1- BİRAZ DA SİZ ŞAİR OLUN
– Programımıza Kadri Efendinin nevâ ağır semaisiyle başlıyoruz:
. “Sevdi bu gönül seni yaman eylemedi be li”
– Şairin tavrını bugün nasıl anlıyorsun?
– Biraz dağ yollarını öğrenmesi gerekir sanırım
. Kahırçeker mekkâri katırları gibi.
– Ey şair, ey dilenci, kanatsız, mızmız, sözün köpeği
. Tiryakilik peşinde geceleri
. Günün ortasında karmanyolacı.
– O Yûnus-u bîçâredir, baştan ayağa yâredir
. Ağu içer su yerine.
– Şiirimiz her işi yapar abiler.
– Ben kendi şiirlerimi sonraları pek okumam
– Şiiri açıklayan tek şey şiirdir.
– Ve işin garibi, herkesin beni anlamsız ve kapalı bulduğu zamanlarda
. Ben çok açık çok anlaşılır çok kolay olduğum inancındaydım.
– Neler yapmadık şu vatan için?
– Hatırla!
– On üç sene hapiste yattım
– Sonra Dünyanın En Güzel Arabistanı’nı yayınladım
– Denedim bütün ölümleri
– Yerlilerin topraklarına karşı suç işledim
– Ellerine bakma artık çünkü kar yağıyor
– Fakat
– Koşup haber vermeliyim yetkili memura
. Bahar geliyor
– Hayat durmadan gelişiyor
– Av bitti
– Kar dindi
– Bahar geldi
– Gerçekten dindi
– Gördün mü? Ben gördüm
. Bir çingene kızının göğsündeydi.
– Ellerine bakabilirsin artık.
2- TİREN
GİRİŞ
Gidiyoruz vakit tamam ses duyuldu
Gidiyoruz sâdık kaldığımız eminliği ile
Gidiyoruz burnumuzda tüten diyara
Gidiyoruz orası burada olmayanlarla dolu bir yer
Gidiyoruz şimdiye kadar tanımadıklarımızla
Gidiyoruz el sıkışmadan, uzlaşmadan
Gidiyoruz bu dünya bizler için bir cehenneme
Ve sizler için de öyle olmasını ümîd ediyoruz.
V1
Gidiyoruz tamam da biz kimiz ve gittiğimiz yer neresi
Kara yelesiyle kapkara şu katarın işte lacivert velvelesi
Götürüyor bizi yararak ovayı bir bıçak gibi besmelesiz
Terk mi kaçış mı yoksa hicret mi bu gidiş gelgelelim
Gittiğimiz yerde belki de bekliyor bizi le spleen de Paris
Belki de Divân-ı Kebir, Yunus’un cönkü veyahut Hassan Bin Sâbit
Belki de bekliyor bizi milyar kere milyar adet sipahi
Fakat derûni ahenk değil; o, taşın kendisi ve edâsı
Camda bir yüzsün sen yapayalnızlaşan elâsın
Raylarda bir çift göz, seni böyle resmetmeye ne lâzım
Bir mahpusluğun kelepçesinde şu vagonun hengâmesi
40 kişilikse de yapısı 80 memet yüklü tasası
Değerdir velhâsıl ne halkın zevkidir ne de vicdânı
Dünyanın En Güzel Arabistanı’dır, Elhân-ı Şitâ’dır
“Sözüm odun olsun
hakikât olsun tek.” diyen Akif’in selâmı
Garip’tir, alışılmış bağdaştırmaya belâdır.
Gidiyoruz işte varmaya değil gitmeğe niyet alıp
Kelimede eriyip gidiyoruz, yol olup yoldaş olup
Ne yanımız maşrık neresi mağrip bilmesek de
Gidiyoruz gidemesek de
Hâmid’in zikrettiği gibi “Gâlip sayılır bu yolda mağlup.”
Evler ev değil, tanımıyor olmalı artık yollar seni
Dudaktan kağıda seğirtti su, bir tren neşet etti
Seçtik seçenekler arasında olmayanı
Gençtik, öfkelendik, sevdik ve böyle neşelendik.
NAKARAT
Bu tiren bir şiir
Bu şiir bir gidiş
Bu gidiş bir koku
Bu koku bir ömür
Bu ömür bir ölüm
Bu ölüm bir doğum
Bu doğum bir bir bir
Tekrarla ey Bilal
Tekrarla ey Bilal tekrarla
Koşup yetişsin bu tirene
Belaya hazır olan
V2
Gidiyoruz bezirgânız, Çin’den Maçin’e
Gidiyoruz meta’ımızdan alana satarak
Gidiyoruz sert basan bir ayak yumuşak bir kalple
Gidiyoruz uzaklara yükseklere derinlere
(Gidiyoruz) kavrayıp belinden o kızı
Gidiyoruz tutunarak bir vagona
Gidiyoruz sarkarak ötekinden
Gidiyoruz ayağımızı attığımız ırmak
Arkada bıraktığımız koku
Şehirden çıktığımız anda
İzlenmeye değer bir insan ya da cin tarafından izlenecek bir iz olsun diye.
“İnsan ziyandadır” (ziyandadır)
Eksik alıp fazla satsak bile kârdayız biz
Sebebi aşk değilse niye bu diyarlardayız
Gam yükünü nasıl taşısın bu tiren rayları
Dargın hafsalamız ve gönlümüz paramparçadır
Ya ne yüzden böyle memleket kokuyor garlar?
Kimimiz vatan hainliğine devam ediyor hâlâ?
Cenneti özlüyor aşkla?
“İnsan zindandadır.”
Ölünce kurtulur ancak
Bu uzun yolculukta sımsıkı dost olmak var
Bir kuple hoş sohbet var
İşiten çok duyan az
Elimizde bir sûret var: yârin sûreti
Bu yolda varıncaya dek ona
Güzel öyküler toplamak vazifemiz
(Gidiyoruz)
Karasevdasını alan koşup yetişsin bu tirene
NAKARAT
3- GARİP KUŞ
Günler uzuyor bütün bir kış garip kuş
Sakalların uzuyor sakalların tırnakların değil
Bahçenin bakışına aldırmayıp bohçanı hazırlıyorsun
Çünkü şu günlerde telsizler memnun ve radarlar
Kanatların uzuyor garip kuş, kanatların ve gözlerin
Bohçanı hazırlıyorsun bahçen kalmalı
Rahmet okuyorken sen hantal bedenine hayret
Görmedin mi yüreğin çoktan bitirip işini havalandı
Gök daha anlamlı, yer bambaşka bir yer artık
Şu bulutlar, bunlar işte, bütün şimdi mi aralandı
Güneş, kabaran toprak, garip kuş sana şakımak
Vur kanatlarını dans et vur sana dans etmek kaldı
Demek günün hiç bilmediği bir saat bu
Fevkâlbeşer bir çaba iyi de kim sanar ki
Bahar gelmek istediğinde ona ne direnir
Gam boşa
Derken hatırına Vietnam ve Kamboçya
ve sen
Uçuyorsun
üzerinlerinde zamanın damgasını taşıyan
alınlar üzerinde
başlarını kaldırmış sana bakıyorlar sürü sepet
kaşları yok kirpikleri
senin hakkında konuşuyor ödleri sesleri kısık
uçuyorsun ya inançlı ve hür
terörist olmasın bu diyorlar
büyüyor ağzında taşıdığın misket
koltuğundaki kitap
büyüyüp bomba oluyor onların gözünde
açıyorsun ağzını ya kollarını
kaçıyorlar köşe bucak
üstelik fırsatını bulunca haklı çıkmak
ve kendilerine benzetmek için seni
bir suç yerleştirmek istiyorlar cebine
fırsatını bulunca ham hum şaralop
sen secdedeyken garip kuş
sonun karakol
ve sen.
Görüyorsun
ihtiyacın berraklığını bulandırıyor
unutulan doğurmanın zevki
kara haberler dinliyorlar
önlerinde büyük parlak akşam sinileri
dizlerini dövüyor elleri
dizleri minderleri
türk’ün aklı geçince mideden
kapanıyor samsung
açılıyor yüklük
iniyor yorgan döşek fakat
düşünmüyor kimse çok geç olmadığını
düşünmüyorlar yemek yemeyi bile
başka bir şey hâline getirdiklerini
ve sen.
İşte gördün
Bayraklar dağıtıldı cuma çıkışlarında
Günlük olmayan bu görüntülerayetler, philip morris, belâ ve niyaz
Erkence dağıldılar günün sonunda
Yalnız bir çocuk kaldı yalnız bir çocuk ve sen
Çocuğun elinde kanıyla uyuşan bir bayrak
Tepesinde sen paytak, park, ana, akran, okul, kahvaltı
Yurdundan uzakta bir çocuk ve saydam
Gözlerinde büyüyen ikdam, kavga ve inhidam
Ve sonra sen garip kuş uçtun ya ne oldu?
Hâlini soran, önüne bir parça ekmek koyan mı oldu?
Uçtun ya gördün, bahçesiz, bohçan boş, gördün ya ne oldu?
Bir tenezzül doğurdun, bir silah doğruldu
NAKARAT
Telsizler memnun garip kuş telsizler memnun telsizler
Bedelini ödeyerek öpüşen kimse kalmamış gibi
Radarlar memnun garip kuş radarlar memnun radarlar
Bir kuşu kimse ciddiye almıyor demek
ÇIKIŞ
Gök delenler gâvur edilen toprak
ovalar, tepeler, deniz, ada, deniz çöl
belli, zor zanaat
bulduğunda seni tekrar
aramaya başlatacak olanı aramak
bahçeni özlüyorsun bahçen de seni
sakalların ağarıyor karanlık değil
uçmak diyorsun haysiyet ister
haysiyet hassasiyet
bir yere doğru
ve sen
garip kuş.
