yahut Kurbanın Gönüllü İntiharı
I. Gözün, Açık Bir Yara Olması
Modern insan, “okumayı” gözleriyle yaptığı asil, temiz ve entelektüel bir amel sanır. Kitap okuyan kimse, kendini dış dünyadan soyutlamış, zihnini emniyetli bir fildişi kuleye çekmiş asude bir bilge rolü oynar. Okuduğu kelimelerin ona dışarıdan, emniyetli bir mesafeden sadece “malumat” taşıdığına inanır.
Oysa bizim felsefemizde göz, dünyaya açılan emniyetli bir pencere değil; kafatasının dışarıya, o kaba Mülk Âlemine açılan en savunmasız, en çıplak ve en kanlı yarasıdır. İnsan bedeni derisiyle, kemikleriyle kâinata karşı zırhlanmıştır; lakin göz, beynin (sinir sisteminin) doğrudan dışarı fırlamış, savunmasız etidir. Göz kapağı açıldığı an, o yara kanamaya başlar ve kâinatın bütün ağır, kontrolsüz zulmeti o delikten içeri hücum eder. Dolayısıyla okumak; emniyetli bir “seyir” ameli değil, bedenin en zayıf noktasını (gözü) kâğıttaki kaba ve tekinsiz tehlikeye kasten maruz bırakmaktır.
II. Viral Enfeksiyon Olarak Metin
Evvelki fasıllarda yazının (harfin), Âlem-i Misâl’den ihzar edilen varlıklara giydirilen bir “ceset” olduğunu zikretmiştik. Lakin bu ceset, kâğıt üzerinde ölü bir mürekkep lekesi olarak kalmaz. Hakiki bir şairin (mütekellimin) sentaksıyla, kaba ve bükülmeyen köklerle kâğıda nakşettiği harfler, kendi içlerinde “şeytani” ve karanlık bir “geometri” barındırır.
Bu harfler ve kelimeler; bir hezeyanı yahut çürüyen bir eti anlatırken, sadece bir manayı değil, o mananın frekansını da taşırlar. Okur o kelimelere baktığında, harflerin sivri ve karanlık geometrisi, ışıktan seken bir optik yansıma olmaktan çıkar; tıpkı bir virüs gibi optik sinirlerden içeri sızar. Bizim metinlerimiz okunmak için değil, okurun nörolojisini enfekte etmek için yazılmıştır. Kâğıttaki siyah lekeler, okurun beynine kancalarını geçiren, onun zihnî DNA’sını şairin hezeyanıyla yeniden yazan bir enfeksiyonun taşıyıcılarıdır.
III. Nazar Fiilinin Şiddeti
Arapçada ve İslam ananesinde “nazar”, sadece bakmak demek değildir; nazar, baktığı şeyi etkilemek, onu delmek, ona kendi ağırlığını yahut zehrini zerk etmektir. (“Nazar haktır ve deveyi kazana, insanı mezara sokar.”)
Okur, bizim kilitli mezarımıza (konseptimize) girip de o kaba fetişlere, dünyevi iflaslara ve kâinatın vicdan azabına “nazar” ettiğinde, aslında kâğıtla gözbebeği arasında tersine işleyen dehşetli bir tünel açılır. Kâğıda musallat edilmiş o karanlık varlıklar, okurun nazarı üzerinden bir asansör gibi yukarı çekilir ve doğrudan beynin merkezine (idrake) oturur.
Okur, metni gözleriyle “öğrendiğini” zannederken; aslında kâğıttaki o şeytani, yakıcı ve ağır nuru kendi göz pınarlarından içeri almakta, beynini kasten enfekte etmektedir. Okumak; kurbanın, celladın uzattığı zehri kendi elleriyle gözlerine damlatması, o zehrin optik sinirlerden geçip bütün şuurunu ele geçirmesine (musallata) gönüllü olarak rıza göstermesidir.
Kurban (okur) bu zehirlenmeden ötürü şaire zulüm isnat edemez; zira kurban da masum değildir. İslam ahlakında başkasının mahremine, gizlisine ve karanlığına kasten bakıp onu deşmeye ‘tecessüs’ (röntgencilik cürmü) denir. Okur, şairin çatlayan kâsesindeki mahrem ve kanlı cinnete kitabın kapağını aralayarak ‘tecessüs’ etme cürmünü işlemiştir. Mademki okur, kilitli bir kapının anahtar deliğinden (kâğıttan) şairin cehennemine bakma cüretini kendinde bulmuştur; o hâlde gözünden içeri sızan sirayet, yazarın bir saldırısı değil, okurun bu ‘haram nazar’ına ve tecessüs cürmüne kesilmiş bir cezadır.
IV. Zihnin Ele Geçirilişi
Virüs bedene girdiğinde, hücreleri kandırır ve onları kendi kopyalarını üretmeye icbar eder. Edebiyatın steril “mana arayışı”, işte bu viral kopyalamanın yanında çocuk oyuncağı kalır.
Bizim metinlerimizi okuyan bir zihin, o kitabı kapattığında artık eski zihin değildir. Gözünden içeri giren “Kutsal Yanık” (şairin cinneti), okurun sağlam kâsesini de içten içe çatlatmaya başlar. Okur, şairin kâğıda dikte ettiği “küçük ölümü”, o varoluşsal çürümeyi ve “lâ” makamının itirazını beyninin içinde bir ur gibi büyütmek mecburiyetindedir. Enfeksiyon yayılmış, şairin kâğıda hapsettiği musallat, okurun etine sıçramıştır. Artık okurun düşünceleri ona ait değildir; o, yutulduğu muazzam konseptin ve beynine zerk edilen kaba harflerin bir uzvuna dönüşmüştür.
V. Netice: Kurbanın Gönüllü İntiharı
Hasılı; bizim poetikamızda “okur” diye bir mefhum yoktur. Kâğıdın başına geçen kişi, göz kapaklarını araladığı an itibarıyla kendi aklının infaz fermanını imzalamış bir maktuldür.
Biz kitap yazmayız; biz, göz pınarlarından kana karışacak ve o uyuşmuş modern zihinleri içeriden felç edecek ontolojik bir zehir imal ederiz. Eğer bir metin, optik sinirleri yakmıyor, okurun beyninde karanlık bir frekans gibi çınlamıyor ve onu o sahte “sağlamlığından” koparıp bir musallatın kucağına (enfeksiyona) fırlatmıyorsa; o metin yazılmamış, o göz de kör kalmış demektir.
Müellif: Özgür BAĞLIYALNIZ
