Kadınların Hazzettiğinden Hiç Hazzetmedim, Marie Dauguet

Kadınların Hazzettiğinden Hiç Hazzetmedim

Kadınlara hoş gelen lezzete meyletmedim,
Pür-kuvvete meftunum, severim meşakkati,
Yoldaş kıldım kendime sarsılmaz bir niyeti,
Ruhumun tek hâkimi olmayı ben istedim.

Tiksinirim derinden o sığ meşgalelerden,
Neşeye izin veren o örülmüş duvardan
Samimiyetsiz hazdan, boyun eğmiş ikrardan,
Gururun can verdiği köle sevgilerinden.

Onları esir kılan her şeyden (kim ne derse)
Hakiki güneşlerden uzak, otça solmaktan,
Ufak ayaklarını zalim töre ezerse
Ve onlar gibi felçli bir akılla kalmaktan.

Ben asla yapamazdım coşkulu bir lisanla,
Bir kurdeleden yahut bir gerdanlıktan bahsi,
Buketi ve aynayı, yelpaze ile valsi,
Hayatı tartamazdım bu pek nazlı mizanla.

Ben kederin yüküyle ufalanıp ezilip,
Cenderede kanayan kızıl üzüm kesilip,
Ölüm fırsat kollarken, inanç divane, şaşı,
Gözyaşımla bir tutmam yüzükteki o taşı!

Ağlayan bir çocuğu masal ile uyutmak,
Gökyüzüne kör bakıp dolu zannetmek öyle;
Açgözlü yüreğimi kandırmak sahte şeyle;
Âşığın kollarında safça bir çocuk olmak.

Tenha düşüncelerin âşığıyken ben bizzat;
Ruhum mertçe daima ait oldu kendine;
Onu esir edemez öğretilmiş nasihat
Uyumsuzdu o ruhum çizilmiş kaderine.

İncecik esrarıyla sevdiğim o yalanlar,
Kanımdan biçim alıp titreyen o dumanlar,
Alnınızda parlayıp, ey o aryan çobanlar,
İncitirdi o tatlı, kadınsı semaları.

Bazen yaş döküyorsam ulu mabetlerinde,
Nöbet tutuyorsa haç yatağımın başında,
O, ulvi şefkatiyle yegânedir aslında,
İnsanın yarattığı tanrılar âleminde.

Lakin hürmetkârıyım içimdeki erkeğin,
Yokluğun fırtınası her zerremi üşütse,
Endişeli, hür aklım o meçhulü büyütse,
Yapayalnız gecede, altında bir şimşirin.

Mütercim: Özgür BAĞLIYALNIZ

Je n’ai jamais goûté tout ce qui plaît aux femmes

Je n’ai jamais goûté tout ce qui plaît aux femmes,
J’aime la force entière et l’effort violent,
Prendre pour compagnon mon vouloir persistant,
Rester le maître enfin absolu dans mon âme.

Mon dédain fut profond de leurs minces labeurs,
De l’espace muré où les joies sont permises
Et du renoncement, des bonheurs sans franchise,
De leurs amours d’esclave où la fierté se meurt.

De tout ce qui les garde (et malgré qu’on en dise)
Loin du soleil réel, puériles, végétant,
Avec ces petits pieds que l’usage leur brise
Et cet esprit, comme eux, à jamais impotent.

Jamais je n’aurais pu d’une lèvre ravie,
Parler de ce ruban, d’un collier de corail,
Du miroir, du bouquet, de valse, d’éventail,
Sous son aspect mignard, considérer la vie.

Jamais je n’aurais pu, sous le poids du chagrin,
Pressoir broyant le cœur comme un rouge raisin,
Entre la mort guettant et la foi qui divague,
Comparer à mes pleurs, les perles de mes bagues;

Bercer l’enfant pleurant de doux radotements,
Regarder vers le ciel sans le soupçonner vide;
D’un faux bien, quel qu’il soit, leurrer mon cœur avide;
N’être qu’une enfant simple aux bras forts d’un amant.

J’étais de mes pensées solitaires éprise;
Virilement toujours mon âme s’appartint;
Aucun des mots appris ne la rendait soumise
Et rien ne s’accordait entre elle et son destin.