4- ALDIRIŞ EDİYORUM
NAKARAT
Ne diye okşadı suyu Ay’ın elleri
Ne diye kalktı göçtü hey Afşar illeri
Ne diye sırtlamış bir tohum bir dağı,
Şehvetle tırnaklar pulluk kara toprağı
Cahil, secdeye kapandı kıyam vaktinde
Bıçak kalbe dayandı da yandı ne diye
Aklımız acıdan tel örgülere takıldı
Geçerken içinden gönlün
Gönülde akıl, hapistir imdi
Bir bombayı okşarız
Günden güne büyür
V1
Hançeremde bir ateş, saçlar ellerimi yoldu
Nasıl oldu bu bilmem apansız
Uykumun tam ortasına bir uçak düştü
Aldırma dedi akıl seni aldırırım dedim sus
Sen değilsin mevzubahis
Seni var eden özden önce söz vardı
Orada rasyonel adamlar
Allah’ı rasyonel arıyorlar
Demek rasyonel sevişiyor bunlar
Rasyonel karılarıyla
Bakıyorlar göğe rasyonel
Ölçüp biçiyorlar çiçeği
Koklarken burunları bir bebeği bile
Rasyonel çalışıyor rasyonel
Feleği yelek giye geçirsem sırtıma
Şiiri dekont diye koysam önüne
Merminin borsası, ölümün reposu
Kiloya vurulmaz aşk, ne diyorsun?
Eleği geçtim elenen neydi
Pınarın içinde sadece su
Suya saygıyla eğilmiş çünkü
Ciğeri nasıl yanmış bir geyik
Biliyor bildiğimizi sandığımızı
Kendi açmazımızı yarattığımızı
Boşverdim boş, kafalarınızı
Asıl elleriniz ayaklarınız nasıl
İtiyor musunuz bir öksüzü
Doyuruyor musunuz bir yoksulu
Nefret ediyor musunuz futboldan?
Ne alâkası var bunlarla?
Alâk işte soru
Alâk işte cevap
Hançeremde bir nefes, saçlar ellerimi yordu
Nasıl oldu bu bilmem apansız
Uykumun tam üstüne bir uçak düştü
Aldır dedi acım, aldırdım acım susma konuş
NAKARAT
V2
Saatimde bir güneş, bileklerim yanıyordu
Yavaşladı ân, yavaşladığı an aklım kaçacak delik arıyordu
O vakitler eski tâlimlerden kalma bir delik yüreğimde.
Sokuldu iyice aklım
-Aklımı kaçıracağım sandım-
Al bunu dedi, al sok koynuna
Bir parça aldırışsızlık uzattı.
Kurudu bunu gören yara (yara)
Yandı o vakit kalbim
Kalbim,
oyuncak değil, oyunun kendisiydi
İmtihandaydım sanki o an
Bir kâğıt – Soru’nun kendisiydim
Rasyonel cevaplar istiyordular.
Anlat yüreğim, dilini biliyorum
Onlar hesaba katmadı seni
Formüllerde yok senin adın
Çünkü inkâr ettin 2+2’yi
Diyorlar ki,
Âdem bir başka kadından oldu
İsa bir ocak sıfırda doğdu
Zaten melek de Hızır da yoktu
Dünya bir parça atomdan oldu
Her şey kaos, bilimsel olgu
Çiçekler bu yüzden koktu, bebekler doğdu, ağaçlar suskun
Aşk yok, o zaten libidoydu
Yoksa ne yüzden parlasın güneş parıl parıl?
Harlasın ateş, nedir tanım?
Yürek mi yanmış, yaz bir reçete
Hasat mı yanmış, verin tohum
Bir anne, elinde bebeği
Git tart ölç hadi nedir gereği?
Herkes bekçi, elinde eleği
Eleği eleyecek olan ne peki?
Alâk işte soru
Alâk işte cevap
Anlat yüreğim, dilini biliyorum.
5- HÜKMÜNDEN SUAL
V1
Kızının uykusunda kanepede uyuyan şu gencin
Ağzından yükselen nefesin
Dünyaya neler ettiğini bir anlatabilen çıksa da
Hiç bilmediğimiz tefsirler
Ve çam kokularına yazılmış yeni kimlikler çıkarsak
Ve topraktan ve taştan ve ağaçtan çatılmış damlar altından
Ormanlara uyansak
Üç saat sevişsek günde üç saat çalışsak
Ah bu hasrete gebe kalsam da şiirler çoğalsam.
Söyledim mi hangi zaman nerden de dedim
Bu orman bu lacivert bu dipsiz sunuşta şimdi
Suyun dibine kazıklama yazık ruhlar
Suyun sesi suyun yaktığı ölü her yerdedir
Bu orman bu yangın bu dilsiz kuytuda şimdi
Ay hâlesi ruhlar suyla dans eyledi
Suyun serin hortumlu tadı ağzımda şimdi
Çocukluğumun şırıltısı o gri cönkten gelir
Ve annemin sesi ve annemin sesi
Ve kaçışan ömürcekler domates köklerinden
Eziyet etme yazıktır o minik dilsiz dostlarına
Söyle bir geyik şimdi nasıl varsın gözlerime?
Başların salt kitaplara eğilmesini istemek
Ve bir de karıncalara dikkat edip onları ezmemek
Sümesiye teori, her yanımız izm, ne gerek
Bunlar bize kafi yeni bir dünyayı inşa etmek için
Fakat ne mümkün, biz bile bizden olana derken eğil
Seğiren bir göz gibi iradesiz ve de sefil
Çünkü biz evet biz hem de isteyerek
Turkcell ile bağlandık hayata ah Orhan Veli ile değil
Odun ateşine dedi le poète Paul Eluard inanan
Birkaç kişiden ikisiydik biz ormanı özleyen
Birkaç kişiden ikisiydik biz
Birkaç
Yaşatmak – Paul Eluard
Düşleyip okşayan gökyüzünü
Karanlıkta yaşayan birkaç kişiydi onlar
Birkaç kişiydi onlar ormanı seven
Odun ateşine inanan
Çiçeklerin uzak kokusuyla esriktiler
Çıplak arzular yorgan gibi örterdi onları
Ölçülü bir soluk
Ve
Yaz içinde daha güçlü bir yaz gibi büyüyen
Doğal yaşamın o hiçlik tutkusu vardı
Yüreklerinde
Bir başka zamanı
Uzaktan selâmlayarak gelen zamanın umudu
Ve
Çölden daha dirençli sevdalar vardı
Yüreklerinde
Azıcık azıcık bir uyku
Gelecek güneşlere taşıyordu onları
Yaşamak var olmaktır bunu biliyorlardı
Karanlık gereksinimlerinden doğuyordu aydınlık
Birkaç kişiydi onlar
Birden çoğaldılar
Bütün zamanlarda böyledir bu.
V2
İmdi sizler kıvrılmışken soru işaretleri gibi karınızla/kocanızla ergonomik yatağınızda
Başlıbaşına bir cevap teşkil ediyor her sözünüz
Başlıbaşına bir soru doğuruyorsunuz yattığınızda
Bir soruyla başladı hayat, bir soruyla kalacaksınız muhatap
Yem olunca, asfalt boca ettiğiniz böceklere
Cevap veriyorsunuz her şeye, ne çok biliyorsunuz böyle siz
Atlıyorsunuz tepelerden düşüyorsunuz şehirlere
Kapılarınız açılmıyor denizlere
Sahil günleri günübirlik intiharlara koşuyorsunuz ormanlara
Yanmış et kokusu şüpheye sokuyor geyikleri
Ağaçlar durup düşünüyor bu mu sevda dedikleri:
Sekiz saat çalışmak günde, beş dakka sevişmek
ceplerinize cevaplarınızı doluşturarak
Kafalarınızı tokuşturarak, ellerinizi ayaklarınızı
Mevsimlere diş bileyip, avuçları ovuşturarak
Şimdi üzgünüm büyüyü bozduğum için
Efsunlu kulaklarınızı kanattığım için
Baktığım için gözlerinize baktığım için
Çok uyuyup az hayal kurduğunuz için
Ve bolca cevap verip, hiç sormadığınız için
Soruyor musunuz niçin (niçin)
İşte tepelere kurulduğunda bu şehir tekrar
Yapıldığında atların toynaklarını incitmeyecek yollar
Sulandığında harp zamanı siper olacak dağlar
Ve dağ bülbüllerini beslediğimizde ellerimizle tekrar
Gök yerine bir başkasına su için avuç açmak
Hüküm giydiğinde mahkemelerde
ve hatta barınaklar zehirlediğinde toprağı
Kafalarından tutup kopartmak onları
Meşru müdafa sayıldığında yeni baştan
TV izleyen birinin şahitliğini zayıf saymak
Karara bağlandığında kadılar tarafından
Aklandığında çarşılar pazarlar bağ bostan
Ve yalnız bir ırmağa su içmek için rüku etmek
Gelene dek o gün
Bir avuç biz
Havayla, çiçekle, gökle çoğalan biz
Siz zannederken, siz.
Peşine düşülmemiş cevaplar
İki sual arasında çirkin, uyuşuk, aşağılık bir cevap
Mesuliyetini unutmuş bir cevap
Cevap cevap cevap
Soruyor musunuz?
