a boned pillow.

I saw myself turning
over and over in lust
like sheets in a dryer.

My style was reckless,
wool dry. Other than mine
there were little or no arms.

I could whisper anything
into an implied ear
and praise would rise
like a colorless, scentless gas.
Then I would breathe to sleep.

But my lover moves.
And my lips grow numb as rubber
before I capture half the ass
that rose like Atlantis
from my dreams.

I try to get his shoulder blade between my teeth.
He complains, pillow in his mouth.
Doesn’t mean it.
Means it.

He rolls onto his back,
face raw and wet as fat,
like it has been shaken from nightmares.
I don’t know how to please this face.

Tomorrow when he has made breakfast
and gone, I will sweep
the mound of porno from my closet,
put a match to its lies.

I will wait in my bed
as I did before, a thought ajar,
and sex will slip into my room
like a white tiger.

Bir Cevap Yazın