Tatbikat 10: Vatan Toprağını Okumak – Rüzgârın, Suyun ve Nebatatın Sırrına Vakıf Olmak

Bir coğrafyayı vatan kılan yegâne unsur, hudut boylarında dökülen kan ve toprağa düşen şehitler değildir. Kanla alınan toprak, ancak akılla, idrakle ve tabiatın sırrına vakıf olmakla elde tutulur. Bastığı toprağın dilinden anlamayan, gökyüzüne bakıp rüzgârın şeceresini okuyamayan, dağların kuytularındaki suyun izini süremeyen bir âdem, kendi yurdunda garip, kendi vatanında sürgündür. Türk’ün hâkimiyeti, kâinatın nizamına körü körüne başkaldırmakla değil, o nizama nüfuz edip tabiatı kendi kalkanı ve mızrağı kılmakla başlar. Coğrafyayı bilmek, harita üzerindeki çizgileri ezberlemek değil; toprağın nabzını, suyun hafızasını ve rüzgârın nefesini bir kitap gibi okumaktır.

Rüzgârın Şeceresi ve Havanın Lisanı
Rüzgâr, alelade bir hava akımı değil, tabiatın ulaklarından biridir; haberi uzaktan getirir. Hangi rüzgârın rahmet, hangi rüzgârın zahmet getireceğini bilmeyen er kişi, ne ateşini harlayabilir ne de çadırını tahkim edebilir. Coğrafyamızın ufuklarında esen her nefesin bir ismi, bir fıtratı vardır. Bir lodos estiğinde, denizin nasıl hırçınlaştığını, insanın kanının nasıl kaynadığını ve toprağın nasıl ağırlaştığını bilmek icap eder. Arkasından muhakkak poyrazın keskin, dağların zirvelerinden kopup gelen buz gibi nefesinin ineceğini sezmek, hayatta kalmanın ilk şartıdır. Karayel vurduğunda fırtınanın kopacağını, keşişlemede havanın kavrulacağını idrak edemeyen bir zihin, tabiatın karşısında çaresiz kalmaya mahkûmdur. Ateş yakarken rüzgârı arkana almak, yahut avlanırken kokunu rüzgârın insafına bırakmamak, havayı okumanın kendisidir.

Sırrın Menbaı: Su Yolu
Su, tabiatın kanıdır; koca dağların bağrından kopar, toprağın gizli damarlarından süzülür ve menziline akar. Suyun istikametini bilmeyen, vadide yolunu bulamaz. Sular yokuş yukarı akmaz; bilakis daima en kavi ve en zahmetsiz yolu seçerek denize yahut ovaya iner. Bir vadide kaybolan, yahut susuzlukla imtihan olan âdem, toprağın meylini ve bitkilerin rengini okuyarak suyun gizlendiği menbaı bulmalıdır. Söğüt ağacının, kamışın yahut yemyeşil kalmış bir yosunun işaret ettiği mukaddes menba, hayata dönüşün sırrıdır. Ve şu da kati bir düsturdur ki; tabiatta bulunan her su içilmez. Suyun berraklığı her daim temizliğine delalet etmez; taşın ve kumun süzgecinden geçmemiş, durağanlaşmış ve ağırlaşmış bir su, insana şifa değil zehir taşır. Suya hürmet, onu kirletmemekle başladığı gibi, onun fıtratını okumakla kemale erer.

Nebatatın Hikmeti ve Toprağın Zırhı
Türkiye coğrafyası, sinesinde sayısız nimeti ve şifayı barındıran muazzam bir eczane, aynı zamanda devasa bir cephaneliktir. Lakin bu hazinenin kapıları, yalnızca o nebatatın dilinden anlayanlara açılır. Her ağacın bir karakteri, her otun bir vazifesi vardır. Ulu bir dağın yamacında, denizin tuzuna ve rüzgârın insafsızlığına asırlarca göğüs geren çilekeş ve mukavemetli zeytin ağacını tanımak lazımdır; onun gövdesindeki asalet, toprağa ne pahasına olursa olsun tutunmanın destanıdır. Zeytinin yağı şifa, dalı yakacaktır.