Les mensonges que j’aime, aux nuances subtiles,
Nés de mon sang, leurs contours immenses vacillent,
Sur vos fronts s’étoilant, ô bergers aryens,
Ils importuneraient les doux cieux féminins.

Et si parfois je pleure au fond des cathédrales,
Si, dominant mon lit, veille le crucifix,
C’est parce que, des dieux que l’humanité fit,
Celui-ci les surpasse en tendresse idéale;

Mais je respecte en moi cet homme que je suis,
Dont le vent du néant vient glacer chaque fibre,
Tandis que son cerveau cherche… anxieux et libre,
Seul à travers la nuit, sous la branche de buis.

11 mars 1911

Şiire Dair Birkaç Kelam

Şiir Üzerine:
Altında 11 Mart 1911 tarihi düşülmüş olan bu metin, dönemin kadınlara biçtiği rollere karşı yazılmış manifestolardan biridir. Şiirin merkezinde, kendisine dayatılan “kadınsı” dünyayı, o dünyanın sahte tesellilerini ve örülmüş duvarlar ardındaki cılız neşelerini reddeden bir ruh yatar.

Şiir boyunca “boş gökyüzü” ve “sahte nimetler” gibi imgelerle, insanın gerçeklerden kaçıp kendi kendini kandırma temayülü hedefe konur. Gökyüzüne bakıp orada bir koruyucu, bir ilahi adalet vehmetmek, şairin gözünde “âşığın kollarında safça bir çocuk olmaktan” farksızdır. O, acı verici de olsa gerçeği arzular. Ölümün fırsat kolladığı bu dünyada, yokluğun dondurucu fırtınasında tek başına durmayı, konforlu bir cehalete yeğler. Katedrallerin kuytusunda gözyaşı dökse dahi, sığındığı şey dogmatik bir inanç değil, yalnızca İsa figürünün taşıdığı ulvi ve kusursuz “merhamet” idealidir. Şiir, nihayetinde yapayalnız bir gecede, şimşir ağacının altında kendi aklıyla baş başa kalan insanın yalnızlığıyla son bulur.

Şair Üzerine:
Şiirin ardındaki kalem, Fransız edebiyatının tabiatla en derin panteist bağları kurmuş şairlerinden biri olan Marie Dauguet’dir (1860-1942). O, döneminin ışıltılı Paris salonlarındaki suni burjuva yaşamından bilerek uzak durmuş; ilhamını tabiatın yabaniliğinden, ağaçlardan ve tenhalıktan almıştır. Edebiyat çevrelerinde umumiyetle coşkulu bir tabiat şairi olarak bilinse de, bu şiir onun iç dünyasındaki entelektüel ve sert başkaldırıyı en çıplak hâliyle ortaya koyar.

Dauguet’nin burada ruhunu “eril” (virilement) olarak tanımlaması, o çağda kadına atfedilen “kırılgan süs eşyası” imgesini yırtıp atma arzusudur. O dönemin kadınları kurdeleler, yelpazeler ve sığ evlilik hayatı arasına sıkıştırılırken; o, narinliği değil “mutlak gücü ve şiddetli gayreti” seçmiştir. Dönemin kadınlara sunduğu “altın kafesi” reddederek aklın hürriyetini kucaklamış, şimşir ağacının altındaki yalnız ama mağrur duruşuyla zihnen bir “hürriyet sahası” inşa etmiştir.

Tercüme Üzerine:
Fransızca orijinalindeki uzun Alexandrin dizelerinin ağırlığını taşıyabilmek adına, tercüme, aslına mümkün olduğunca sadık kalınarak baştan sona 7+7 duraklı 14’lü hece ölçüsüyle kaleme alınmıştır. Orijinalindeki sarmal ve çapraz kafiye örgüleri korunmuş; “sabi”, “haris”, “mizan”, “vehmetmek” gibi Türkçenin daha derinlikli, vakur ve köklü kelimeleri tercih edilerek o dönemin varoluşsal sancısı dilimizde kamil bir hissiyatla yeniden tekellüm edilmiştir. Bu metin, yalnızca bir tercüme değil; Dauguet’nin isyankâr ve yalnız ruhunun, kendi kaderine Türkçede giydirdiği yeni bir bedendir.

Bir Cevap Yazın