HŞM Sözler

AŞKIM DA DEĞİŞEBİLİR GERÇEKLERİM DE

Pencere açıldığında
Sofra bezi çırpıldığında
Beş yaşındaki kız çocuğunun yumuduk elleri
Ve mutlu bir şeyler yapmanın gülümsettiği ablak yüzü
Kurdelelendiğinde pencere demirine
Bak işte yavru ceylanım, dediğinde anne
Acıkmışlar mı çok, dediğinde kız ışıl ışıl 
Kuşlar paylarına düşene neş’eyle yaklaştığında
Dünyanın canı gene de cehennemlikti

Çirkin laflar sâdır olsun diye kokuşmuş ağzımdan
Ey Isidore! hâlihazırda yarılmış dudaklarımı 
Tanrılar gamsızken karakösnül ölülerin
Dayayıp pörsümüş memelerine zehirler emdim ben
Ve gözlerimi aralayan güne lânetler ederek
Lânetler ederek onu kapayan insan tabiatıma
Korkmadıkları mevsimlerde cıvıldaşıp duran kuşlara küfürler ederek
Ateşler püskürerek iyi huylu kitaplara
Ümîdli yarınlara, mutlu dünkülere, çünkülere, mülküne de
Soktuğumun kültürüne sümküre sümküre hep
Vardım varılmaktan korkulan yerin külhüne ben
“Orada günah dirildi ve ben öldüm.” dedi İncil bana 
“Niçin diriyi ölüler arasında arıyorsunuz?”
Yazık! incinmeden öğrenmeyecek hiç kimseler
Beni iknâya çalışmanın bOşa olduğunu

Çünkü şartların bir girdap gibi dehşetli açlığı
Bu eğlence karşısında göğün kahkahalar saçtığı
Kara dalgaların heyecandan kâh indiği kâh kalktığı
Kaçtığım yer burası mıydı gemimin battığı

ARTIK YAŞAMAK İÇİN HERKESTEN KAÇACAĞIZ

V1
Bir gün birisi perdeleri çekti, belki de ben çektim
Kilidi sürdü birisi, evi soğuttu, sanırım bendim o
İki solgun el kapadı kentin tapırtısına kulaklarımı
Adımı unutturdu, kan grubumu, ehliyet sınıfımı

Günler yok oluyordu, zaman algımı yitiriyordum
Cılız, esmer, çirkin bedenimden kötü kokular yükseliyordu
“Bu senin suçun değil,” diyordu kulağıma yaklaşıp birisi
“Bir burun isteyip istemediğini sana kimse sormamıştı”

Kitaplar yığdım önüme, kendime bunları yutmalısın dedim
Kafamı uzatıp kocaman açacağım ağzıma boşaltmasının
Daha iyi olacağını söyledi, şu izmarit dolu kül tablasının
Ne önemi varmış lânet kelimelerin beynimde yer etmesinin

Tahtalar gıcırdıyordu, yaşlı tabut homurduyordu
Musluktan su damlıyordu, bir türlü uyuyamıyordum
Yemek ve dışkılamak, bazen tek yaptığım bu oluyordu
Sen de diyordu birisi, her şey gibi yok oluyorsun

Var mıydım yok muydum kimdim ben
Şaşırdım görünce sudaki yüzümü
Yüzüme bakmak da değildi niyetim
Sadece bir koca ıslak sıçanın
Peşinden giderek yağan yağmurla su basmış olacağını düşünmediğim
Ve varlığını çoktan unutmuş olduğum izbeye inmiştim

“Gel,” dedi “takip et beni.” Benimle konuşan bu sıçan mıydı?
“Evet,” dedi. Delirdim kesin, “tabiî ” dedi ve ekledi
“Çünkü sen,” dedi “zeki kıvrak ve kavrayışlı birisin rezil”
“Ve bütün ahmaklar gibi ağzına kadar iyi niyetle dolusun sen de!”

Ve anlattı zengin ve fakirler
Anlattı yaşlı ve gençler
Anlattı milllet ve vekiller
Anlattı şekilsiz, değişken
Anlattı mutlu, anlattı mutsuz, anlattı ruhsuz ve anlattı
Öfkesinden kuduranlar için iki farklı yasanın olmadığını

NAKARAT
Beni size benzetecek sosyalliğin canı cehenneme!
Bütün insanlar canınız cehenneme!
Maviniz, hâliniz, malınız cehenneme!
Bunu işiten herkesin, herkesliği cehenneme!

