LAMİNANT MAKAMI
Boşuna kibirlenme, o ahşabın göğsünden kopan feryat senin için değil.
Udi başını ağır ağır eğip de mızrabı tellere vurduğunda
Sırf sen eksildin, sırf sen terk edildin diye sarsılmıyor bu dumanlı kubbe
Sanıyorsun ki Itri’nin kayıp defterinden sızmış efsunlu bir güfte senin ömrün
Hüznünü, dervişlerin, hattatların, neyzenlerin vakur çilesiyle bir tutuyorsun.
Kudümün tok vuruşuyla göğsünü dövüp
Kendi yoksul karanlığını ulu bir meşk zannediyorsun.
Sesler perdeler arasında gezinirken ilahi aşka erdiğini
Kendi ruhunu, sazlıktan taze koparılmış kutsal kamış sanıyorsun.
Oysa kandiller sönüp de asırlık dergâh sükûta büründüğünde
Fasıl nihayete erip, ahenk ait olduğu gökyüzüne çekildiğinde
Senin arşa değdiğini sandığın
Uğruna ömrünü yaktığın destansı feryadın yüzleşecek kendi hiçliğiyle.
Çünkü sen, kâinatı titreten kadim bestenin bir parçası falan değilsin
Sadece, ustanın aşka gelip secdeye kapanırken ağırlığını verdiği
İçten içe çürümüş, can sıkıcı bir sesle gıcırdayan ve bütün ahengi bozan
Kusurlu bir ahşap zeminden ibaretsin.