Tatbikat 11: Bedenin Terbiyesi ve İradenin Çelikleşmesi

Ruh, ne kadar ulvi ve kavi olursa olsun; onu taşıyan binek zayıf, hastalıklı yahut hantal ise o ruh menziline varamadan yolda kalmaya mahkûmdur. Beden, iradenin yeryüzündeki tecessümüdür. Etini ve kemiğini nizam altına alamayan, kendi nefsine ve cüssesine söz geçiremeyen bir adamın, dışarıdaki düşmana yahut cihanın zorluklarına galebe çalması kabil değildir. Türk’ün hayatta kalma ve hâkimiyet davası, evvela bedenin miskin ve rahata meyyal fıtratını ezmekle, iradeyi etin üzerinde mutlak bir hükümdar kılmakla başlar.

Askerî İnzibat
Asrımız, bedeni çürütmek üzerine bina edilmiş bir tuzaktır. Yumuşak döşekler, her daim ılık sular, terlemeyi unutturan asansörler ve yürümenin meşakkatinden insanı alıkoyan vasıtalar, fıtratın en büyük düşmanıdır. Konfor, iradenin mezarıdır. Bu çürümeye karşı koymanın yegâne yolu, bedeni kendi rızanla meşakkate ve riyazete sokmaktır. Türk, hayatını daimî bir askerî inzibat içinde yaşamalıdır. Şafak sökmeden, daha kâinat uykudayken o sıcak döşekten tereddütsüz kalkabilmek; bedeni soğuğa, sıcağa, açlığa ve uykusuzluğa karşı şerbetli hâle getirmek en olmazsa olmaz kaidelerdendir. Bedeni çelikleştiren şey rahatlık değil, maruz kaldığı iradi meşakkattir.

Nefes ve Adım
İnsanın kudreti, yalnızca taşıdığı ağırlıkta yahut pazularının şişkinliğinde tecelli etmez. Hakiki kudret; nefesi nizam altına alıp, ayakları toprağa vura vura fersahlarca mesafeyi aşabilmektir. Uzun mukavemet koşuları, bedenin hudutlarını zihnin iradesiyle darmadağın ettiği en mühim talimdir. Ciğerler yanmaya başladığında, nefes boğazda düğümlendiğinde ve dizler “dur” diye isyan ettiğinde; o acıya boyun eğmeyip adımı ritminden şaşırtmadan koşuya devam etmek, sadece bedenin değil, ruhun da çelikleşmesidir. Beş yahut yedi fersahlık o bitmek bilmez yollarda, insan kendi zihniyle cenk eder. Beden yorulur lakin irade o yorgunluğu reddeder. Nefesini uzun yola göre tanzim edemeyen, adımlarını toprağa hükmedercesine vuramayan kimesne, yarın bir gün harp meydanında yahut bir muhatara anında vatan toprağını nasıl adımlayacaktır?

Zihnin Beden Üzerindeki Hâkimiyeti
İnsan bedeni, dimağının ona inandırdığı hudutların çok daha ötesine geçmeye muktedirdir. Yorgunluk, ekseriyetle kasların tükenişi değil, zihnin pes edişidir. Ağırlığın altına girildiğinde, yahut dağ bayır tırmanırken bedenin hissettiği o ilk tükenmişlik hissi, aslında bir yanılsamadır. İrade, o ilk acı eşiğini kırıp geçtiğinde, bedenin gizli hazineleri, o cedden kalma mukavemet ve vahşet gün yüzüne çıkar. Fiziki hudutlar zorlanmadan, ter kanla karışmadan, eklem yerleri sızlamadan bedenin hakiki potansiyeli ortaya çıkmaz. Türk’ün bedeni, yeri geldiğinde günlerce aç susuz at koşturacak, pusuya yatacak ve dağları mesken tutacak bir dirayette olmalıdır.

Bileğin Hakkı
Taşıdığın pusat ne kadar keskin, elindeki namlu ne kadar kusursuz olursa olsun; onu tutan bilek titriyorsa, onu omuzlayan sırt çabuk yoruluyorsa o aletin hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Kılıç kolun, tüfek omuzun uzantısıdır. Beden, o teçhizatı kendi uzvu gibi taşıyacak, yorgunluk anında bile nişangâhtan gözünü, tetikten parmağını şaşırtmayacak bir kavi nizamda olmalıdır. Bedenin terbiyesi, sadece şahsi bir sıhhat meselesi değil; vatanı, namusu ve haneyi müdafaa edecek o mukaddes emaneti liyakatle taşıyabilme mecburiyetidir.

Hülasa; terle yıkanmayan, acıyla sınanmayan ve disiplinle yontulmayan bir beden, kınında paslanmış bir kılıçtan farksızdır. İrade çelik, beden ise o çeliği döven örstür.

Bir Cevap Yazın