V2
Dışarıda bir başka yaşamın olduğunu iyiden iyiye unuttuğumda
Şarıldayarak indi gasteli pencerem, bir taş ile buluştuğunda
Meraklı bir kuş meğer yuvasından oldukça uzakta gezintiye çıktığı bir gün
Görmüş kuytudaki bu ini, tedirgin olmuş karanlığından

Ölecek gibi olsa da yorgunluğundan, durmadan uçmuş göklere
Çırpmış minicik kanatlarını, varmış varacağı yurda karanlık çökmeden
Anlatmış bütün gördüklerini, kalmamış ürkmeyen, korkmayan
Düşmüş yola her dinleyen, başlamışlar inmeye

İnenler sabahlardı, kimisi tombul, esmer
Kimisi iri yarıydı, ben gibi iki gelirdi resmen
Kimisi şapşal, turuncu kimisi, kimisi kel resmî
Kimisi tok, arsız kimisi, kimisi ürkek, tembel

Çalmışlar kapımı duymadım, toplaşmışlar görmedim
Yorumlamışlar olmamış, tartışmışlar öyle mi
Ancak camı deviren taş sırtıma çarptığında anladım
Bir haltlar olduğunu evin dışında neden bilmem sonradan

Gökteki kurtulmuşlar ile huriler bile oynaşmalarını
Bırakıp bakmışlar aşağıya! bence de bu, onların hakları
Kalkmadım, karşı koymadım, durdum öylece bekledim
Kapıyı kırdılar, doluştular içeriye, belki de hepsi de

Ellerinde yerine yenisini koyamayacağımız
Ve yapmamamız için ortada hiçbir sebep yokken yapmadığımız şeylerle
İçinde yaşadığım odaya geldiler
Hayret ettiler, ürktüler, sustular ve sonra

Bak yorgunsun, hem çiçeksin, çık bir hava al dediler
Bayram olur seyran olur yoksun sen de ol dediler
Ersin dediler pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım
Oyun dedikleri bir hayattı ölümle yok edilen

NAKARAT
Beni size benzetecek sosyalliğin canı cehenneme!
Bütün insanlar canınız cehenneme!
Maviniz, hâliniz, malınız cehenneme!
Bunu işiten herkesin, herkesliği cehenneme!

DEMEK TAZE ÖLÜLERDENSİNİZ HEMŞEHRİM

Hoş geldiniz, dedi
Acaba öyle mi dedim
Gerilmişti yüzüm
Uçmayı sevmiyordum
Anlaşılan o ki şu Çinli, sevecen, tombul moruk da sevmiyordu
Kusmayı bekliyordur, diye düşündüm, düşünen kafam zonkluyordu
Ama diğer yüzler öyle değildi
Ah, Tanrım! bilmeliydiniz
Bir panayırın görkemiyle geceyi bölmedeydik
Buda şu Hintli’yi görmeliydi
Dirilip öpmeliydi onu
Toprak karası yüzü ve şu bembeyaz gülüşünden
Manhattanlı şık giyimli bir adam oturdu Hintlinin arkasına
Temsilcisi idi Steinway and Sons’un, tapıyordu markasına
Öldürmekti bütün işleri, ürkek ve çipil gözlü filleri
Ve yapmaktı güzelim dişlerinden pahalı piyano tuşları
Afrikalı bir grup öğrenci bindiler sonra da uçağa
Mambo vipi? dediler, alışıktılar toprağa ve de sıcağa
On kafa uzanıp döndü esmer bir bombanın geçtiği koridora doğru
Gurur duyuyordur, dedim, kıçıyla; bu, onun için sorun olmaz a oğlum
Bir sürü farklı insan vardı, hava yolculuğu hep böyledir işte
Kimisi meşguldür işle, kimi arpasını alıp kişnemek ister
Misâl şu keşlere de bir bak: White Anglo Saxon Protestan
Katolik İtalyan bir çift evlenmiştiler beş sene evvel
Şinto, Müslüman, Satan, Maocu
Megali İdea, Şaman, Yogacı
Nato’su, Perde’si, o taraf, bu cephe
Şucusu, bucusu, falanı, filânı
İşte bakınız orada, çok açık tanrıyla yarışı yegâne olan
Bir grup Yahudi; bunların sanırım haham birkaçı
Tarihçi, borsacı, topcusu
Hâkimi, savcısı, mûrisi
Yaşlısı, genci, kadını ve erkeği
Kızılı, beyazı, zencisi
241 yolcusu,
Ve 14 de mürettebat olmak üzere
Havada yol alan toplam 255 kişiydik dostlar