Kavak ağacının gölgesine güvenilmez zira rüzgârda kolay kırılır; lakin meşe ve çınar, asırların yükünü omuzlar. Ormanın derinliklerinde hangi otun kanamayı durdurduğunu, hangi yaprağın ateşi düşürdüğünü, çam sakızının merhem olduğunu ecdadımız bilirdi. Çam ağacının çırası, en umutsuz anlarda ocağı tutuşturan bir cevherdir. Dağların doruklarına doğru tırmandıkça değişen bitki örtüsünü; makiliklerden çam ormanlarına, oradan da ağaçsız ve sarp zirvelere geçişi adım adım okumak, insana nerede mevzileneceğini ve neyle besleneceğini fısıldar.

Coğrafyayı Avucunun İçi Gibi Bilmek
Askerliğin ve erliğin şanındandır; kavi ve feraset sahibi bir komutanı, emrindeki neferleri her yürüyüşte aynı nizami yollardan değil, her defasında bambaşka bir dağın sarp geçidinden, hiç bilinmedik bir vadinin kuytusundan menzile sürer. Bu meşakkatli intikallerin gayesi sırf bedeni yormak, ciğerleri sınamak yahut postalları eskitmek değildir. Asıl maksat, vatan toprağını kâğıt üzerindeki haritalardan ezberlemek yerine; bizzat adımlayarak, ter dökerek ve nefes nefese kalarak zihne nakşetmektir. Bastığı arazinin meylini, ardına saklanılacak kayanın mukavemetini, rüzgârı kesen tepenin duldasını avucunun içi gibi bilmeyen bir nefer, o coğrafyayı müdafaa edemez. Dağların gizli patikaları ve suların kaynağı, ancak tabanvay ile aşılarak ruhun ve bedenin hafızasına kazınır. Bir Türk, yaşadığı memleketin her karış toprağını, gözü kapalı yol bulacak kadar kendi hanesi gibi bilmekle mükelleftir.

Harbin Muhatarasına Karşı Sulhün Meşgalesi
İnsanoğlu nisyan ile maluldür; sulh zamanının rehavet kokan gölgesine çabuk aldanır, gevşer. Hâlbuki Türk’ün lügatinde ve hilkatinde sulh, tembellik ve istirahat vakti değil; yarın kopacak olan harbe karşı kılıç bileme, teçhizat düzme ve idmanı kavi tutma vaktidir. Cihanın ne zaman karışacağı, hudutlarda fitnenin ne zaman harlanacağı yahut memleketin başına ne tür bir musibetin cereyan edeceği meçhuldür. Yarın öbür gün harp borusu öttüğünde hazırlıksız yakalanmak, mazereti olmayan en büyük zillettir. Bu yüzdendir ki sulh günleri, miskinlik döşeğinde değil; dağı taşı adımlayarak, bedeni hudutların ötesine zorlayarak ve vatan sathını zihne bir çelik gibi işleyerek, velhasıl en verimli meşgalelerle geçirilmelidir. Talimgâhta ve dağ yollarında terin dökülmediği sulh zamanı, harp meydanında kanın sel olacağının en acı habercisidir. Başını yastığa her koyduğunda, yarın sefere çıkacakmış gibi müteyakkız kalmak, hâkimiyetin sarsılmaz kaidesidir.

Vatanı Tanımak, Kendini Tanımaktır
Hülasa; dağı, taşı, rüzgârı ve suyu tanımak, sadece avlanmak yahut karın doyurmak için bir teferruat değildir. Bu, Türk’ün vatanına vurduğu görünmez mühürdür. Hangi koyakta pusunun atılacağını, hangi tepede rüzgârın kesileceğini, hangi vadide suyun bulunacağını haritaya bakarak değil, toprağın kokusunu ciğerine çekerek bilen bir irade, asrın çelik zırhlı ordularından daha kudretlidir. Tabiat, ona hürmet edip kanunlarına riayet edeni bağrına basar; onu inkâr edip kibrine yenileni ise acımasızca yutar. Türk, bastığı yeri vatan kılmak için evvela o toprağın sırrına rücu etmelidir.

Bir Cevap Yazın