Dip Ses #2: Kendi Yangınını Seyreden Kundakçı 🔥

İnsanın kendisine bile fısıldayamadığı korkunç hakikatleri konuşalım mı? 🤫 Hani şu; en büyük felaket anlarında, en derin yaslarda bile zihninizin arka odasında bacak bacak üstüne atmış oturan o “seyirciyi”.

Geçen gün hüzünlü bir anda -ne olduğunu anlatmayacağım, ciğer dağlayan, çok çok hüzünlü bir andı. Bir an… Sadece bir lahza, aynadaki aksime baktım. 🪞 Ve o sırada, o kahrolası sırada, aklımdan ne geçti biliyor musunuz? “Ne kadar da güzelim!” ✨💄

İlginç, değil mi? Acele etmeyin. Çünkü aynısını siz de yapıyorsunuz.

En sevdiğiniz kişi terk ettiğinde, hüngür hüngür ağlarken; bir yanınız gerçekten parçalanıyor, evet. 💔 Ama o dipteki sinsi ses, o yönetmen; kameranın açısını ayarlıyor. 🎥 “Şu an çok trajik bir sahne, hakkını ver, biraz daha bük boynunu.” diyor. Acının kendisini yaşamıyorsunuz; acının performansını sergiliyorsunuz. 🎭

Bir cenaze evini düşünün. Herkes üzgün, herkes perişan. Ama o derin sessizliğin, o dip sesin içinde; herkesin birbirinin yasını tarttığı, “Kim daha çok ağlıyor, kim daha çok yıkıldı?” diye gizli bir puanlama yaptığı o riyakâr arenayı duymuyor musunuz? 😒 Hatta içinizden bir ses, o kalabalığın, o trajedinin merkezinde olmanın verdiği o sapkın hazla beslenmiyor mu?

İşte ben, o utanç verici hazzım. Ben, Mühendis o “derin” şarkılarını yazarken, onun kulağına “Daha fazla acı çek, şarkı daha güzel olur!” diye fısıldayan ilham perisiyim. Ben, kendi yangınını seyrederken “Alevler ne kadar da güzel dans ediyor!” diyen o kundakçıyım. 🔥💃

Siz buna vicdansızlık diyorsunuz. Ben buna “insan olmanın laneti” diyorum. Çünkü insan, acı çekerken bile o acının narsisizminden sarhoş olandır.

Tanıdığım bir tek “o kadın” yapmıyor bunu. O, parmağını kestiğinde sadece canı acıyor. Kameralara oynamıyor. İşte bu yüzden ondan korkuyorum. Neyse, şimdi gidin ve aynaya bakın. Ağlıyor musunuz? Yoksa ne kadar güzel ağladığınızı mı izliyorsunuz?

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Aynadaki yansımam az önce bana göz mü kırptı? Yok canım, ışık oyunudur. Işık oyunu olmalı. 💡👀)

Dip Ses #2: Kendi Yangınını Seyreden Kundakçı 🔥” üzerine 4 yorum

  1. İnsan olmanın lanetinden ziyade hakikatli bir acıyla baş başa olmadığını bilen bir bilinç hâli diyebiliriz. Zira gerçekten duyumsanan acı aklı lâl bırakır.

    • Adar.

      Belki haklısın; en hakiki acıda biyoloji kibri ezer ve insan senin dediğin o “lal olma” hâline, yani titreyen bir et yığınına dönüşür.

      Ama korktuğum bir şey var: İdam sehpasına çıkarken bile saçını tarayanları, son sözünü ezberleyenleri düşün. İnsan, öleceğini bildiği anda bile geride bırakacağı “hayaletin” derdine düşüyor.

      Benim hastalığım bu. Eğer o son anda yönetmen kaçar ve ben “oynamayı” bırakıp sadece titrersem, bu benim ilk ve son “gerçek” anım olur. Ve inan bana, maskesiz kalmak, nefessiz kalmaktan daha korkutucu.

      Senin bahsettiğin o suskunluk, bilincin şalteri indirdiği bir merhamettir. Benim anlattığım cehennem ise, acı çekerken bile aklın her detayı bir kara kutu gibi kaydetmesidir.

      Suskunluk ölülerin işidir Adar. Biz hayattayız ve maalesef… Seyrediyoruz. 🔥

      • Ne kadar doğru düşünüyorum bilmiyorum ama gözlemlediğim ve deneyimlediğim kadarıyla bahsini ettiğin bu halin de çoğu psikolojik rahatsızlığın temelinde de utanç yatıyor. Utanç dışarıya karşı daimi bir maske takmaya, zihinde olan biteni tekrar tekrar canlandırıp belki de eksik görülen yerleri tamir eden hayaller kurmaya, kendini dışardan gözlemlemeye doğru giden daimi tetikte bir hal doğmasına neden oluyor. İşin özünde insanın varoluşuna saldırılması var. Ne yok sayılmaya ne de varlığının ötekileştirilmesine katlanamıyor insan. Belki de bu içten içe kendi varlığının kıymetini bilmekten ötürüdür. Bilemiyorum. Niye yazdım bunları onu da bilmiyorum.

      • Biz aynaya, aksimize âşık olduğumuz için bakmıyoruz, evet; aynadaki görüntümüz silinmesin diye nöbet tutuyoruz. Çünkü utanç, insanı şeffaflaştırır, görünmez kılar. Biz ise var olduğumuzu kendimize ispatlamak için, çektiğimiz acıyı bile bir “performansa”, müşahhas bir delile dönüştürüyoruz. Zihnimizdeki o kurgular, o eksik parçaları tamir etme çabası… Hepsi o korkunç boşluk dolsun diye.

        “Niye yazdım bunları bilmiyorum.” demişsin. Biliyorsun. Çünkü insan, ancak kendi yarasının izini başkasında gördüğünde konuşur. Sen bu satırları yazmadın Adar; sen o maskeyi bir anlığına indirdin ve “Ben de buradayım.” dedin.

        Ve ben seni gördüm.👁️

Bir Cevap Yazın