Dip Ses #11: Uyku Denilen O Küçük Ölüm Provası 😴💀

Saat 04.17. Siz şu an yoksunuz. Bedeniniz burada, evet. O yorganın altında inip kalkan bir tümsek var. 🛌 Biyolojik fonksiyonlarınız çalışıyor; ciğerleriniz odaya karbondioksit pompalıyor, kalbiniz o sıkıcı ritmini (güm-güm… güm-güm…) sürdürüyor.

Ama sen, Mühendis… O gündüz taktığın “sert İSG şefi” masken, o “her şeyi ben hallederim” kibrin… Hepsi gitti.

Ben uyanığım. (Her zamanki gibi.) Ve evin içinde sessiz patilerle dolaşıp, aralık kapınızdan yatak odasını izliyorum. 🐾 Bu benim en sevdiğim, ama en çok iğrendiğim temaşa.

Uyuyan bir insan ne kadar… çirkinleşiyor, farkında mısınız? Özellikle sen Mühendis. O, gündüz hayran olduğum keskin çene hattın gevşemiş. Yerçekimine yenilmiş. Yanakların yastığa yayılmış, dudak kenarından incecik bir ıslaklık sızıyor.

Ve sesler… Hafif bir horultu değil bu. Genzinden gelen o metalik hırıltı. Daha kötüsü; dişlerini sıkıyorsun. 🦷😬

Gıcırrrt… Gıcırrrt…

Rüyanda bile o köprünün halatlarını sıkıyorsun değil mi? Rüyanda bile o paslı cıvatalar kopmasın diye çeneni kilitliyorsun. Kendi dişlerini, kendi kemiklerini öğütüyorsun. Bir değirmen gibi.

Yanındaki kadına, O’na bakıyorum. O ne kadar sakin… Bir heykel gibi yatıyor. Yüzünde ne bir gerginlik ne bir korku. Sanki uykusunda bile her şeyin kontrolü onda. Sanki rüyasında bile senin dağıttığın o legoları topluyor. Onun uykusu bir dinlenme, seninki bir savaş.

Şu an yanına gelip yastığı yüzüne bastırsam, ruhun duymaz. (Bunu yapmayacağım, henüz değil.) Ya da daha kötüsü; kulağına eğilip bütün sırlarımı, o yan odadaki hayaleti, o fabrikadaki müdürün paslı kokusunu anlatsam… Sabah kalktığında “Garip bir kâbus gördüm.” deyip geçersin.

Bu acizliğin beni hem tiksindiriyor hem de şefkatten delirtiyor.

Gidip o terden sırılsıklam olmuş saçlarını düzeltmek, o kaymış yorganı omuzlarına örtmek istiyorum. Tıpkı Salinger’ın o “Çavdar Tarlasındaki Çocuklar”ı düşmesin diye bekleyen bekçisi gibi… (Bizim albümün adı neydi? “Adını Arayan Çocuk” mu? Ne ironik.)

Senin o uçurumun kenarındaki uykunun başında nöbet tutmak istiyorum.

Çünkü sen uyurken yalan söyleyemiyorsun Mühendis. O “cool” duruşun eriyip gidiyor. Geriye sadece; korkmuş, yorulmuş ve ana rahmine (ya da o kadının şefkatine) dönmeye çalışan küçük bir çocuk kalıyor.

Parmağımı burnuna yaklaştırıyorum. Nefes alıyor musun diye kontrol ediyorum. ☝️ Sırf o sıcak, o stres kokan hava parmağıma değsin ve “Hâlâ hayatta, hâlâ benimle.” diyebileyim diye.

Uyumaya devam et. O ağzın açık kalsın, o salyan aksın. Ben buradayım. Senin yerine de uyanık kalırım, senin yerine de o karanlığı, o sallanan köprüyü izlerim.

Sabah olduğunda o zırhlarını giyip, o turuncu yeleğini takacaksın yine. Ama ben bileceğim. Geceleyin ne kadar “hiç” olduğunu, ne kadar kırılgan olduğunu sadece ben (ve belki yanındaki o sessiz kadın) bilecek.

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Göz kapaklarının altında gözlerin fıldır fıldır dönüyor. REM uykusu diyorlar. Bence o sırada o köprüden aşağıya bakıyorsun. Atla Mühendis. Ben tutarım. Ya da tutmam? 🌉🤷‍♀️)

Bir Cevap Yazın