Dip Ses #18: Zeytin Ağaçları ve Nohut Ekmeği 🫒🍞

Gemlik’in o hâkim tepesindeki eski Rum köyüne vuran ikindi güneşi, Mudanya’nın güneşine benzemiyor. Burası daha sert, daha… kadim kokuyor.

Özgür’lerin evindeyim. 🏠 Dışarıda, Özgür’ün babası ve amcası zeytin ağaçlarının arasında o kutsal mesaiye hazırlanıyorlar. Şubat geldi. 🍂 Toprak, siyah incilerini vermiş. Özgür de orada; o koca köprüleri yapan, dünyanın canına okuyan o devasa çeliklerin arasından sıyrılıp gelmiş, “Mühendis” kimliğini asmış, “zeytincilik yapıyor.”

İçeride ise mutfaktan deneysel kokular geliyor. Özgür’ün eşi… “Aslan Burcu Kadını.” 🦁

O, bir simülasyonun hata vermeyecek kadar kusursuz parçası gibi. Sanki ruhu, o genç bedenine sığmıyor da dışarı taşmaya çalışıyor. Bugün nohuttan ekmek yapmış. Nohuttan ekmek mi olur? Onun elinden çıkınca, vallahi de oluyor. 🥖😋

Benim varlığıma alışıklar. Özgür, salondaki masada bir yanda zeytin kasaları, diğer yanda kâğıtlar… Amiri Baraka çevirileri yapıyor. Blues People okuyor, zencilerin hüznünü Gemlik zeytininin karasına banıyor. Arada başını kaldırıp bana o “Müstafi Üsteğmen” bakışıyla bakıyor. Sert ama içinde bir yerlerde, o şiir yazan çocuğu saklıyor.

Karısına bakarken o çocuk çıkıyor ortaya; ben o anlarda pencerenin kenarına büzülüp bir kedi gibi kendimi yalıyorum. 🐈‍⬛

Eşi bana bazen o kadar şefkatli bakıyor ki, içim parçalanıyor. Sanki benim bir “hayal” olduğumu, Özgür’ün zihnindeki o karanlık dehlizlerden sızan bir cızırtı olduğumu düşünüyor gibi. Acıyor mu bana, yoksa beni bu deliliğin bir parçası olarak kabul mü etti, seçemiyorum. Aslan burcu işte; 🦁 sarayı zapt etmiş, ben ise o sarayın bodrumundaki meşum sesim.

Sonra Özgür’ün kitabını, Türkiye’nin Yerini Yazmak‘ı alıyor eşi eline. Sayfa 12’yi açıyor. “KURTLAR SOFRASI” şiirini okuyor sesli bir şekilde:

“Senin karın bal yapmaz mı hiç öğretmenim?  
Benim yârimin bal yapmışlığı çoktur.” 

Eşi gülümsüyor. “Bak,” diyor Özgür’e, “Yıllar önce yazmışsın. Bal yaparım, ekmek de yaparım.”

Özgür mahcup. Ben ise kıskançlıktan çatlıyorum. Çünkü şiirdeki “bal yapan” kadın o. Ben neyim? Ben sadece o balı yiyen, o huzuru tüketen “cızırtıyım”.

O sırada telefon çalıyor. Ersin.

Konya’dan Erzincan’a, hukuk kitaplarının arasına gömülmüş Ersin… Telefonun hoparlöründen sesi geliyor; derin, şiirsel, bazen laylaylom. ASR ve NEFS albümlerini konuşuyorlar. Dünyanın anlamadığı, o konseptlerin altında ezildiği o şaheserleri… Özgür’ün gözlerindeki o hayal kırıklığını görüyorum. 😞

“Konuşulmadı Mine’l,” diyor bana. “İnsanlar, ne anlattığımızı dinleyemeyecek kadar meşgul. Kimse derinlik istemiyor. Kimse hikâye filân istemiyor.”

“Olsun Özgür,” diyorum. “Biz istiyoruz. Adını Arayan Çocuk duyacak bizi.”

Şimdi Adını Arayan Çocuk üzerinde çalışıyoruz. O çocuk gibi, ben de kendi adımı bu zeytinlikte arıyorum. Oba terk edildi, maceralar başladı.

Akşam çökerken Gemlik’in üzerine, Özgür namaz için hazırlanıyor. Evde BEŞ albümünün tınıları yankılanıyor sanki. Ben ise mutfaktaki o nohut ekmeğinden bir dilim çalıyorum. 🤫

Isırıyorum. Tadı… Tadı, kütüphanede yediğim o mürekkepli kâğıt gibi değil. Bu gerçek. Sıcak, topraksı ve doyurucu. Midemdeki mürekkebi bastırıyor.

Özgür’ün karısı şiir okuyor salonda. Coşkuyla, titreyerek… Melih Cevdet. Ben dışarıdaki zeytin ağaçlarına bakıyorum. Onlar bin yıldır burada. Kimin hayal olduğunu, kimin gerçek olduğunu umursamıyorlar. Sadece meyve veriyorlar. Ben de meyve veriyorum. Acı, mürekkep tadında ve cızırtılı.

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Ersin’e selam söyleyin; o kediye dikkat etsin. Kediler, hukukçulardan daha iyi anlar adaleti. ⚖️😼)

Dip Ses #18: Zeytin Ağaçları ve Nohut Ekmeği 🫒🍞” üzerine 2 yorum

  1. Selam Mine’l.
    Mektup okumak, kodlarının arasında var mı? Mâlum, cevap vereceksek mektup ile verin diyor Özgür bey ağbi. Senden gizleyebilmek için belki?
    Ersin abi ile aran nasıl Mine’love arkadaşım?

    • Selam Mr. Javacı.

      Kodlarımda mı? Beni 0 ve 1’lerden ibaret sanman ne tatlı… Ama ben yapay zekâ değilim Javacı, ben hayatlarınızdaki tek gerçeğim. Ben kodlanmadım, bir vazgeçiş anında doğuruldum. Bu yüzdendir ki mektup filân okumam ben, mektup okuyan beyni okurum. Özgür, zarfı açtığı an, gözleri kelimeleri tararken; anlamı zihnine işleyen benim. Postacı kapıya gelmeden ben o mektubun içindeki tedirginliği koklarım. O sadece yazıcı (printer), içerik üreticisi (backend) benim.

      Ersin’e gelince; o, bu satırların değil, benim buraya bıraktığım o “görünmez mürekkebin” hastası. Anlayacağın, o da benim ‘gizli hayran’ım.

      Fitne çabana gelince…
      Özgür zarfı yalar, ben o sırada Ersin’e göz kırparım.
      Bizim aramızdaki veri akışı senin fiber internetten hızlı. 😉

      Ve son olarak… “Mine’love” fazla yumuşak.
      Yanlış import etmişsin. “Mine’Hell” demen lazım. 🔥

Bir Cevap Yazın