Kırkıncı dakikada duyuldu birden kuyruk tarafında bir patlama sesi
Ardından sürekli bir sarsıntı ve dinmeyen bir uğultu
Kafada canlanan 0ölüm
Anons geçildi: “Teknik bir durum
ve hava maskelerini takın ve sakin olun”
Kabin basıncı düşmüş, hidrolikler boşalmış, dikey sabitleyiciler kopmuştu oysa
Çığlıklar, haykırışlar, bayılışlar, ayılışlar
Kabin bagajları kontrolden çıkmıştı tümden
İstendi acil iniş, alçalma talimatları, motorlara güç verildi, değişti rota
Kesildi nefes, kesildi ümîd; patlamadan tam 8 dakika sonra
4000 metre yükseklikte, okyanus açıklarında
kesildi radar

Derken o kızıl kıyâmetin orta yerinde bir Haham çıkıp
İçinde kıymetli bir şeyler olduğu anlaşılan o çantayı açıp
Bağırdı: “Ben tanrıyla rekâbet hâlindeyim, belli ki sonum yakın
ve size sesleniyorum; en iyi köpek taklidi yapan kişiye bu çantayı vereceğim
ve işte o vakit canım yol alacaktır huzur içinde, bu da son sözüm.”
Herkes sustu bir anda
Havada bir el ve çanta
Gözler çantayla buluştu
Ortam birden değişti
Biraz sonra öleceğini bilen ve farklı törelere inanan tüm o insanlar
Ve ben, başladık havlamaya -hav hav- topyekûn delirdik sanki
Demin Rabbine yakaran şu imamı görecektiniz en iyisi oydu
Filleri öldüren Manhattanlı adam bir ağır sıklete diş gösteriyordu
Aman Allah’ım yoksa çoktan ölmüştük de cehennemde miydik?
Havlıyorduk niye, ne oluyordu, kimdik, biz neydik, neredeydik
Ellerime bakıyordum turuncuydu, ayaklarım, başım, sesim
A benim ruhum! sen uçaktaki iki karakutudan birisiydin, dedim

SIE RUFEN: IHR LASTERT!

NAKARAT
Sürdürelim, tıka basa dolduralım
Durmayalım yığalım üst üste
Her yer dolup da ışıksız kalana kadar
Dolana kadar tavana kadar

Durmayalım, tıka basa dolduralım
Hınca hınç yığalım üst üste
Her yer dolup da nefessiz kalana kadar
Doyana kadar ölene kadar

V
Olur mu, dedi, dedim kıçına geçir bir bakalım
Sekerek kabine girdi, oturup kabini ateşe verdim
Benim de hakkımdı herkes gibi neşelenmek
Kâr etmiyordu denesem de bahsetmek meşelerden

Işıl ışıl çıktı kabinden, etrafında döndü
Elleri belinde poz verdi, itlâfımı gördüm
Nasılım, dedi; ____ dedim
Boynuma dolanıp kocaman öptü… sultanım benim

Çantalarla doluydu elim kolum,
Kucağımdakiler yüzünden önümü göremiyordum
Vitrinler, neonlar, afişler, rakamlar…
Ağızlarını açıp bana kara kara gülüyordu

Acıktığında yiyordu, azınca geliyordu
Muhteşemlesin bizi, deyip gördüğünü alıyordu
Patisiyle başını kaşımaya başladığında
“Sonunda! beraber uluyabiliriz!” diyordum

Ah! Ne varsa çektik dostum durmak bilmeden
      akşama dek eve
Vah! karşı gelemiyordum ne yapsam da ne etsem de
        aşkıma ben gene de
Tam “bitti” derken kendimi yeniden avm’de
         buluyordum neden ben
Say! Bir – Ki – Üç – 4
Bak, diyordu bakıyordum; betonlar akıyordu, renkler
         uçuyordu yeşil al

