Fıkra (Yâsin)

📁 Kategori: Fıkralar, Yazılar

Hoca’nın mutadı iftardan sonra muhtasaran akşam namazını kılıp taam edermiş. Bir akşam iftara çağırmışlar. Mürettep olarak imama tenbihat-ı lazımeyi vermişler. İmam tecvide son derece riayetle kelimeleri uzatarak Sure-i Fatiha’yı okumuş. Hoca iyice öfkelenmiş. Tam Fatiha bitip de imam “Yâsin” deyince Hoca “Alimallah tahammül edemem; her şeyin bir sırası var” diye cemaatten feragat ederek münferiden kılmak üzere saftan geri çekilmiş. İmam: “Ve’l-Kur’an-ı Hakîm… Allahu Ekber!” diye rükûa eğilince: “Bak! Buna diyecek yok” diyerek çabucak tekrar iktida etmiştir.

FB_IMG_15825684924204049

Fıkra (Sakat Top)

📁 Kategori: Fıkralar, Yazılar

Yabancı bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine gelerek bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedikten sonra, mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sorması üzerine, Osmanlı esnafı, “Onu sana veremem, kusurludur” cevabını vermiştir. Yabancı tacirin, “Ziyanı yok, önemli değil” demesine rağmen Osmanlı esnafı o kumaş topunu vermemekte direterek; “Benim malımın kusurlu olduğunu söyledim biliyorsunuz. Fakat siz onu kendi memleketinizde satacaksınız. Müşterileriniz bu kusuru size söylemiş olduğumu bilmeyeceklerdir. Böylece de müşterilerinize ben kusurlu mal satmış olacağım. Neticede Osmanlı’nın gururunu şeref ve haysiyeti rencide olacak, bizi de hilekar sanacaklardır. Onun için bu sakat topu asla size veremem” demiştir.

tacir

Fıkra (Denizin suyu tuzludur)

📁 Kategori: Fıkralar, Yazılar

Arkamda büyük bir kara tahta vardı. Atatürk “Kalk bakalım genç profesör tahtaya” dedi. Tahta başına vardığımda bana üç kelime yazdırdı. “Su, tuz, deniz”. Şimdi bu üç kelimeden Türkçede, Fransızcada, Almancada kaç cümle yapılabiliyordu? Böyle bir soru ile hiç karşılaşmamıştım. Şaşkınlığım geçince aklıma gelen cümleleri sıralamaya başladım.

1) Denizin suyu tuzludur.
2) Suyu denizin tuzludur.
3) Tuzludur denizin suyu.
4) Suyu tuzludur denizin.
5) Denizin tuzludur suyu.

Şimdi bu üç kelimeden Fransızcada ve Almancada ancak ikişer cümle çıkarılabiliyordu. Atatürk sordu. Bu durum Türkçenin lehine mi, aleyhine mi?

Hafif bir irkintiden sonra dedim ki “Efendim, bir bakıma bu bir söyleyiş zenginliğidir.” Çünkü kurduğumuz beş cümle arasında küçük farklar vardır; bu bir çeşit nüans zenginliğidir.”

Atatürk “Evet ama,” dedi “bunun büyük bir sakıncası var.” Sonra ilave etti. “Milletlerarası antlaşmalar niçin Fransızca yazılır?”

Doğrusu bu soruya da hazır değildim. Fransa’nın büyük bir devlet oluşu buna neden olabilirdi. Atatürk “Hayır,” dedi. “Fransızca öyle bir dildir ki kelimelerin cümle içerisindeki yeri sağlamdır. Bu sebeple Fransızca bir metin yıllar sonra okunsa daima aynı anlama çıkar.”

İlginç bir görüştü bu.

etpupu0waaausfo

“Denizin suyu tuzludur.”

