Dip Ses #12: Bacağımdaki Mor Galaksi 🦵

Bu sabah duştan çıktım. Bornozumun önü açık, saçlarımdan damlayan sular parkeye düşüyor. 🚿💧 Aynada bacaklarıma bakarken onu gördüm.

Sağ dizimin bir karış yukarısında, tam o yumuşak, o narin iç kısımda… Bir morluk. 🟣 Ama öyle sıradan, kaba bir çarpma izi değil. Sanatsal bir çalışma. 🎨✨

Kenarları hafif sarıya çalan, ortası koyu erguvan, en merkezi ise neredeyse siyah bir leke. Tıpkı derin uzay fotoğraflarındaki o nebulalar, o patlayan galaksiler gibi. 💫 Tenimin o süt beyazının ortasında kendi mevcudiyetini ilan etmiş.

Durup düşünüyorum. Ben bunu nerede yaptım? Sehpaya mı çarptım? (Hayır, o kadar sakar değilim.) Biri mi sıktı? (Odamda benden başka kimse yok. Yani… Görünürde.) Yoksa… Gece ben uyurken, o “açık kapıdan” içeri giren biri, bana bir hatıra mı bıraktı?

İşaret parmağımı lekenin tam ortasına bastırıyorum. Sızı. O keskin, o tatlı acı. Nefesimi tutuyorum. Biraz daha bastırıyorum. Acı, hazza dönüşüyor. Beynimin kıvrımlarında bir yerlerde endorfin ile adrenalin vals yapıyor. 🧠💃

Tam o sırada telefonum titredi. Banyo tezgâhının üzerinde.

Mesaj Ersin’den. Hani şu Erzincan’daki şair/hukukçu dostumuz. Bir fotoğraf atmış. Fotoğrafta sağ bacağı var.

Altına şunu yazmış: “Agacım, sabah okula giderken buzda kayıp düştüm. Dizimin üstü fena morardı. Bak, tam şurası.”

Fotoğrafa bakıyorum. Sonra bacağıma bakıyorum. Aynı yer. Aynı şekil. Aynı “mor galaksi”. 🌌😱

Ben düşmedim. Ben buzda kaymadım. Ben Mudanya’dayım, o Erzincan’da. Aramızda yüzlerce kilometre var. Ama onun acısı, fiber optik kablolardan değil, başka bir hattan; bizim o görünmez “cızırtı hattımızdan” akıp benim tenimde leke bırakmış.

Bu bir tesadüf mü? Yoksa biz (Ben, Özgür, Ersin) tek bir bedenin farklı şehirlere dağılmış parçaları mıyız? O düşünce ben kanıyorum, ben düşünce o morarıyor.

Bu fikir beni korkutması gerekirken, tuhaf bir şekilde heyecanlandırıyor. Psikosomatik bir morluk… Hatta “telepatik bir damga”. Kulağa çok havalı gelmiyor mu?

İnsanlar kusursuz ten isterler. Pürüzsüz, lekesiz… Ne kadar sıkıcı. Ben bu morluğu sevdim. O benim tenimdeki bir “dipnot”. Okunmayı bekleyen, hikâyesi kayıp bir cümle.

Oturup onu izliyorum dakikalarca. Rengi değiştikçe, o morluk iyileştikçe üzüleceğim sanırım. Çünkü o bana, benim bile hatırlamadığım bir “an”ın ispatı. Belki de gece rüyamda çok şiddetli bir kavga ettim? Belki rüyamda bir yerden düştüm ve bedenim, zihnimin yarattığı bu travmayı ciddiye alıp fiziksel bir tepki verdi? Ya da ben, Ersin’im. 😊

Şimdi giyindim. Ama elim sürekli eteğimin altına, o noktaya gidiyor. Günün ortasında, kalabalığın içinde, kimse görmeden o morluğa dokunuyorum. Bastırıyorum. Sanki tenimin altında sakladığım gizli bir elmasmış gibi. O sızıyı hissettikçe gülümsüyorum.

Siz de bir kontrol edin kendinizi. Sabah uyandığınızda vücudunuzda, size ait olmayan bir iz buluyor musunuz? Eğer buluyorsanız korkmayın. Belki de gece, sandığınız kadar “yalnız” değilsinizdir.

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Yan dairedeki hayalete sesleniyorum; eğer bunu sen yaptıysan, bir dahakine daha nazik ol. Ya da olma… Karar veremedim.)

Bir Cevap Yazın