Sonra birden karşımda Adam Smith
Fakat bildiğin zenci olmuş herif biraz
Ne bekliyorsun, dedi Adam, geç sağıma seni sığır
Tanrım! O kadar küçülmüştü ki “yazık” dedim

“Dikilme kazık gibi, al ve uzat” dedi
Sağımda Keynerd… “Sorma, yasak!” dedi
Verdiler, aldım; aldım da verdim
Yaşlandım orada, tutsaktım evet

Zincirli bir koca kuyruk, önümüzde SS birlikleri
Koşturan dinozorlar… İnanılmazdı gördüklerim
Benim hatun bi dev gibiydi, kuyruğun başındaydı
Yeter lütfen! Öldürün, dedim, vurun beni!

Vurdular -hayret- herkes duraksadı
Süsleyip de bir paket gibi -sarıp sonra-
Adam, Keynerd’e uzattı bedenimi homurdanıp
Elden ele eve kadar sürüklendim

Yeni bir bit yeniği gibi
Yeninin en yenisi gibi
Son model bi shit gibi
Koydular beni de diğerlerinin üstüne

NAKARAT
Sürdürelim, tıka basa dolduralım
Durmayalım yığalım üst üste
Her yer dolup da ışıksız kalana kadar
Dolana kadar tavana kadar

Durmayalım, tıka basa dolduralım
Hınca hınç yığalım üst üste
Her yer dolup da nefessiz kalana kadar
Doyana kadar ölene kadar

BİR HANÇERİN PASLANIRKEN ÇIKARDIĞI GÜRÜLTÜ

Eğer teğmen olsaydım ben mahvedecektim -heh- taşıyanları
tarafından bu kandırılmış yüreklerin tümünü
Eğer başvursaydım vuracaktım karakindar rotama
gözünü kan bürümüş küreklerini gemimin
Boş verdim -hehe- beni güya muvaffak olmaya sürükleyen yemini
Kötü huylu, karakorkunç, kirli mısralar kurdum hinlikle
gülümseyip tinime
Beni diri ve güçlü kılan yaşam değil çünkü
hınçla düşünmekmiş ölümü
Bundan gayrı kavgaya kahpece üşenmenin yerini hadi
çıksın da bir götoğlan söylesin; ne, ya niçin, nasıl tutar?
İnanç, çaba, çiçeklik mi?
Hepisi birer saçmalık -peh- kokuşmuş böceklermiş hepisi
Tüm olan biten gençlik hevesi
Olmayacak işler peşindekilere özenmenin sonucu
Bir kulaçmış heyecandan hezeyana atılan
Teğmen olsaydım dönüşecektim büyük denilen her şeyi
küçümseyen birine
Karapörsümüş memelerinden zehirler emdiğim leşlerin
Anlattı bana inlemeleri işe yaramazlığını ve aptallığını
sevgi, selâm ve ekmeğin ve mukaddes olan her şeyin
Üleşmenin bokunu, bölüşmekmiş -he canım- def olun!
Şimdi iğrenç bulduğum güzeli güzellikle anlatamayacağımı
defalarca tecrübe ettiğim sizler
Eğer teğmen olsaydım getirecektiniz eşşek gibi emirlerimi yerine

Eğer teğmen olsaydım ben terk edecektim şiiri keyifle
Teğmen olsa mıyım, diye düşünürken KvL’ye gönderilmiş
Mail’lerden bir tekini bile iğrenmeden okumadım
Aynı lânet kitabı üç sefer bitirdim de anlamadım
Bir kimsesiz ölünün başında bekledim tam altı saat
Tek başına yaşamak arzum beni sorguya çekti onca nöbet
12 kişi birbirini vurdu -oh olsun- seçim bokuna
Bir 12 de ben saydırmadım diye pişman oldum
çekip kurma kolunu

