DEFNE İLE AVCI
Eskiden, çok eskiden yeryüzünde
Güzelliği dillere destan
Bir kız vardı, adı Defne,
Upuzun saçları altın sarısıydı
Dolaşırdı kuytu ormanlarda bütün gün
Postu rengârenk hayvanların peşinde,
Defne peri padişahının kızıydı.
Babası derdi ki, kızım
Sen bana bir damat borçlusun
Sen bana bir evlat borçlusun,
Defne derdi ki, babacığım
Beni zorlama ne olursun
Bırak beni, kız kalayım, ne olursun?
Sıram sıram boynu bükük âşıklar
Bekleyedursun bir yanda,
Defne’nin başı boş, gönlü hür
Buyruğa giremeyecek kadar
İnatçı, hırçın ve mağrur
Koşup dururken ormanda
Avcıların padişahı ona vurulur.
“Benim geyiğim sen, kuzum sen,
Benim biricik güvercinim sen,
Kuzu kurttan kaçar, geyik aslandan
Güvercin kartaldan kaçar,
Sen dur hele kaçma benden
Aşkımdır seni kovalayan.”
Daha sözünü bitirmeden avcı
Korkak adımlarla uzaklaştı Defne
Kaçarken daha bir güzelleşti de
Ardında tir tir titreyen avcı
Tavşan kovalayan hırslı bir tazı
Gibi düştü Defne’nin peşine.
“Ben de yılmadan kovalayacağım
Büyülediğin adam kimmiş öğren,
Ben ne bir dağlı, ne bir çobanım,
Oklarından sakınılmaz padişahım,
Kimden kaçıyorsun sen?
Asıl sensin benim avcım
Beni sen vurdun yüreğimden.”
Tavşan koşuyor, durmadan koşuyordu
Ardında av köpeği ter içinde
Boynunu uzatmış, yetişmek üzere,
Birinde umut vardı, birinde korku,
Tavşan ensesinde nefesler duyuyordu
Çünkü kanatlıydı ardından koşan
Aşkın kanatlarıydı onu uçuran
Kuvveti kesilmişti Defne’nin
Sapsarı, yalvardı babasına
“Cezasını çekiyorum güzelliğimin,
Gücün nehirler gibi tanrısalsa
Ne yap yap değiştir beni
Başka bir biçime koy baba.”
Duası daha bitmemişti ki
Bir gevşeklik sardı her yerini
Örtüldü göğsü yapraklarla,
Ayakları kökleşirken toprakta
Kolları, saçları dal oluverdi.
Avcı kollarına aldığı zaman
Kalbi çarpıyordu Defne’nin
Taze yaprakların altından.
Yeni Ufuklar, (150), Kasım 1964, “Defne ile Tanrı” adıyla
Melih Cevdet Anday “Bütün Şiirleri”