Kültürümüz ve Şehirlerimiz

Osmanlı kültürünün içerisinde oluştuğu şehirlerimizin neredeyse yok olma düzeyinde tahribata uğramış olduğunu açıkça görüyoruz. Ancak her şeye rağmen yalnız bize ait olmayan, bütün insanlığın malı olan mimarlık kültür mirası­mızın korunması ve tarihî şehirlerimizin ihya edilerek insan­lığa ufuk açılması mümkündür ve bunu yapmak da toplumumuzun aslî bir vazifesidir.

Burada 1958 yılına ait bir hatıramı nakletmeyi vazife bili­yorum. Beynelmilel Mimarlar Birliği (Union International des Architects) şehircilik komitesi İstanbul’da toplanmıştı. Bir hafta süren çalışmalar sonunda o tarihte İstanbul Valisi olan Kemal Aydın Bey Malta Köşkü’nde Cuma akşamüzeri bir davet verdi. Kongreye katılan yabancılara ve onlar adına Şehircilik Komitesi Başkanı Andre Gutton’a davete ve toplan­tıya katıldıkları için teşekkür etti. Gutton’un cevabı uzundu. Birinci cümlesi ise bütün toplumumuzun yüreğini titretmesi gereken önemdeydi. Bu cümle şöyleydi: “İnsanlık tarihinin en büyük kültürlerinin, en müstesna değerlerinin katmanlar halinde bir arada yer aldığı en önemli toprak parçası olan tarihî yarımadanın muvakkat hüsn ü muhafaza imtiyazına sahip bulunmaktasınız.” Bu cümlenin anlamı apaçıktır.

Açıkça ‘Bu kültür değerlerini muhafaza edemezseniz buradaki varlığınız ve bu toprağın sahibi olma hakkınız sona erer’ demek istiyordu Andre Gutton.

1977’de Avrupa Konseyi’ne yollanan bir sergi üzerine Avrupa Konseyi Assamblesi’nin ittifakla aldığı bir kararla İstanbul Yarımadasının tahribatına son vermek ve kültür mirasını korumak üzere uluslararası bir kampanya başlatıldı. Bu kampanyaya UNESCO da davet edildi. Çalışmaların gereği olan bütün katkı bu kuruluşlar tarafından yapılırken Türkiye bu çalışmalar için gerekli mükellefiyetini yerine getirmedi ve bir belediye başkanı da bu çalışmaya katılan seçkin uzmanlar hakkında, “Arkalarına tekmeyi vurup herifleri def ettim” diye övündü.

Bugün bu topraklarda 10 asırda vücuda getirdiğimiz kültü­rün kalan son parçaları da tehdit altında bulunuyor. Mesela İstanbul’da 10 milyon insanı taşıyacak metro, tüpgeçit vs. ulaşım sistemlerinin bu kadar insanın yaşadığı şehrin %1’i kadar olan küçücük tarihî yarımada üzerinde birleşmesini öngören yatırım projeleri ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Tarihi boyunca ancak 300 bin kişinin yaşadığı, gündüzleri 900 bin kişinin çiğnediği, insanlığın bize “muvakkaten ema­net ettiği” bu kültür alanını, tasarlanan projelerin uygulanma­sı sonunda günde 2-3 milyon insan çiğneyerek yok edecektir.

Ulaşımın araziyi kullanma biçimini belirlediğinin farkında olmayan, yol yapmak ve insanları bir yerden bir yere taşımak­tan ibaret tek yönlü, sakat, bütüncül olmaktan uzak yaklaşım­lar şehirlerimizi tahrip etmekle kalmamakta, başka pek çok önemli şehir ve kültür merkezimizin hemen çevresinde geliş­tirilen ve milyonlarca insanın yerleşmesini öngören imar planları da Konya, Kayseri vb. pek çok şehrimizi yok olmakla tehdit etmektedir. Bugün tarihî Bursa’yı, tarihî Edirne’yi, tarihî Amasya’yı muhasara edecek birkaç milyonluk şehirlerin oluşmasını öngören planlar da bu şehirlerin, çevrelerindeki vahşi ve ölçüsüz yerleşmeler içerisinde kaybolmuş küçücük noktalar haline gelmesine sebep olacaktır.

Bütün dünyada kültür mirasının korunabilmesi için yeni yerleşmelerin eskilerin uzağında tasarlanıp vücuda getirilmesi amaçlanmaktadır. Oysa bugün şehirlerimizi yönetmeye nam­zet olanların neredeyse hiçbirinin ağzından şu temel şehirci­lik konularını işitmiyoruz: Bir şehrin ekonomik faaliyetler ortamı, sosyal ve kültürel ilişkilerin oluştuğu bir ortam, içeri­sinde gelecek nesillerin yetiştiği bir ortam olduğu bilincinin sonunda ortaya çıkmış şehir ekonomisi (yatırım-işletme mali­yetleri ekonomisi), şehirlerin %80’inden fazlasını oluşturan konutların yatırım ve işletme maliyetleri ve gelişmeye uyum meselelerini dile getiren, şehir ekonomisi, şehir sosyolojisi, konut, arazi kullanış-ulaşım ilişkisi, trafik işletme mühendis­liği tedbirleri, koruma ve şehirleri tahrip eden, üstelik de kontrol edilemeyen yeni nüfus baskısıyla gelen ekonomik faaliyetlerin bölgesel ölçekte alınacak tedbirlerle nasıl önlene­ceği ve nasıl güzel ve sağlıklı şehirlerin vücuda getirileceği…

Bilgiye dayanmayan kararların hiçbir alanda başarılı ola­mayacağı aşikârdır. Aerodinamik bilinmeden imal edilen uça­ğın uçamayacağı gibi. Böyle olunca, bugüne kadar bilgiye dayanarak şehirleri yönetme kararlarını açıkça ortaya koyma­yanlar nasıl şehirlerimizi felaket ortamı haline getirmişlerse, bu tavır devam ettiği takdirde şehirlerimiz ülkenin geleceğini tehdit edecek daha da büyük felaket ortamları olacaktır.

1970’li yıllarda gelişme halindeki ülkelerin büyük şehirle­rinin sebep olduğu israfın o ülkelerin ekonomik gelişmesini imkânsızlaştırdığını tespit ederek 11 ülkenin büyük şehrinin gelişmesini düzenleyecek katkı arasında İstanbul’un da ele alınmış olması, yaşamakta olduğumuz düzensiz şehirleşme­nin ülkemiz kültürünün geçmişini yok etmesinin yanında ekonomik gelişmeyi, sosyal ahenk ve sulhü de çıkmaza soka­cağından haberdar olmamız şarttır.

Bu vahim durumu aşmak için şehirlerimizin nüfus artışını durduracak bölgesel gelişme ve şehirleşme planlamasını baş­latmak, şehirlerimizi koruma, arazi kullanış, ulaşım ve desantralizasyon programlarını bu bölgesel gelişme esasları içinde çözümlemek, tek merkezli sağlıksız organizmalar haline geti­rilmek istenen şehirlerimizi çok merkezli, İnsanî ölçüde bir yapılaşma ile her gün artan ulaşım harcamalarının karmaşası­nın önlenmesi istikametinde ulaşım ve yerleşme planlamaları yapmaya yöneltmek bir felaketin önlenmesi için alınacak ted­birlerin ana hatları olarak zikredilebilir.

Turgut Cansever
Osmanlı Şehri

ibn_arabi_hazretleri_ezani_nasil_yorumluyor_h20108_5243a

Bir Cevap Yazın