Onuncu Yılımızda
Bu kitap, bu sayfa, bu sayfalar arasına
dinlenmeye bırakılmış çan çiçeği, bastırılsa üstüne, hâlâ kanatır
bir vakitler olduğumuz hâlin suluboyasını.
O yıllar: filanca ve falanca bir günün velvelesi,
şu meşhur anlaşmazlık ve ardından söylenen son söz,
senin isimler, tarihler ve saatlerden oluşan envanterin,
benim boylu poslu, esmer, yakışıklı yalanlardan piyadelerim.
Bir on yıl geçti bak, şaşıp kalıyoruz şimdi kendimize:
hâlâ ikiyiz, hâlâ çiftiz ama aşkla katlandık birbirimize
ve ayrı, yalnız geçirdiğimiz tek bir gecede bile,
ne kadar da eminiz diğer yarısından ikimiz de.
Bu çan çiçeği hâlâ direniyor zamana. Gel verelim ona
havayla, ışıkla solup gitme, boynunu bükme şansını.
Hadi, al onu ellerimden. Ve şimdi, bırak gitsin.
Mütercim: Özgür Bağlıyalnız
In Our Tenth Year
This book, this page, this harebell laid to rest
between these sheets, these leaves, if pressed still bleeds
a watercolour of the way we were.
Those years: the fuss of such and such a day,
that disagreement and its final word,
your inventory of names and dates and times,
my infantries of tall, dark, handsome lies.
A decade on, now we astound ourselves:
still two, still twinned but doubled now with love
and for a single night apart, alone,
how sure we are, each of the other half.
This harebell holds its own. Let’s give it now
in air, with light, the chance to fade, to fold.
Here, take it from my hand. Now, let it go.
Simon Armitage