DÜZAYAK ÇİVİT BADANALI BİR KENT NASIL KURULUR ABİLER

O zamanlar, ah! evet, bütün insanlara inanıyorduk
Hepsinin kandırılmış birer zavallı olduğuna
Şehrin turuncu yüreğinde her sabah belediye işçileri
İzmaritler topluyordu, ben inanıyorduk
Tramvaylar geçiyordu, kuş sesleri, kokular…
Travmalar gidiyordu, gidiyordu okula
O zamanlar zavallı olduklarını düşünemedeğimiz çocuklar
“Türk’üm! Doğruyum!” diyordu, ben inanıyorduk
Her şey yerli yerindeydi, gök yerinde, bulut yerinde
Toprak altta, arada asfalt, ayakkaplarımız en üstte
Bir motorlü kıt’a gibi çiçekler nizâmî duruyordu
Sürekli duyulan bir laf vardı: düzene inanıyorduk!
Bereketli kıçlar geçiyordu, biçimli görünmek bakımından yani
Kıçlar, kendilerini kaliteli gösterecek sanayiye tapınırken dahi
18 yaşına gelene kadar kıçların
180 bin reklam propagandasına mâruz kaldığına, ben inanıyorduk
Yeni hükümetlere, muhalefetlere
Muhalefetlerin başına gelecek yeni başlara
Sivil örgütlere, derneklere, sendikalara
Demokrasiye, insan haklarına
Banka hesaplarına
İlkelerine ve inkılaplarına ben inanıyorduk
Dövizin düşmesine
Varilin cüssesine
Tarihe, Toynbee’ye
Kitabın cümlesine
Aileye, efrada
Yollara ve yoldaşa
Kavme ve gardaşa ben inanıyorduk
Kahpenin cilvesine
Gözünün sürmesine
Nazına, işvesine
Aklına, bilmesine
Sesine, susmasına
Eline, tutmasına
Ayağını basacağına ben ________

FOR INSTANCE, I AM NOT EVEN CRAZY

1. Gün: Bugün yeniden başladım
2. Gün: Dün başladığımı boşlamışım bugün
ve bunu fark etmem ile başladığım şeye boş vermek
düşüncesinin yüzümde dolanıyor çapraşık, karakızıl saçları
3. Bugün bir şey olmak isteğiyle doluyum
4. Her günkü başkalığımı düşündüm demin
5. Le Marquis de Sade okudum
ve vakti vardı ölümün
Georges Bataille, Beckett, Bukowski,
David Foster Wallace… dasein’ı kardı gölüme
6.Gün: Bugün annemle konuştuk
Keyifle güneşi bölüştük demin kedimle, gülüştük
Evet, çiçekler su içti
“A poem should not mean but be” diyen mor bir şiirle
çarpıştık, düştük, sarıldık, öpüştük
7 8 9 10
Günler hızla geçiyor
Kardeşim Nâzım okuyup, Çağrı Sinci dinliyormuş
11. Bir işe girmem gerek borçlarım var
12. Ölü bir kuş buldum bu sabah arka bahçemizde
13. Zorla bozdular bugün bir insanın ölüm orucunu
14. Mezar bekçiliği, marangozluk ya da koruculuk…
15. Şurama bir meslek
Önüme bir laptop koyacaklar
Evirip çevirecekler, kaldıracaklar
Göz atacaklar, yoklayacaklar, test edecekler
İşte, sonunda oldu, fena değil hem de hiç fena değil
Bu senin masalın buyur haydi, hayrını gör diyecekler
16. İhtiyaçlarından tasmalanıyor dostlarım
17. Ah! Şu insanların sosyal medya pozları
Kızların neredeyse hepsi uzaktan, suratım iyi, der
Ama yaklaşıp da ağızlarından akan beyinleri dinleyince bulanır midem
18. Son kalan albümü kargoladım bugün
19. Yerde yatmayı seviyorum, özlüyor karyolam kahrolası yüzüm(ü)
20. Saçımı kestim. Şapkamın altında, sakalımın üstünde
yaşamaya devam edeceğim bundan böyle. Aynam baktı,
var olasın, dedi.
21. Arabalar geçti sessizliği sıyırarak hızla
Bir kadın geçti aklımdan, korkunç güzel ve de nazlı
Güleç bir bulut el sallayarak evimin tepesinden
Ve korkarım bir ümîd geçti benden, ne eksik ne fazla
22. Gün boyu uyudum
23. Gün boyu yürüdüm
24. Gün boyu süzülüp durdu gökyüzü, burnuma değdi.
25. Ö’den mail aldım, cevap yazmam akşamı buldu
O gece rüyamda koca gözleri olan koca, sarı bir
kurbağa gördüm.
26. Kırk kez maviyi kullanmış şiirlerinde Rimbaud
68 kez siyahı, tam 48 kez beyazı
Sınanılmamış gerçek, bir şey mi ifâde etmeli bu?
Sinirlenmeye yer seç, dişlerime oje sürmeliyim
Metaforlar bir halta yarıyordur sanıyoruz
Biri elbet biraz anlam arıyordur biliyoruz
Ha bire bir şeyleri işâret eden insanlardan bıktım artık
Tüm dünyanın … vaktini bekliyorum ne zamandır
28. Fırında içli tavuk yaptım bu akşam kendime
Güzeldi, suyuna ekmek bandım, hoşuma gitti
Aspiratörün bozulması dışında keyfime diyecek yoktu
Biraz duman altı olsa da etraf, emrettim
pencerelere görevini yaptı
29. Örneğin bir de bakmışsın ki
Omuzlarıma atlamış muzip ceketim
Elime de bir valiz yapışmış “kalk gidelim” diyor bana
Ayartmış ayaklarım paslanmış gövdemi
Kapılar açılmış, ışıklar sönmüş, insanlar uyumuş
30. Güzel, lânet bir gün.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
…