Fıkra (Amerika’dan Mühendis)

📁 Kategori: Fıkralar, Yazılar

1950’li yıllarda Amerikalı muhendisler gelmiş Türkiye’ye. Kayseri’de bir kısım imar çalışmalarına rehberlik edeceklermiş. Türkiye’de yol güzergâhını belirleyecek alet ve eleman yokmuş. Türk mühendisler eşeği yokuşa sürüyor, arkasından elemanlar şeritmetre çekiyor ve eşeğin ayak izlerine kazık çakıp istikamet belirliyorlarmış. Bunu gören Amerikalı mühendis pratiği kavrayamamış ve sormuş: “Ne yapıyorlar böyle?” Türk mühendis cevap vermiş, “Rampada yolun güzergâhını belirliyorlar.” “Anlayamadım?” “Eşek rampayı en uygun yoldan çıkar, biz de eşeğin izinde kazık çakıp rampada yol güzergâhı belirliyoruz.” Amerikalı katılarak gülmeye başlamış. Yatışınca sormuş, “Peki, eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?” Türk mühendis bozuntuya vermeden cevap vermış: “Amerika’dan mühendis getirtiyoruz.”

mühendis

Menâkıb (Yatsı Namazı)

📁 Kategori: Fıkralar, Yazılar, İntihar

12
Allah Rasûlu bir gün cemaate yatsı namazı kıldırıyordu. Ancak namazı dört rekat yerine iki rekat kıldırdı ve selam verdi. Sonra kalktı mescidin içerisinde yere konmuş ahşap bir sedir gibi bir şeye yaslandı. Sanki kızgın gibiydi. Sağ elini sol elinin üzerine koydu ve ellerinin parmaklarını birbirine kenetledi, sağ yanağına da sol elinin dışına dayadı. Namaz bitti diye acele edip mescidin dışına çıkanlar birbirlerine “Namaz mı kısaldı?” şeklinde sordular. Aralarında Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de vardı. Ancak onlar da bir şey konuşmaktan çekiniyorlardı.

Sahabe arasında elleri uzun olduğu için kendisine “Zülyedeyn” lakabı verilen kişi Peygamber’in yanına geldi ve “Ya Rasûlallah! Sen mi unuttun yoksa namaz mı kısaldı?” diye sordu. Allah Rasûlu de “Ne ben unuttum ne de namaz kısaldı.” buyurdu ve yanındakilere, “Zülyedeyn’in dediği doğru mu?” diye sordu. Oradakiler “Evet” deyince kalktı namazını tamamladı ve sehiv secdelerini yaptı. Bu olayda Hz. Peygamber kendisinin üzüntülü ve düşünceli olduğunu sözle ifade etmese de O’nun hareketlerinden, yani beden dilinden bu durum gayet net olarak anlaşılmaktadır.

 

Fıkra (Meclis Kapısı)

📁 Kategori: Fıkralar, Yazılar

Mecliste odalardan birisinin kapısı bozulmuş. Kapının tamir olması için marangoz çağırmak gerek. Gelenek olarak iki marangoz çağırmışlar ihaleyi açıyorlar. Konu ile ilgilenen milletvekili gelen birinci marangoza sormuş:
– Bu kapıyı kaça yaparsın?
– 500 liraya yaparım. Milletvekili ikinci marangoza dönmüş:
– Sen kaça yaparsın?
– 2500 liraya yaparım, demiş ikinci marangoz. Vekil şaşırmış. —- Nasıl yani! Bu nasıl 500 liraya yapıyor da sen 2500 lira diyorsun?
– Sayın vekilim, 1000 lira ben alacağım, 1000 lira siz alacaksınız. 500 lira da buna vereceğiz, kapıyı yaptıracağız.
İşi tabii ki ikinci marangoz almış.

d2567893-09c5-4c4a-ba05-34cd17ccca2c

Fıkra (Saat 11)

📁 Kategori: Fıkralar, Yazılar

Herzevekilin biri bir yaz ramazanı günü saat 11’de yani iftara az bir zaman kala Nasreddin Hoca’ya eğlenmek kastıyla saat kaç diye sormuş. Herifin kendisiyle eğlenmeye bu suali ettiğini bilen Hoca sakince cevaplamış:

– Topu topu bir saat var.