6- YAŞAYANLAR
V1
Yaşıyoruz yaşanacak ne varsa
Taşıyor kalbimiz güneşin dağlardan taşırdığı bir sabahla
Sabır yok ve elbette aşk da
Bitmeyen -ah- aile kavgaları, kitap ve günahlardan hangine sövsek
Bize nasıl bir hayavı soluduğumuzu
Ve özgür olmadığımızı kakışlamakta
Yaşıyoruz bilmem niye
Biri anlatsın bana yaşayacak ne varsa
Çevirip sorsun niye yaşadığını bilmeksizin yaşayan bir yaşayana
Yoksa karışmam barışamaz
Yaşamakla yeşeren ağaçlar gökle
Ânı yaşa diyeceksen sus
Anılarla yaşayanların saatleri dönmez
Böyleyim ne diyim
Çünkü çok uzaktan bile gelse silah sesleri
Belirir bütün kabzalarda bilirim şu garip parmaklarımın izleri
Bir çocuk ağlıyor dünyanın bilmediğim bir yerinde suç benim
Suç benim çünkü suçluyum
Birazdan öleceğim derdim de
Allahtan kurumayı bekler iki gömlek ve bir pantolonum
Allahtan sabaha da az kaldı ve ben yorulduğunu bilen bir yorgunum
Yoksa yok tavandan sarkmaktan çekincesi bu çamaşır ipinin
Sizi gidi yaşayanlar ne de çok seversiniz intiharlı cümlelerin hepini
NAKARAT
Sizi gidi yaşayanlar siz şairlere ilham, katillere umut verdiniz
Sizi gidi yaşayanlar yaşanacak ne varsa artık onları unut derdiniz
Sizi gidi yaşayanlar sizin gibi olmayan herkese bir hudut çizdiniz
Silâhı gizleyip bir daha ölmeyecek katillerin içine huzur serptiniz
Sizi gidi yaşayanlar siz şairlere ilham, katillere umut verdiniz
Sizi gidi yaşayanlar sizin elinizdeydi bu kabza bu tetik halbuki
Sizi gidi yaşayanlar çocuk öldü, çiçek soldu, sizse susup kaldınız
Kusursuz deyip kusru gizleyip usülsüzlüklerinize isim verdiniz
V2
Bak yaşamakta bir köpek
Bir parça ekmek için dil döker
Attığın tekme için kin gütmez
Kaldığı yerden yine yaşar gider
Bak yaşamakta bir güvercin
Uçabiliyor özgürce ne güzel değil mi?
(Niçin?) Kırıntı bulmak ve sevişmek için bir başka güvercinle sürekli tabii ki
Bak yaşamakta bir sinek, tuvalette
Müdürle işçinin aynı anda girdiği
Bir fabrikadaki tuvalette
“Pisliğe sonra da bize konuyorlar” diye yakınıyor müdür
Ah bu sinekler”
“Hayvan aç, aç” diyor işçi (hah) gülerekten
Bak yaşamakta hayvan çiftliğindeki domuzlar
Yaşamak buysa
Yaşıyor yaşaması emredilen, ölmesi emredilene dek en yeniden
Benimse bakmayın sakın ellerime, silâh, kaşık, kalem var el yerine
Karşımdaysa vurulmayı bekleyen bir kadın, gözlerini yumuyor giderek
Sonra yine orada çöpe gidecek bir yemek, sonra boş bir kâğıt, bir emek?
Bak yaşamakta bir beşer (bak, bak, bak, bak) kin güder eğer fazla bakarsan
Bakma
Bomboş kâğıtlar okuyor
Sonra ağzını yemeğine değil yemeğini ağzına götürüyor, amma yok annesinin tembihi aklında
Ağlıyor yemekler arkasından (cık cık cık)
Şimdi diyelim ki karaladım kâğıtları, yanıtladım soruları, misal bir şarkı yazdım
Hadi diyelim ki daldırdım kaşığı, yiyeceğim kadar yedim, kalanını da attım
Diyelim ki tetiğe de bastım, gözüm kapalı, kalbimde bir mühür, kararlı
Sizi gidi yaşayanlar, ne de çok seversiniz arabesk şarkıları
NAKARAT
ÇIKIŞ
Sizi gidi yaşayanlar siz şairlere ilham, katillere umut verdiniz
Sizi gidi yaşayanlar sizin elinizdeydi bu kabza bu tetik halbuki
Sizi gidi yaşayanlar çocuk öldü, çiçek soldu, sizse susup kaldınız
7- ÇOCUKSUN VE SOL ELİN ŞİŞMİŞ
Normal bir tarafın var mı?
Sol elinde tuhaf bir şişkinlik hissederek annenin yanına gittiğinde
Sağ elini göstermeni istiyor mu senden?
Uykunda
Üzerinde yattığın çarşafın ne iğrenç koktuğunu sana
Hiç fısıldadı mı bir ifrit?
Soyunuk gördüğün kızoğlankızı hatırlamak.
Sonra lastik toplamak kara bir gice için
Tüm mahalle orada ve neşeli
Sense bir taşa oturmuşsun özü özüne
Frensiz bisikletinle toslayacağın duvara
Orada ve üzgünsün
Hızır gelmediği için
Düşün ki bir çocuksun
Yalnızca iki şey için sıvarsın kollarını
Biri aptes diğeri aşı
İkisinin arasında kalmışsın kalmışsın ne acı
Senin normal bir tarafın var mı?
Yoksa sol elin şişti mi sağ elin de mi şişiyor?
Her yıkandıktan sonra,
Utanarak mı koklatıyorsun kara saçlarını babana?
Önce bildiğin bütün duaları edip
Sonra soyunuk düşlere mi dalarsın?
İki büklüm yatmayı da buradan mı öğrendin
Yoksa babanın attığı dayaktan sonra
Yatağına kıvrılıp bildiğin bütün bedduaları ederken mi?
İmdi annen üfleyince geçecekmiş gibi şişlik
Geçmez ise, her gice o çarşaf her gice o küf
Püfkerde püfker püf…
“Mahrum kalırsan canın çeker canın çekerse bir yerin şişer” derdi annen
O öğlen bir kemiği gösterip de vermemiştin köpeğine
Ve gerçekten şişmişti köpeğin bir yeri:
Sol eli.
Kollarını ne için sıvadığına dikkat et çocuk
Yoksa omuzlarındaki melekleri kaçıracaksın
8- DAĞ EVİ
Yüklüğü aç döşeği indir çarşafı ser yorganı ört uzan yüksel
Yalnızlığın matah bir şey olduğunu sanan aptallara ve
Yalnızlıktan şikayet edip duran o mızmız ağızların tümüne küfret
Düşün düşünebilirsen bir dağ içinde dağ evinde
Dudaklarının cahili bütün o sahici kulakları düşün lütfen
İşte diktiyse seni bu hicaz dikti pencere önüne
İşte nasıl ettiyse
Camın soğuğu ile çatlayan alnının arasına yumruğunu senin
Bu cerbeze sıkıştırdı
Devlet sana zaten kıştı
Son kuş sürüsü de uçtu
Sobada çatırdayan odun
Bir bercestenle tutuştu
Bir şeyler değişti
Bir şeyler eşikte
Şimdi ne alıkoyacak seni dağlara bakmaktan
Dağlar içinde bir dağ evinden
Şu tavana hayretler çizen ateşin hâresi mi
Arzulu bir kol olup da dolanacak ha belinden
Daha neler
Susma bağır derim ben
Daha derinden
Kopması şehrin vadisine düşecek bir çığın gayesiyle
Bağır yeniden
Geçmiyor madem badireler
Madem geçmiyor şairin sözü
Geçsin de kuvveden faaliyete kar saflığının cazibesi
Geçip gömsün tarihe dek
Hastalıklı bu çağ denilen yüzyılımızın vadesini
Geçsin kahredici kan emici utancı yerine
Yüreğinden bir anne gibi ayın gümüş hâlesi de
Düşün ki bir yâren olup düş düşüncenin hânesine
Çaresine de bak düşünmeyenin, düşün bütün insanlar adına
Nisanlar yanılan yağmuru çorağa bakıp da suçlamaz asla
Ve yeminli bir bulutsun sen, göğü yeniden sağ ellerinle
Dağlar içinde, camın önünde bir dağ evinde
Madem bunca laf ettin kalktın
Harladın ateşi, güneşi ta camdan dağların ardına attın
Akşamı ettin, kitabı kapattın
Kahredip bilendin, belki de bilinmeze çattın
Sevindin belki de, belki de var yürek dolusu gerçekten sevinmeye hakkın
Ama sen sevinirken bir daha düşün
Düşünürken bir daha üşüt
Sevinirken bir daha düşün
Düşünürken bıçağını getir
Sevinirken Rachel’ı düşün
Sevinirken Malcom’ı düşün
Sevinirken Fanon’u düşün
Sevinirken Cündeb’i düşün
Tam zamanı yak sigaranı
Lanet olası yak da düşün
Aciz herif pakla bütün vicdanını
Bakma öyle utan
İsimlerini zikrettiğin
Ve yürekten sevdiğin şu insanları sen saymadın sanki demin
Zehirini zıkkımlarken düşün
Kim para kazanıyor bundan düşün
Mülkiyet hırsızlıktır düşün
Şehvetin belki de bir puttur düşün
Düşün ki oğlun bir namussuz kurşunla ensesinden vuruldu
Ve mezarına eksik konuldu kızın
Şehrin göbeğinde patlayan anket sonucunun akabinde
Bulamadılar yüzüğünü ve gülümseyen gül yüzünü
Taşıyorsun sanki bir kör ile göz göze gelmenin mümkününü
Ya da sendin o sanki sen attın bir nehre bütün mülkünü dün
Yaşıyorsun işte cümle zamanı; aç, yorgun ama öyle berrak
Çünkü evet şu an olup biten her şey olacak olanın çünküsüdür
Şimdi şu dağ evininin türküsünü dağın tepesine de çıkarsan
Açsan önünde durduğun camı, dibine de bıraksan kendini dağın
Kim duyar seni
Belki anlamsız belki de korkak derler
Hâlbuki bilmezler her insan elbet bir kere intihar eder
Kimi hayatından vazgeçip de hayallerinde
Kimi de hayallerinden vazgeçip hayatın orta yerinde
Nedir ki hayal, şimdi meselâ nerdesin sen, sen kimsin?
Bir dağ evinin, kelimenin, şarkının, cümlenin içinde misin?
Nedir ki hayat, gerçek nedir, bunu dinleyenlerin esefi mi?