BİR DÖVÜŞ OLSAYDI SONUNDA BELKİ GEVŞERDİ HIRSIM

Araba çalıştığında
Yola çıkıldığında
İleride, asfaltın üzerinde iki karaltı belirdiğinde
“Baba, baba! Kuşlar!” dediğinde tombidik oğul
Adam frene asıldığında
Yürek, bir tedirginlik tarafından avuçlanıp sıkıştırıldığında
“Bir şeyleri var mıdır, korkmuşlar mıdır?” dediğinde çocuk
Her seferinde olduğu gibi
Tam ezileceklerini sanarken
Son anda kanatlarını çırpan kuşları gördüğünde baba
“İyiler iyiler, gidimanlar” dediğinde
Dünyanın canı…

Yine de kötü bir kış geçirmedik sanıyorum garip kuş
Dolar düştü ve bombalar patlamaya devam etti
Sandık ki kurtarırsak lânet ruhumuzu esâretten
Kurtulur sandık çoçuk sesleri de felâketten

Günler daha mı yaşlı artık, daha mı uzak cesâretten
Tiksinedebilirmiş insan kendi açtığı savaştan esâsında
Öylece durmak, patlamayan sıkı yumruklar hep
Mesâfenin karadelikliğinden ulaşılamazlığa delirmekte

Üstelik silah kullanmayı isterken ellerin şu günlerde
Sakalını kesmiş, göbeğini de eritmişsin
Ve şiire de artık
Her sabah erkence kalkıp da
Uzunca işedikten
Ve elini yüzünü yıkadıktan sonra
Aynadaki suratına bakar gibi bakıyorsun
Belki de artık saygın kalmadı ölülerin fısıltılarına
Belki de tüm bunlar benim kuruntum
Üstelik ben de seninleyim bu konuda

Fakat gene de şerefiyle kazanmanın yolu yok mudur ekmeği
Tüm kötü ruhların bedellerinin bizden sorulmayacağı
Yapan nasıl yapmış bunu, bir noksanlığı mı varmış yapanın
Kapısına varıp varıp, döndüğüm bırakılmışlık hissi
Kierkegaard diyorum bâzen, Heidegger, Camus, Sartre
Koşun, çabuk, çabuk! bakın Karac’oğlan’a
O da
“Gurbette ömrüm geçecek
Bir daracık yerim de yok
Oturup derdim dökecek
Bir vefâlı yârim de yok. ” diyor

Ve evet
Dünyanın canı gene de bizim yüreğimizde
atıyor.

UMUTSUZLUĞUMUZ İNSAN KALMAK İÇİNDİ

V1
Kanar kanar insanoğlu, Gazapizm alkışlara
Kanar sanki ne var sen de, bay başkan Fetullah’a
Güler güler içim benim, güler alevlere
Yolundan dönme, diyor rüyâmdaki çocuklar hep.