– Onu sormadım efendim saat kaça geldi demek istedim.

– Kösteğiyle tellaliyesiyle yüz seksen iki akçe ve iki paraya geldi.

– Fesüphanallah, onu sormuyorum. Akşama ne var akşama?

– Bize iftara mı geleceksin tam sırası! Sayayım: Âlâ arpa ekmeği, taze soğan, kavun, hıyar, belki bir de bulgur pilavı.

– Onu sormadım yahu ne zamandayız?

– Tam orta yaz. Sıcakların yeğinlik devri.

Herif bakmış Hoca kendisini alaya almakta, bu kez bağırarak:

– Be adam zaman ne zaman onu soruyorum ben.

Hoca aynı sükunetle cevaplamış:

– A evlat bunu bilmeyecek ne var, Âhir Zaman.

ibn_arabi_hazretleri_ezani_nasil_yorumluyor_h20108_5243a

Fıkra (Beddua)

📁 Kategori: Fıkralar, Yazılar

Maverahünnehir emirlerinden Samanoğlu Nuh bin Esed, Semerkand halkından haksız yere haraç vergisi almak istediğinde valisi bir ulak gönderir. Vali, imamları, hocaları ve bütün ileri gelenleri toplar ve mektubu açar okur. Bunun üzerine İmam Maturîdî, ulağa şöyle der: “Emirin cevabını bize ulaştırdın. Şimdi de bizim cevabımızı ona ulaştır. Bize karşı zulmünü arttırsın, biz de gece vakti ettiğimiz bedduaları arttıralım.”

Ardından dağılıp giderler. Birkaç gün geçmeden emir öldürülmüş bulundu, karnında mızrak süngüsü vardı, üzerinde şu not yazılıydı:

Azdı, azgınlığı da haklayacak oklar vardı,
Çıkmıştır ölüm kaderin ellerinden
Seher vakti el açan anaların elinden
Öyle bir yay ki fırlar, tam gecenin içinden.

Allâme Taftazânî, Şerhu’l-Erbain en-Nevevî

Fıkra (Maraş bize mezar olmadan düşmana gülizar olamaz)

📁 Kategori: Fıkralar, Yazılar

türkBayrak hadisesinin ardından Yzb. Andre şehri gezmeye çıkar. Nakıp Caminin musalla taşında uzanmakta olan Aşıklıoğlu Hüseyin’in yanından geçerken kendisine aldırmamasına şaşırır. Birkaç defa tekrar geçer durum aynıdır. Aralarında uzunca bir konuşma geçer. Konuşmanın bir kısmı şöyledir:

Yzb. Andre: “(…) Sizin böyle şeyler düşünmenize gerek yoktur. Ben memleketinizi çok iyi yöneteceğim. Memleketinizi yükseltmek için; yollar, okullar ve hastaneler yaptıracağım. Sizleri zenginliğe kavuşturacağım. Bak bu seyisim de Müslümandır. Kendisine sor. Ben daha önce bulunduğum yerlerde ne kadar iyi muamele yapmışımdır. Türkleri ne kadar sevdiğimi o anlatsın.”

Aşıklı Oğlu Hüseyin: “Hacet yok! O dini bütün bir adam olsaydı senin arkana düşmezdi. Hem biz Adana’da, Osmaniye’de yaptıklarınızı çok iyi biliyoruz. Fırsat bulursanız burada da aynı şeyleri uygulayacağınızdan şüphemiz yoktur. Fakat şunu iyi bilmelisin ki burada sizden ve yandaşlarınız olan Ermenilerden onların da öcünü alacağız. Maraş bize mezar olmadan düşmana gülizar olamaz.”