Siktir et esini, şerefini, falanca yanı eksik filan çok denilir
Harcama nefesini, hesabını iyi bilir onlar, çoktan bilanço kesilir
Özlemini duyduğuna seni tek kavurşturabilecek mahşer yeridir
Zaten hayat, tam o pozu yakalamışken araya birinin girmesi
Tam sen dönüp giderken beriden gelen denklanşör sesidir
Aslında bir dağ evi yok, kanepedesin, ama yüklük gene var
Dağlar içinde de değilsin, etrafın bütün beton canavar
Ne çıkar, gene de söz, gene de uykusuz, gene de beklentisiz
Sızıyor kan ve seni dağlar içinde bir dağ evine hasret kılıyor
Yüklüğü aç döşeği indir çarşafı ser yorganı ört uzan yüksel
9- OLACAK OLANA AĞIT
Toprak sinmiş alın
Mahmur bir çift göz
Diz kapaklarında yara
Halvet kokan ağız
Ve evet!
Güneş doğar balkonlara
-O-
Zira kuşlar uymaz bu çağın getirdiklerine
Bu dağın eteklerinde konaklamaz artık atlar
Çok hayal kurmaz çilli bir kız, rüya görmez
Belki de öpülse kurbağa olacak
Peki ne yapar bu
Hiç mi bir kuşa boyun eğmez tay
Hiç mi koymaz çenesine dişi avuçlarını (ah)
Grevlere de katılmaz
Yetecek midir gördükleri hayatı boyunca
o ıssız dubalarda
Bir at’ın özlemidir belki de içindeki
Bir çırpıda çırpılan kanatla kat edilen dağların.
Yaşadığının sağlamasını yapamayışın
tezcanlılığıyla sürüklenmiş
Baudelaire ile Bedreddin’in arasında.
Sokakları kırgınlıkla arşınlamış
En uygun adım marşlarla tıpış tıpış
Bilyeler ve bilhassa çatapatlarla
Değiş tokuş ederlerken hayatlarını arkadaşlarla
Herkes bir rüya görüyor
Herkes rüyasında dalmış
Oysa o ise.
Ona başkalarının rüyaları kalmış
Herkes bir rüya görüyor
Ona kalan rüyalarda yangın
Oysa o ise.
Bir denizin en dibine değmiş
Herkes bir rüya görüyor
Hiç olmamış kendi rüyası
Tutuştuğu yerden tutunmuş
Başka rüyalarda
Acının tarafında olmak.
Yarının arafında bir kuşun kanadında doğmak
Bir suçun kıyısından
Bir yolun yarısından dönmek
Bir sonun en başından.
Üç gece tam, Allah’ın kapısında yatmak
Sokağındaki köpeklere azığından bölmek
Suyuna tükürdüğün vahayı uykulu gözler ve
kupkuru bir ağızla yalınayak terk etmek
En mahzun sathıydı bu çağın
-Sen-
Terk etmek ve yola koyulmak.
Kalacağın dağı seçmek pek meşakkatli olmamalı
İndiğinde bulacağın kasaba hiç değişmemiş olacak
Bilindik bir ezan ve ezâ hali
En hüzünlü şekilde düşecek gönlüne salât vakti
Fakat asla özsavunma olarak ‘düşünecek’miş
gibi bakma onlara
Zıt tutarlar seni, öfkeli ve fakat güçsüz derler
sevgisiz ve zorba sesleriyle.
Sen bakma onlara
Onlar hatırsız hatırasız kalmış
Herkes bir rüya görüyor
Herkes rüyasında dalmış
Herkes bir rüya görüyor
Dünya rüyalarda kalmış
Herkes bir rüya görüyor
Kimse görünmek istemiyor / Sense.
Bırakıp bunları bu falanları filanları
Yürümüş yürümüş bir güneşe varmışsın
Çok ama çok tehlikeli bir iş yapmış
Herkes bir rüya görüyorken sen
Birinin rüyasına girmişsin
Ah şimdi o kuş on dördüncü kata çarpar ölür
Ve o tay üç gecede büyür üç kurda yem olur
Zaten o okulda çalışsan da yapamayacaksın matematiği,
Benim hayatım şiir olmuş deyip edebiyatı
Ve tam da böyle bir gecede baban ölmüş
Bankalar vurmuş onu
Alnının dibinden.
Zaten sen de öldün
Benim hayatım şiir olmuş derken.
Adam uyanmış rüyadan, rüya dalmış uykuya
Ta ki sen doğana dek
Doğan doğurur
Çoğalan çocuktur
Yoldadır seyirdedir
Çağıldar olur ölür
Sen merak etme, rüya seni görür
Sen merak etme, ölüm seni bulur
Merak etme
Olan ölür ölen olur
-Biz-
Alâk dedi güzel kokulu adam
Alâk dedi bildin
Bir tülün ardındaki dibdiri sırrı
Sen kime alâksın, biz kime?
Şu dağın kalbi atıyordu duydun
Kardığın harcın nefesi kristalleniyordu soğuktan
Telâşından karşı koyamıyordu ağaç, baltasına, telâşından
Bir at sohbet etti bir kuşla
Marifetin bu mudur alâk?
Dağlara tutulmuş gönlün dönüşü olur mu?
Cami ile mezarlık mesafesidir hayat
İşte, seninle temizlendi şu ırmak
Seninle büklüm büklüm oldu çiçekler
Geyikler seninle susuzluğunu giderdi
Senin için toplandı kitap, çağladı derya
Sen her gittiğinde secdeye
Seccaden de yüzünü koyacak yer arardı
Yağmurlar yağacak bir yer arardı gönlünde
Aklın ne zaman bir yere takılsa
Ve hep buluverirlerdi o yemyeşil koruyu.
Ve kapın her çalmaktan önceleri
Kuşağını bürünür
Zillerini sürünürdü
Ve sen saatine her baktığında
Vakit tamamdı.
Cami ile mezarlık mesafesidir hayat
Seni orada bulacaklar
Orada görülecek hesap
Seninle bir olacak yer, yerle bir olacak şehir
Çünkü vardın derya dibindeki o kızıl vicdana
Olacak olan oldu dağ oldu çiçek oldu
Omuzlarda taşınılan kallavi tabutlar
Oldu işte oldu yüreğinden düştü bir çiğ titredin
Herkes bir rüya görüyor
Herkes rüyasında dalmış
Herkes bir rüya görüyor
Hakiykâtten kopmuş
Herkes bir rüya görüyor
Gerçeklerden farksız
Herkes bir rüya görüyor
Ötekini duymak istemiyor
Bir rüya görüyor herkes
Bir rüya görüyor
Oysa o ise.
Varmış bir başkasının rüyasına dalmış
Görüp göreceği daha ne varmış
Allah’ından bulmuş bütün o peygamberler
Tartaklanmış yağmalanmış canhıraş melekler
Kalbi hâlâ atmakta olan kitaplar
Ve insan,
Çürükçül bir kuş kadar güzel
Bir o kadar taçyapraklar okşarken onu
Ne söyleyebilir ki bu masum kız ölürse.
Söyler
Bir ağıt bir muhakeme bir yurt kurar
Sinesinde Tûr-i Sina
Avucunda sımsıkı bir yürekle
Zülfünü değdirmeden zulme
Seğirmeden gözleri
Elbette taşın bağrını yarar,
Karınca yuvaları gibi.
Ey halk yığınları
Ey meskûn mahaller
Ey hanlar haneler hanedanlar
Kızın geçtiği halklar -Hîre’den Hira’ya-
Eskiden daha yalnızsız daha yoksuzmuş
Ya ona sıkılır canı
Bilyeler ve kuşlar ve rüya
ve bir türlü göremediği at
Sizden daha kıymetli
Göze göz
Dişe diş çatapat
Hayat
10- SAHİBİM DEĞİLİM
Aynalar geceleri biraz daha armadilyo
Hey, sen! Söndür şu ışıkları
çocuklar uyuyamıyor.
Nasıl bilirdiniz rahmetliyi dediklerinde
O benim ana’sonumdu diyeceğim belki de
Kızacağım, kızaracağım
Eski bir pikapta takılmış bulacağım kalbimi karışık
Aklım ise battı batıracak çıkacak karşıma takılmış
Sakil bir şatın revnak bordasında
Yine ağlayacağım işte
Size ne
Malihülyalar mâli hülyalara karışmışken ağlamak ne
Yeter! Götürün artık cesedi
Bana gümüş sürahileri getirin
Kaldırın pikabı ve
Aklımı da salıverin gitsin
Geceleri uyumak zor
Hey, sen! Kır şu aynaları
Çocuklar ölüyor.
11- HANÇEREMDE BİR NEFES
V1
Onlar çöplerde gezen martılar
Biz vurgunuz denizlere
Yürüseler de varamazlar farkına
Biz sürgünüz o dağlara
(Onlar) eve gitmeyen yollar yaptılar
Bizimse yerimiz yurdumuz ortada
Cennet ile evimiz arasında bir yerdeyiz
Onlar evinin yolunu bulamaz
Bir kır çiçeği dalı eğilmiş ağaç
Gördük mü şiir söyleriz
Kördüğüm oluverir yüreklerimiz
Bir çağıl ırmak görmeyiverelim
Çarşaf çarşaf fırtınalar kopar içimizde bizim
Yılkı atlar koşar gönlümüzde
Onlar hayattan bezmiş
Gözlerinde fer yok, sohbetleri tatsız
Kurban olmamışlar hiç hayatlarında
İkrar vermemişler
Söz namus dememişler
Olmamış hemhâl, yenilmemiş kalbine onlar
Gönlü olmayanın ne yüreği ne kalbi ne sadrı olur
Ne yüreği ne kalbi? Mezarlık, onların olduğu caddeler tabutla dolu (bak)
Onlar, yaşamaktan yüzleri kararmışlar
Biz, öleceğiz ümidiyle kanat çırpan, içi içine sığamayan o kuşlar
Her gece aynada sayarken kemiklerimizi
Onların kirli rakamlar var dillerinde
Hiç yoktan ne vakittir ki görseler bizleri uzaktan bile
Ruhlarını yokluyorlar alelacele, cüzdanlarını yoklar gibi
Ondandır ki anlayamaz onlar bizi.
