Derinliklerden, Georg Trakl

Derinliklerden

Kapkara bir yağmurun dövdüğü, anızlarla dolu bir tarla bu.
Bir başına dikilip duran kavruk bir ağaç.
Boş kulübelerin etrafında tıslayarak dolanan bir rüzgâr—
Ne de kederlidir şu akşam.

Mezranın hemen ötesinde
Tek tük kalan başakları devşiriyor o uslu yetim kız.
Alacakaranlıkta iri, sapsarı otluyor gözleri
Ve rahmi semavi bir güveyin yolunu gözlüyor.

Eve dönüş yolunda
Çobanlar o körpe bedeni
Diken çalılarının arasında çürümüş buldular.

Kapkaranlık köylere uzak düşmüş bir gölgeyim ben.
Tanrı’nın sükûtunu
Kana kana içtim korunun pınarından.

Soğuk bir metal dayanır alnıma.
Örümcekler kalbime dadanır.
Ağzımı büsbütün söndüren bir ışıktır o.

Gece vakti bir fundalıkta buldum kendimi,
Çirkefe ve yıldız tozuna batmış.
Fındık çalılarının arasından
Çınladı yeniden kristal melekler.

Mütercim: Özgür BAĞLIYALNIZ

De Profundis

Es ist ein Stoppelfeld, in das ein schwarzer Regen fällt.
Es ist ein brauner Baum, der einsam dasteht.
Es ist ein Zischelwind, der leere Hütten umkreist –
Wie traurig dieser Abend.

Am Weiler vorbei
Sammelt die sanfte Waise noch spärliche Ähren ein.
Ihre Augen weiden rund und goldig in der Dämmerung
Und ihr Schoß harrt des himmlischen Bräutigams.

Bei ihrer Heimkehr
Fanden die Hirten den süßen Leib
Verwest im Dornenbusch.

Ein Schatten bin ich ferne finsteren Dörfern.
Gottes Schweigen
Trank ich aus dem Brunnen des Hains.

Auf meine Stirne tritt kaltes Metall.
Spinnen suchen mein Herz.
Es ist ein Licht, das meinen Mund erlöscht.

Nachts fand ich mich auf einer Heide,
Starrend von Unrat und Staub der Sterne.
Im Haselgebüsch
Klangen wieder kristallne Engel.

1912
Georg Trakl


Bu şiir, 1912 yılının sonlarında yazılmış ve Georg Trakl’ın 1913 yılında neşredilen ilk şiir kitabı Gedichte (Şiirler) içinde yer almıştır. Şiirin özellikle ilk bölümünde göze çarpan güçlü anafora (dizelerin başında aynı kelimelerin veya söz öbeklerinin tekrar edilmesi) kullanımı, Reihungsstil (sıralama/dizme üslubu) olarak bilinen Dışavurumcu tekniğin bir varyasyonudur. Trakl, birbirinden müstakil ve kopuk imgelerin aralarındaki mantıki bağlar bastırılarak art arda sıralandığı bu yöntemin öncülerinden biri olarak kabul edilir.

Şiir, Trakl’ın tabiattaki ve insan dünyasındaki çürüme süreçlerini iç içe geçirme temayülünü kusursuz bir şekilde yansıtır. Şiirin son bölümünde yer alan fundalık tasvirinde, insana ait olan “çirkef” (atık/pislik) ile tabiata ait olan “yıldız tozu”nun aynı anda var olması, bu bozulma ve yozlaşma dokusunun en net özetidir.

Şiirin inşa ettiği dünya metafiziki bir yüke sahiptir ve ihtiva ettiği yıkım imgeleri belirgin bir biçimde İncil’e dair yankılar taşır. Ancak şiirin dine yaklaşımı oldukça çelişkili ve karamsardır:
– İlahi bir beklenti içindeki “Tanrı’nın gelini” çobanlar tarafından ölü bulunur,
– Anlatıcı “Tanrı’nın sükûtunu” içerek beslenir,
– Tüm bunlara rağmen “kristal melekler” karanlığın ortasında çınlamaya devam eder.

Hristiyanlık öğretisi, Trakl’ın bu karanlık ve nihai çöküş vizyonuna âdeta hapsolmuştur. Şiir ruhani bir boyutun varlığını kabul eder, ancak hiçbir şekilde bir “kurtuluş” umudu sunmaz.

İlginç Bir Not:
“De Profundis” neşredildiği dönemde öylesine dikkat çekmiş ve o kadar karakteristik bulunmuştur ki, hemen ardından anonim bir parodinin yazılmasına ilham olmuştur. Şiirin ilk dizesine atıfta bulunan bu alaycı parodi şu dizeyle başlar:

“Es ist ein Hurenhaus in das ein besoffener Dichter fällt”
(Sarhoş bir şairin içine düştüğü bir kerhanedir bu.)

Bir Cevap Yazın