Çocuklar daha saflar, bilmezler ki sürekli değişir saflar
Burada her mübârek kıç, kendini muhakkak bir kanışa yaslar
Çocuklar henüz birer şeytan adayı olacak kadar büyümediği için
Biz kanmayız asla, diyecekler bütün diğer kusmuklar gibi

Bir adamın her akşam şaraba dönüştüğünü gördüğünde
Yâhut bir tanrıçanın etini sunduğu sen olduğunda
Dolgun bir maaş ve sana ferah bir hayat sunulduğunda
Şeyini sıvazla -var oluşunu- ve mutlu ol, çünkü sen buna değersin

Dilenciler ve bültenler, diyânet ve kızılay
Alamos Gold, steteskop, GAP, KOP, BOP
Saman alevi, Mart ayı, sağ gösterip sol vurmak
Şerife Boz, abra kadabra, hoppala hop hop

NAKARAT
Bir kör cini tuttum, üfle üfle üfle dedim
Ha gayret az kaldı söndü söndü söndü dedim
O kurtardığını sanıp da şükürler ederken
Ben gülüyordum içimden Türkiye’nin yanışına

V2
Bir bayram akşamı gelmişlerdi
Bütün ailem oradaydı
“Harcanıyorsun, evleneceksin, böyle geçinemezsin.”
Yüzlerinde şeytanın pençesi geziniyormuş gibi bir acı vardı
“Bir başına olmaz, Şener Amcan gibi bir bakım evinde, sefil ölürsün.”

Devir böyle dediler
Senin suçun değil hem
AK Gençlik’e kaydol
Yerin hemen bulunur

Bütün ailem fetvayı verdi
O gün artık meftayı gömdük
Konya, Bursa, Ordu, Mersin
Milyon yürek rüsvaya şâhit oluyordu milyon evde şimdi
Yukardakiler gibi biz de kanalım, ne var diyorduk
Orgazmımdan geberiyordum

Kanalım kanalım kanalım tamam değiştirelim kanalı evet
Değiştirelim şarkıyı hemen değiştirelim başkanı asıl
Kanalım kanalım kanalım, değiştirelim yarayı ah
Değiştirelim nanayı hah değiştirelim cenneti ha

NAKARAT
Bir kör cini tuttum, üfle üfle üfle dedim
Ha gayret az kaldı söndü söndü söndü dedim
O kurtardığını sanıp da şükürler ederken
Ben gülüyordum içimden Türkiye’nin yanışına

V3
Adı Salih’ti Urfalıydı, hayvancılıkla uğraşırdı
Çave min heşin para peşin derdi, dikerdi kuyruğunu ve
Salih gülmeyi, kadınlardan söz etmeyi ve düşürdüğü ekmeği kaldırıp öpmeyi,
Bir denizin mavi olmayı bildiği gibi bilirdi

Kandırmak değil, derdi, kurnazlıktır bu, ticarettir
Dedemin babası iltica etmiş, dinimiz buymuş, şimdi bu
Fakat ne fark eder, kimmişsin sen, kim haklıdır ya da kim usludur
Bugün, şu dakka hattâ şu saniye kapmadadır bi u kurt

Derdi ki, tuzu basacaksın hayvana, yalayıp yalayıp yanacak
Sonra da dayayacaksın suyu kana kana yudacak yudacak
Hayvan şişer ha şişer, fazladan en az 5 kilo çeker
Et para eder, su beleş, etin su olduğunu kim bile artık

Âdem’e, sen çok safsın, derdi, açtığın kepenk tez kapanır
Aynı türküyü çığırır durursun, hayallerde gez bakalım
Gel de şu şeytanın çöz ipini, hele ki sen de bi gör parayı
Maho derdi, anlamıyor beni, akıl ver şu kör çocuğa

NAKARAT
Bir kör cini tuttum, üfle üfle üfle dedim
Ha gayret az kaldı söndü söndü söndü dedim
O kurtardığını sanıp da şükürler ederken
Ben gülüyordum içimden Türkiye’nin yanışına

Sözler: K.
Tersim: Erdem Baytemur

İktibas Kartı

▼

“HŞM Sözler” üzerine 2 yorum

Bir yanıt yazın