Ölümüz şehit, dirimiz gazi, hapsimiz halvet, sürgünümüz hicret,
Onların ölüleri leş, dirileri ölü, mahpusu yok ki sürgünü olsun
(Biz) dağları severiz dağlar da bizi
Zulüm onlarınsa dağlar da bizim
Kaç gece görmüşler dağlarda bizi
Yol olmuş izimiz dağlarda bizim
Baba mirasıdır bize cennet, çıkılır yola, varılır elbet
Anamızın ak sütü gibi haktır bize cehennem, yanarız er geç
Burnumuzda tütüyorken yâr, dağlarda tüten duman gibi
Ha hançeri elinde, ki lütuftur kesse şah damarımı
Ha hançereme üflese taze bir nefes, öpse ağzımdan
NAKARAT
Onlar kötü bile olamazken biz can veriyoruz amentümüz için
Biz can veriyoruz kardeşlerimize, biz can meclisinden geliyoruz
İşte o vakitten beri hazırız her belâya,
Bir yanımız Hira bir yanımız Kerbelâdır
V2
Bu dünyanın insanları olmamakla övünmek hakkımız anlayamaz onlar
Bir yürek taşıdıklarından bihaber sevgisiz çünkü şiirsiz onlar
Kendimiz için istediğimizden fazlasını gene onlar için isteyen bizken
Bir çiçeğin ya bir bebeğin ve bir ekmeğin kokusunu duyamaz onlar
Neyi seçti isek biz oyuz -ne kanı- onlar bir soy biz bir soyuz
Gözleriz gözetiriz göğe bakınca yükseliriz toprağız suyuz
Ana ve atalarımız varken yetim ve öksüz büyüyen bizler
Bir deniz görmeyegörelim bir orman bir dağ kıra kavuşan doruyuz
Yaşayacak ve öleceğiz elbet fakat ölüm onlar için bir son
Vermediler sürekli aldılar o ki bir dikili ağaçları bile yok
Çünkü hatırladık olanca hayatı doğmakla geçer hani bir ağacın
Hiç ölmez görün ölmez bir ağaç görün öldürülmeden önce
Siz önce önce sabahın ilk güneşi sizi
Siz önce yalnız gecedeki sızı
Siz önce annenizin sallanan dizi
Siz önce toprağın buyurgan yüzü
Siz önce ozanın şairin sözü
Siz önce vatanın küllisi cüzü
Siz önce gözümüz, amentümüz
Sizi nasıl görüyorsa öyle görün
NAKARAT
12- BİR DİYECEĞİMİZ VAR, KONUŞMAYI ÖZLÜYORUZ
– Konser iptal kardeşim, parti iptal
Çünkü ezberlediğimiz şarkıları unuttuk
Kaç çeşit makam, hangi enstruman, hangi vezin
Oysa demin zikretmiştim, unutuverdim işte, neydi adı?
Heh! “Seni ben alnından sevinç büsbütün”, yarım kalmış gibi bu isim
+ Yarım olur mu canım, unuttun mu o kadim musikîyi, hani repartuarın senin, nerede kenar mahallen?
Et terk, terk, terk et bu betere giden vasatı
“ÇÇC”, bak işte, hatırlıyorsun yavaştan
– Hey sen, sen, sen hey! Terk ettiğin yetmiyor mu?
Ebu Kubeys sırtlarından dön gel, gel, gel dön
+ Yazık, şairler kadar cesur değilsin sen
– Yazık şairler kadar cesur değilim, ben, evet
+ Hey sen vadilerde gezinip peşine adam takan
Yapmadığı şeyleri diline dolayıp habire atıp tutan
Köpeksi filozof musun, künyende ne yazıyor bak bakayım
Yoksa Platon’un şerh düştüğü âmâ şair misin
– Ne o’yum ne öteki! Başka bir yerden gelmiş olmalıyım
Ben buyum, değil öteki. Başka diyardan geldim buralara
Başka bir yâr idi koynumdaki, karşıki dağlara çıktığım vakit
“Biraz da sen şair ol” dedin, hele söyle, sen oldun mu ki?
+ Şairsen buyur anlat, hâlimden ölen anlar, sıkıysa konuş hele
Fakat olacaksa bir rahibenin ilâhisi, yahut bir garip havlama
Kapat çeneni kapat, kır kılıncını, dön evine, kır dizini, ölmeyi bekle
Tabii evin hâlâ yerli yerindeyse
Konser iptal kardeşim, parti iptal
Çünkü konuşmayı özlüyoruz, vaktimiz dar
Yollar dargın.
Ahdimiz var
– Verdik ikrar:
+ Dert mi bize öç
– Dert olmaz mı
13- DERT Mİ BİZE ÖÇ DERT OLMAZ MI
Why is we Americans?
Why is we Americans?
Bu-de-daaaa. Bu-de-daaaa. Bu-de-daaaa. Bu-de-daaaa. Bu-do-do. Be-De-De-De-Bu-De-Bu-Bup-Boo-Boo.
We are not American
We are people who formally were Africans who were kidnapped and brought to America.
America I’ve given you all and now I’m nothing
It occurs to me that I am America.
Kim Türkiye’yi Amerikalılara satmış ve satmakta devam etmektedir?
Türk milletinin zekâ ve gayretinin mahsulü olan binbir eserden…
Kim Türkiya’nın millî selâhini mahvetmiş…
Birisine bile başlarını çevirip baktılar mı?
ve mahvetmekte devam etmektedir?
Every nation
Tarih boyu
and every region
Avrupa’nın parçası olmuş olan ve
now has a decision to make
gelecek vizyonu itibariyle de kendini Avrupa’nın parçası olarak addeden Türk halkı
either you are with us
or you are with the terrorists.
Türk milleti saf’en demokrattır.
I am not a Democrat.
Zaten çok yükselmiş bulunan Amerika milletinin…
I am not a Republican
I don’t even consider myself as an American.
The Turkish nation is democratic by nature.
Dün gece yarısından itibaren
Şiirimiz
Bütün Türkiye’de
Her işi yapar abiler.
Türk çocuğu mektepte Bach’ı Beethoven’ı Mozart’ı Händel’i Ravel’i öğrendi
Memleketin idaresini ele almıştır
Merâgî’den Itrî’den Kazasker Mustafa İzzet’den Dede’den Zekâi’den Tanburî Cemil’den Sâdettin Kaynak’dan habersiz yetiştirildi.
Değerli arkadaşlarım, benim derdim ne biliyor musunuz?
Yılda iki yüz bin civarında bir binanın değişimi dönüşümü söz konusu
Bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa
Bu bizi kurtarmıyor diye bakıyoruz biz
Türkiye de öyle yönetilmelidir
Çanakkale Geçilmez tarihte kaldı artık
Çanakkale geçilir, her türlü geçilir hâle geliyor
Biz sistem tartışmasına her zaman evet dedik
Kaj pa Turki?
PKK açısında söylüyorum şimdi, ikincisini
Turki niso v vojni.
Yine bütün İmralı tutanaklarının hiçbirisinde
Kje si še sIišaI za vojno brez Turkov?
kesinlikle başkanlık olmaz diye bir cümle yok
Preprosto, Turkov ni v tej vojni.
Eğer benim emir komuta merkezim
Turkov?
Bana papaz elbisesi giyeceksin diyorsa
Hükûmetin Türkiye’de yabancı asker bulundurulması ve yurt dışına asker gönderilmesi…
Papaz elbisesini giyer…
İspatlayamazsan şerefsizsin…
Hangi şerefsiz…
Kim söylüyorsa nâmerttir, edepsizdir…
Allâh û ekber!
Ezan sesi duyulmuyor.
13- MÜNACAAT
V1
Rabbim! İnancım,
garbı ve şarkı teşmil eden şiirim ve şarkım
bana kibir, şöhret ve ekmek getirmesin
diye bana biraz olsun merhamet eyle.
Heybem dert, çile ve eylemle dolsun.
Yalnızlık ve mülksüzlük yoldaşım olsun.
Boşu boşuna oluşuna matem tutmayacağım
bir ölümle son bulsun hayatım ne olur.
Ey ilahi! Sade sana sığınırım.
Sade senden dilerim. Sade sana el açarım.
Beni bir başkasına râm kılma
eğilirsem alçalırım senden başkasına.
Seni tanıdığım için insandan, şu gökten, şu balçık, şu ruhtan
şuur ve işraktan başka aşk tanımam.
Böylesine keskince kaş çatılan bir dünyada
Korkuyorum, korkuyorum taşlaşmaktan
Donmaktan, korkuyorum, sabit kalmaktan
Kendimden, korkuyorum, memnun olmaktan
Evet korkuyorum tassuba düşmekten ötürü
Çünkü yolda kaybolmak yolu kaybetmekten kötüdür
NAKARAT
Allah’ım kurt kuş dünyasıdır dünyan
Seher vaktinin feryadıdır dünyam
Senin dünyanda mahkumum, kulum;
Benim dünyamda ise saltanatın var senin!
V2
Doğrudur Rabbim, sen bugünlerde bir yanlışlık gibisin, bir pürüz belki
Doğrudur Rabbim, ben bugünlerde seni düşünüyorum, Endülüslerde
Doğrudur Rabbim, o bugünlerde sana kırgın, isyankâr, hem ümitsiz de
N’olursun Rabbim, beni ilminle donat, zihnimi genişlet ki geçsin bugünler de
Bana öyle bir söz söylet ki, öylesine derinden
Sesim anlamını bulsun, bu körpe bedenimden taşsın da mermi olup kâfirin kafasına
Dank etsin, belki olur müminin yarasına merhem bu mermiler, derman o derdime
Yanmayayım diye vebalimden, bildir vebalimi
Din gününde verilebilir kıl bu hesabımı
Tövbe edecek kadar cesur kıl beni, Rabbülalemin,
Nefsimin bozulmasına, göğsümün daralmasına,
hayretimin azalmasına mani ol
Kalbimin paslanmasına, kibrimin şahlanmasına
Avucumun açılmasına başkasına, mani ol
En güzel ayetlerine nazar ettim
Uyumadım güneş batmadan
Gün ışımadan uyandım
Bahşet ki Allah’ım bu imânı
Başkalarına faydam olsun, dolsun ihsanla isyanım (çünkü)
Doğrudur Rabbim, sen bugünlerde bir yanlışlık gibisin, bir pürüz belki
Doğrudur Rabbim, ben bugünlerde seni düşünüyorum dalgın, Endülüslerde
Doğrudur Rabbim, o bugünlerde sana kırgın, isyankâr, hem ümitsiz de
N’olursun Rabbim, beni ilminle donat, zihnimi genişlet ki geçsin bugünler de
NAKARAT
14- NAAT
V1
Hey adam, senin ruhun ve vicdanın bize
Hey adam, senin sunduğun bu İslâmın bize
Hey adam, senin kurduğun o cemaatin bize
Dosdoğru yol iken, başka yollar aradık kendimize
Dediğin gibi, insanlar çoğaldı ama ensâr kendi hali üzere kaldı
Zuhur etti köle efendi ilişki düzeni artık
Düzelir sandık, kötüden betere gitti güzel insanlık
Düzene uyalım, sonra İslâm içgüdüsü güderiz sandık
Adına devletler kuruldu, cinayetler işlendi
İnsanlardaki sevgin suiistimalle kirlendi
Başka kitaplara dadandık, suizanla iş yaptık
Dünya uçuruma doğru gidiyor bir ihtimal umut var mı
Dininin yarısı gider zenginin karşısında eğer ayağa kalkarsan dedin
Şimdi ekmek yok itaat etmeyene
Kendi için istediğini kardeşi için istemeyenin imanı olmaz dedin
Şimdi ekmek yok kazık atmayana
Adam, sen ki şu hayatta iki kişinin elini öptün
Biri kadındı diğeri işçi, gel gör ki şimdi
En mazlum insanlar bunlar, ah bu nasıl iştir?
Nasıl bu karşı çıktığın üç soytarı şimdi sahibi dinin:
Sihirbazlar, kodamanlar ve de din adamları?
Buyruğuna soktular birkaç senet imzalattırıp bizi
Sıradan bir din gibi, evet, İslâm var hâlâ
Çoğaldık ama ne yokuz ne dediğim kadar varız
Kurduğun o eşsiz komün garip geldi garip gidiyor
Parçalandı cemaatin, halef geldi selef gidiyor
Harem geldi selâm gidiyor, kitap verdin kalem siliyor
Hak ile bâtıl ayrılmıştı, şimdi tekrar iç içe giriyor
Git gide siniyor insanlar ya bir yalana ya da küfre
Dünya işlerine battık, çıkabilirsek ne kadar üste o kadar iyi
Suçluyuz… Korkuyoruz el ele vermeye
Ve içimiz el vermiyor suçluyu ele vermeye
NAKARAT
Hey adam, umut var, her zaman umut var
Çünkü biliyoruz ki sonuna kadar cihat var
Vazgeçmedik o şiardan, bir avuç insan kadar da
Olsak, inan, bu davaya devam edicez inatla ve sebatla
(Çünkü) umut var, her zaman umut var
Çünkü biliyoruz ki sonuna kadar cihat var
Vazgeçmedik o şiardan, bir avuç insan kadar da
Olsak, inan, bu duaya devam edicez sebatla
V2
Ey sen adam!
senden sonra
yani senin Allah’a vefa etmenden sonrasını kastediyorum
kavganın ve aşkın bin türlüsüyle kurduğun
yetimin güldüğü ve açın doyduğu
bir eline ayı diğerine güneşi verseler bile vermediğin
o güzelim komünler komünü cennet düzenin
devretmeden ah henüz onuncu senesini
tutup kestiler nefesini
devam etti her seferinde
hatırlattıklarını silmeye çalışanların çabası
şirketlerin geliri, kansızlığın mayası
üç kuruşa köle ol ve onunla aya sığ
yarılsın yarılacaksa şimdi ortadan ikiye ay asıl
Amansız bir deli, meczup, müneccim ya da şairdin
tam da bunları reddettiğin için müşriklerin kafasında
değişen bir şey yok, aynı ağızlar farklı laflar
ya sapık diyorlar sana şimdi ya da kurnaz ve sahtekâr.
Bilimle yolunu bulduğunu söyleyenler bile
seni, karşında durduklarından dinlediler ve duydular
seni anlamsız kıldılar
oysa toprağın içine seni
iki zırhından biri rehinken koydular.
Yani sen arkanda ne para ne pul
ne bir köle ne bir put ne ona kul
ne bir saray ne bir burç
ne bir şan ne bir oğul
ne bir aşksız yurt bıraktın
çünkü ey nebi gul innema ene beşerum mislüküm
Ne yemişse fakir komşun sen de öyle yedin
nasıl giyinmişse kardeşinlerin sen de öyle giyinden
35’inden 40’ına dek Nur Dağ’ının etekleri
derdine dert arayışına şahit tuttu geceleri
Ey sen adam!
başka bir gözle bakmıştın ya sen bize
bir de şimdi görsen ah görsen şu hâlimizi
bütün dünlerimiz eşit hepsi her bir yarınımıza
ne verebiliriz halkımıza, vatanımıza, yârimize
NAKARAT
ÇIKIŞ
(Bir çocuğun ağzından)
Mesela: Bugün bir olay yaşadım, örnek olsun
Babam işçi, annem evhanımı, tonla borcumuz var
Evimizi icra ettiler, önce sordum niçin? Düzen buymuş
Olmaz olsun böyle düzen öl de kurtul
Diye geçirdik içimizden, gidebileceğimiz bi köy de yoktu
Sonra ihaleyle sattılar evimizi, bir mafya aldı
Daha pahalıya satacaklarmış, öyle duydum
Hey Allah’ın elçisi, bugün böyle oldu.
15- DÜNYANIN GERİ KALANINA
İmdi irden çıkub gelsem
Tozu dumana katub ne
Varsa önümde kılınçtan
Geçirüb koşarak gelsem
Birden bir hay û huy ile
Secdeden de sonra hemen
Dalar gibi bûthaneye
Yalınayak koşub gelsem
Bir baş’mış gibi öfkeyle
Dutub aklımı saçundan
Geçerek aralarundan
Gelsem, insanlarun, gelsem
Yir û gök kim hududdur da
Ancak vahşî hayevâna
Dört duvaridur Ka’be ya
Allâh’un evünden gelsem
Kıpkızıl kanı pîr û pak
Bir süte çeviren doğum
Pespenbe beyni gri küle
Çev’ren ölüm gibi gelsem
Duyar gibi oluyorum
Otuz beşten girü her subh:
“Yolun düşmesün,” ey gönlüm
“Ya sen düş yollara” gelsem
Gelsem kûy-i cihâna ki
Kuy-i Yusufdur ora hem
Gelsem Hûv-i canâna ki
Hûy-i Mushafdur ora hem
Gelsem sûr-i kıyâmet ki
Sûr-i vuslatdur bana hem
Görsem sûrî kıyâfet ki
Sûre-i Sad’dur bana hem
Gelsem gelürüm ben elbet
Gelmek ne ki sen olurum
İnsanum hem yevmü’d-dîne
Cümle vesilen olurum
Omuzlaruma kuş konmuş
N’ideyim adım intikâm
Düzâha gidmez ins û can
Ancak orayı fethider
Her gice tam ortasında
Salondaki halının hem
Televizyon izleyüb hem
Tüfengimi temizlerüm
16- SUSMAK
Yarım kalmış şarkı, düş, kitap, sarı, gece, acı, heves, kavga ve direnç
bütün bunların arasında bir ben ve gönül denen şu elem yurdu
dönmekte dünya, dönmekte dünya üzerinde çirkin şeyler:
apoletler meselâ, para, haber ve smokinler
ve patavatsız sarhoş müthiş ruhsuz et yığını
neyse ne, der içimden bir şerh elbet bu da bir şey
meselâ yalnız kalmak için kafi, diş biletecek kadar taciz
ses etmeğe değer ama “Nasıl?” sorusuna arayış
vay bu kanayış bu içli yakarış bu kara kış ortasında
neye yarayacağını bilmeden
adımlarımdan daha tez, çok daha tez dağlara varmış
anadan üryan bir haykırış koparmışım
sonrası çığ, sonra çığ son: çığ.
Susmak – İki el ve bütün gözlerimle susmak
Susmak – Bir yemini yerini getirircesine susmak
Susmak – Bir cenaze evinin ağırlığı ile susmak
Susmak – Suçlanan bir masumun onuruyla susmak
Susmak – Bir yoksul babanın keder ve acziyetiyle
Susmak – Bir yetimin yuttuğu ağlayışıyla
Susmak – O büyük çağrı gayrı işitilincey
Susmak – Gerçeği sezip ona ulaşıncaya dek susmak
Susmak – Belki de susan olmadığı için susmak
Susmak – Anlayan biri belki çıkar diyerek susmak
Susmak – Hem artık ne beklenebilir ki cümle laftan
Susmak – En iyi ihtimal, en soğuk intikam
Susmak – Güle dair bir neden yok nasıl olsun
Susmak – Gül açar çünkü açar niyesi niye
Susmak – İşkencede işkenceciye susmak
Susmak – Giden dönüp bakmasın diye susmak
Susmak – Konuşuyorsan koşmuyorsun demektir
Susmak – Kime ne etti ki bana ne etsin
Susmak – Tövbeyi tazelemektir, emektir
Susmak – Daha gelmedi mi bana gelen üşüme sana
Susmak – Hak edilen bir şey değilse ya nedir
Susmak – Ebu Kubeys sırtalarına beklenen bu can a benim
Susmak – Tüm neslimin acısı ruhumda topyekün
Susmak – Hisset, düşün: Kün feyekün
Önce inandım kendime ama geç olmadı yetemediğimi görmem
Önce niyet ettiğim gitmek düşüncesi tatmin etmedi beni
Sonra yaşadığımı niye teptiğimi söyle dedim hadi söyle dedim hadi söyle
Böyle böyle aradım işte böyle böyle bulduğumu sandım
Bekledim şehre bir gelen olur, dudaklarıma da bir soran
Susmayı anlatacak, susup kalacaktım hani yok yol tepen
Demek vay beni kendi yankısını dinlemek zorunda bırakan ses
Kesilsin, sussun o hâlde, ne söylenen olsun ne de söyleyen
Çünkü insan eşrefi mahlukattır demedi babam bana
Benden sonra başladı sigaraya ve benden sonra da bıraktı
Baktım sayfalar bomboş bomboş ve kapkara
Bir oğlan çocuğu işte yüzünü tükürmüş gidiyor yerlere
Ulusalcılar tanıdım, faşistlerden farksız
Faşistler tanıdım, komünistlerin aynı
Otorite karşıtları var bir de, kime neye karşılar belli değil
Bir dost tanıdım, kimseye benzemiyor adı susmak, neyleyeyim
İnsanlar mı, onlar mutlu olmanın aptalları
İnsanlar mı, onlar yürüyen kalın bağırsaklar
İnsanlar mı, onlar kim onlar, hani nerdeler?
İnsanlar mı, şimdiye dek bir tane ekleyen oldu mu derde dert?
Sustum çünkü susmayı bir öç, bir karaşın söz bildim
Zaten bir şey diyen kimesne yok, sadece hayvan böğürtüleri
Çatsam devlet derslerine, çatsam öyle bir gemi direği
Varlığın ortasına dikilen bir zafer bayrağı gibi
Ve yükselse cümle derya, kopup bulsa tufan yolu
Geliyor gün, yakındır, yakınmamızın da elbet sonu
Yahut çekilse cümle sular ve hatırlansa o tek sual
“Bir sabah sular kurudu, kim getirebilir suyunuzu?”
17- CENAZENE GEÇ KALMA yahut YAŞADIĞIN HAYATIN YASINI TUTMA
B1
Şarkı devam ediyor öleceksin
Öleceksin dedim öleceksin
Kötü haber: Öleceksin
İyi haber: Öleceksin
Desem ne olacak demesem ne
Bunu zaten sevmiycektin öleceksin
Söyleyen bilmez bilen söylemez
Kirli bir sır bu öleceksin
Günün metro kuşağı, zift kokuyor etraf
Bugün hava yağmurlu öleceksin
Kafanı kaşımaya vaktin yok dostum,
Otobüs firen yapar ve düşersin
Daha da kötüsü, yanındaki kıza rezil olabilirsin
Daha kötüsü; öleceksin
Ama âdil değil bu oyun
Hani anlaşmıştık öleceksin
20 yıl vadeyle daha yeni ev aldın
Aman Allah’ım öleceksin!
Emniyet kemerini taktın mı
Çıkarken aygazı kapattın mı öleceksin
Karın aldatınca anladın ki bütün kadınlar orospudur öleceksin
İflasını da erteledin çünkü bir silâh bulmalıydın öleceksin
Cenaze namazı kısa bir şey zaten
Söylemiş miydim öleceksin
Bir hisse çıkacak hakkında mutlaka
Kıssanı bile anlayamadan, öleceksin
Saatinin camından yüzüne çarpan şey ne ola ki öleceksin
Aynaya baktığında çekingen, birden bire o da ne: öleceksin
Gasteye göz atarken usulca, hissetmeden dahi öleceksin
Bir akşam sağa doğru sinyal verirken aniden bir böğürtüyle öleceksin
Eski model telefon, bomba, düzenek ve bir cevapsız arama: öleceksin
Parmağımda yüzük ve tetik; öleceksin
Mâlumun ilânı ölüm sebebin; öleceksin
Temkinli ol lâmbanı açık bırak
Komşuya hırsız girmiş öleceksin
Diyorlar ki dünya hayatı oyun
Saat 12’yi geçti öleceksin
Diyorlar ki dünya hayatı oyun
Dünyayı çok sevdin öleceksin
Diyorlar ki dünya hayatı oyun
Bir kitap okudun öleceksin
NAKARAT
Aç tv’yi bak ekrana
Reklâmlar var öleceksin
Ait ya da şahit değil
Sahipsin sen öleceksin
Yaşam ölüm neme yetmez
Neme yetsin ki öleceksin
Ha yağlı urgan ha elyâf yorgan
Ne fark eder öleceksin
Sizi gidi yaşayanlar
Yaşanacak her ne varsa öleceksin
Dünyanın geri kalanına,
Bütün insanlara; öleceksin
Sabit bir gelirin yoksa
Sana sigorta yok öleceksin
Tâbiri caizse bu akşam
Bir köpek gibi öleceksin
B2
Dünya pratik bir yerdir
Teori diye bir şey olamaz burada
Sen bakma avrupalıların uydurduklarına
Onlar yüzünden asırlardır ne oluyorsa oluyor
Ne oluyorsa oluyor milyonların canına
Dünya pratik bir yerdir
Bunu kafana kazı
Zaten kazınmıştır alnımın çatına diyorsan
O halde üstünden geç, daha da belirgin olsun yazı
Dünya pratik bir yerdir âmennâ
Kıyas ile kısası kıyas etmişti dostum
Kıyas edebileceğimiz bir hayat daha yoktu bir dünya
Anla işte temtek bir hayatımız var ve dümtek bir dünya
Dünya pratik bir yerdir uygulamalı
İnsan olabilmek için gerekli tüm bilgiler verilmiş
O halde neye tembihlendiysek onu uygulamalı
Aksi takdirde bize kalan ziyan âmel vahim iş (bilâbedel vahimmiş)
Dünya pratik bir yerdir teori meori yalan
Ya ne yüzden böyle aceleyle bir şeyler karalıyor soldaki melek
Ya ne yüzden sanıyorsun ha?
Bak bilmez o bilemez ah gâvur nereden bilecek
Ahiretsizlerden bilecek
Dünya pratik bir yerdir gerisi yutturmaca
İttirmece kaktırmaca biraz da sundurmaca
Tarif izahat kullanma kılavuzu videolu anlatım
Hiçbirine kanma dostum yoksa hâlin nice (hâlin nice?)
Dünya pratik bir yerdir böyle der kvl
Ne varsa içinde var bir de dön doğaya bak
Peygamberin kavliyle al kılıncını, bin atına, doğru köye git iyisi mi
Hâliyle yoksa elinde ne bir kılınç ne de bir at kalacak
18- NEME YETMEZ
V1
Bir tas su, bir parça ekmek
aşk ve öç bilmem neme yetmez
bir toprak ev ve yalnızlık
sahi yalnızlık neme yetmez
Şu yollar şu ayaklar neme
Şu göğüs şu omuzlar bu baş
durup durduğumda sanki ne var
gözümün alabildiği neme yetmez
özmüş kültürmüş tarihmiş
Yunus diye görünen neme yetmez
estetikmiş etikmiş
anayasaya aykırı şiir neme yetmez
mutlulukmuş huzurmuş
vermek, vermek, vermek neme yetmez
uğruna döğüşülecek bir dertmiş
komşumun hâli neme yetmez
V2
Neme yetmez ‘bir’ ve ‘elif’
Neme lâzım ‘be’ ve ‘iki’
Neme lâzım bâtıl lisan
Aynı kökten gelirken Yunus’la
Neme yetmez bir mezarlık toprak
Doğmak, yaşamak, ölmek için
Güneşin ışığını yansıtan Ay’ı yansıtan deniz, yansıtsın seni
Neme yetmez yansın gövdemiz
Varsın gökler olsun yerle bir
Kafakâğıdımdan çıksın bir şiir
Adımın üstüne yazsam ya seni
Sen bir yetim ben bir garip
Neme yetmez bir köy evi
Selâmı varken selâm ehlinin,
Yüzlerce kez selâm dursalar
Kâşânelerde lüks arabalarda
Yok kıymeti hiçbir şeyin
Neme lâzım kancık şehir
Madem ölmekle bilinmekteyiz
NAKARAT
Neme yetmez
Eskiler öldü değil, yaşadı dermiş
Neme yetmez
Demek yaşamakla bilinmekteyiz
Neme yetmez
Yol hakkında konuştuk durduk
Neme yetmez
Ama konuşmadık asla yol üzerinde
Neme yetmez
Yeniler yaşadı değil, öldü diyor
Neme yetmez
Demek ölmekle bilinmekteyiz
Neme yetmez
Yol hakkında konuştuk durduk
Neme yetmez
Ama hiç konuşmadık yola layık mıyız?
V3
Bu bahis
neme yetmez bu bahir bu kahır
neme yetmez şahinlerden soralım
bilelim göğü hele bir
nedir ki bilelim mülk nedir ülkü
kalsın yemesin kürküm
çünkü sahip olduğun kadar aitsin
yük olduğun kadar ise yüklük
gürültüsüz, isimsiz büyüklük
ve merasimsiz güzellik
şanın şöhretin hepsi rezillik
gördüklerim neme yetmez
sordum
nasıl bir yaşam bana öğret
nasıl bir ölüm bilmek istiyorum
onca zaman arayıp durdum
kitap, adalet ve demir neme yetmez.
V4
Kötü haber: Sözüm kısa
İyi haber: Henüz bitmedi
Cümle lakırdı teori safsata
Sözün kısası neme yetmez
Bir at bir kılıç, zülfikârım
Sımsıkı bir yürek neme yetmez
Savrulan harmanların rüz-i gârı
Yaşanmamış aşklar neme yetmez
Tozlu bir yol, erik dalları
Yol ki bomboş, dikip nalları
Biz yetim kalmışız
Neme yetmez başım ayaklarım
Çıksam ya yola öpüp alnını
Çıksam tozu dumana katıp dörtnala
Neme yetmez aşk ve çöl
Alsam öç, çatıp kaşlarımı
Bir kızıl atla çakıl taşlarını ezsem
Nasibimi alsam ondan
Neme yetmez tek bir Allah
Neme yetmez hasbinallah
NAKARAT
ÇIKIŞ
(Walt Whitman)
İlahicinin yerine ilahinin kendisi ses verdiği zaman,
Vaiz yerine vaazın sesi geldiği zaman,
Kürsüyü yapan oymacı değil de, konuşmacı çekip gittiği zaman,
Ben kitapların bedenine gece gündüz dokunabildiğim, kitaplar da benim bedenime dokunabildiği zaman,
Bir üniversite dersi uyuklayan bir kadınla bebeği kadar inandırıcı olduğu zaman,
Mezara işlenen altın, gece bekçisinin kızı gibi gülümseyebildiği zaman,
Kefilli sözleşmeli işler karşımdaki sandalyelere yayılıp benim içten dostlarım oldukları zaman,
Onlara elimi uzatmak, sizin gibi erkeklerle kadınlara nasıl yaklaşıyorsam, onlara da öyle yaklaşmak isterim.
19- İSYAN
NAKARAT
Kaç Bedreddin kaç Nef’i asıldı şu ağaca, kaç celalî?
Kaç Karac’oğlan kaç âlim çekip gitti görüp hâl-i pür melâlîn’?
Ah bak pîrim halk’a, durum ciddi, saklanmış, yasaklanmış nur cemâli
Bak iyice bak, la havle vela kuvvete illa billah gizlenmiş mecâli
V1
Kaç Bedreddin kaç Nef’i asıldı şu ağaca, kaç celalî?
Sere serpe uzanmış Serez çarşısında
Haberi yok hiçbirinin nefes aldığından
Bilmiyorlar kursağımızda heves kaldığında
İhanet boynumuza bir kemer taktığında
Çoğalır ve taşarız, bir ölür bin doğarız biz
Şah damarımızdan daha yakınken O,
Sizin ensenizdeyiz
Atınızın yularını tutup, gözünüzün içine bakıp
Yüzünüze gâvur padişah diye haykıranlardanız
Sarayınızın yanına gelip, elimizdeki Kitabı tutup
Yaşadığınız o kâfir hayatını sorgulayanlardanız
Başımızdaki o devlet kendi devletimiz olmadığı anda
Yıkıp yenisini kurarız efendi, bunu adın gibi biliyorsun sen de
Yıllar yılı hep korktunuz bizden, fazlası haramdır, on sekiz dirhemden diyerek sormadan aldık
Elinizdekileri dağıttık halka
Gelin şimdi ey tekmili birden
Yerin bildiğini göklere bildircez
Dağ taş sizi küplere bindircez
Kaçma kâfir ölümün şimdi
Meydana girende yoktur korkumuz
Kazaya rıza diyenlerdeniz
Gâfilen varmayız düşman üstüne
Vakta hazır olun diyenlerdeniz
Ey gâvur padişah
İsyan ile geldim sana
Ben Şeyh Saçlı, Bayram Veli, Sarı Saltuk, Barak Baba
V2
Kaç Karac’oğlan kaç âlim çekip gitti görüp hâl-i pür melâlîn’?
Sere serpe uzanmış Tarsus mağarasında
Tatlı cana kıyan o zalim karşısında
Ashab-ı Kehf gibi zulme karşı durmak
Her zamankinden daha zor olduğunda
Darılır ve sorarız biz
Gam yükünü taşıyamayız
Aşksızlık bize ölüm gelir
O vakit her şey zulüm gelir
Biat etmek bid’âde, ihanetken, küfür gibi
Riyadansa intihar yeğdir bizim çün, bir özür gibi
Acımızdandır öcümüz bizim
Gümânla imân uyuşmaz asla
Şair sözüdür sözümüz bizim
İşiten yoksa söylenmez artık
Vatan tutup da bu diyarlarda kalınmaz artık
Ki imânı yoksa cana kıyar halk
Ve riyadandır, akılları yoksa
küfre uyarlar
Ümit yok artık ulemâdan da
Ümit yok tam beş yüz senedir
Cühelâ aydının gureba halka
Zararı dokunuyor beş yüz senedir
Hey tufeylî tayfa
Öç ile geldim sana
Ben Karac’oğlan, Yunus Emre, Fuzulî, Hacı Bektaş
V3
Ah bak pîrim halk’a, durum ciddi, saklanmış, yasaklanmış nur cemâli
Sere serpe uzanmış Sivas illerinde
Belli belirsiz bitap bir selâ dillerinde
Cümle cemaatin attığı taşlar değil de
Bir dost fırlattığında kızıl güllerinden
Sararır ve solarız biz
O vakit asla yaşayamayız
Ne iktidar ne de halk
Dost yaparsa dayanamayız
Serez çarşısı dilsiz
Tarsus mağarası küskün
Sivas illeri solgun
Dost susarsa yaşayamayız
NAKARAT
20- ŞEYTAN OLMALI
Bulunca şükreder bulamayınca sabrederiz biz
Allah devletimize zeval vermesin
Bulunca şükreder bulamayınca sabrederiz biz
Aman zenginlerimize halel gelmesin
Şeyhimiz şıhımız olmasa aman n’ideriz
Helak etmiyor onların hatrına Allah bizleri
Biliyorum, böyle diyor şeyh hazretlerimiz de
Bize göre değil asla bu dünya işleri
Hem ne diyor Kur’an: Allah kimine çok kimine az verir
Kimisi tok kimisi dar gelirli
Yine de yok şükredemez kimisi azıverir de eder isyan Allah’ın düzenine
Olur ahrette pişman
Patronumuz olmasa kim rızkımızı verir?
Kim kalkındırır kim ülkemizi bizim?
Böyle olmasa devlet büyüklerimiz hiç
Sağlam durmasalar başımızda nicedir halimiz?
Bak bir de ona karşı çıkıyor aciz sürüsü
Bunların gözlerini hep asilik bürümüş
Ne diyorlar: İsrail’den ithalat artmış
Şeytan yapıyordur bunları aksi imkânsız
Reis-i Cumhura bile Ermeni dedi bu soysuzlar
İstemezükçü asiler bunlar, Pontuslar
Biz her şeyi gördük, Tayyip tıktı içeri Fetöcüleri
Kanal A, Kanal B, Kanal C anlattı bütün gerçekler
Biz zamanında ekmeği karneyle almışken
Bel bağladığımız partiler darbeyle gitmişken
Paranı yatırdığın banka ertesi gün battı mı?
Koalisyonları hatırla, Ecevit’i getir aklına
Şimdi neymiş zengin fakir farkı çıkmış ayyuka
Bunu diyenler komünist olmalı, bak şu Moskof’a
Bunların her şeyi ortak, karıları bile
Toprak ortak olacakmış, ulan ortak malı yemez köpekler bile
Hem aç mezarı mı var? Aç mezarı bir bak
Drone üretiyoz, gidiyor kahpelerin zoruna
Şeytan olmalı, bu faizleri artıran
Evet, şeytan olmalı bu imzaları toplayan
Kentsel dönüşüm için, her yer yıkıldı
Hükümet değil, evimizi şeytan aldı götürdü
Satmış olmalı ama bize vermedi bir dönümlük
Aksine şimdi her ay kira ödüyoruz gönüllü
Bulunca bölüşüp bulamayınca şükretmek yerine
Horasan’ın Türkleri gibi;
Bulunca şükreder bulamayınca sabrederiz biz
Horasan’ın köpekleri gibi
NAKARAT
Olamaz Sabancı, Ülker olamaz,
Koç ya da Bayraktarlar olamaz
Tayyip olamaz, şeytan olmalı bu
Hayır olamaz, şeytan olmalı
21- KAPANAN GÖZ TEKRAR AÇILDIĞINDA
V1
Seni evsiz
seni yetim ve öksüz
seni nazsız seni sözsüz
seni sazsız seni özsüz
seni bunca yalpa
seni bunca nal şakırtısına
bigâne bırakan neliksire karın ağrısı bendim
bendim, niçin istediğini bilmediklerinin arzusu
bendim, kantar uykusu, kan ter bandosu
bendim, farkına vardığını sanadursun yumruklar
bendim, seni kokuşmuş çamur kılmak için bilenen yurdunda
-dur dinle- Türkiye’nin başına her kim geldiyse benim evladımdı
istisnasız pek çok şey beni evlâ kılmak için vardı
yeşilçam, arabesk, pop, rock, rap her ne haltsa
bunlar sonucunda aşksız, şiirsiz, unhappy generation
diyalektiği çözdüm çözeli karşıtlar benim, koyunlar
kim cür’et eder çıkmaya karşıma benim, buyursun
sivilliği gömdüm, kalp boş, sarsılan beyin uyuşmuş
duyulsun cihanşümûl hükmüm kuruldu, bak
bir yanda yeni ve diri ekollerim marksizim,
egzistansiyalizm, kapitalizim
bir yanda gene benim kalıtımsal din vaaizim
ve özünü bariz yitirmiş aciz kültürüm
yağmacı batı’nın tacizi karşısında sana iki şey verdi:
susmak ve cennet müjdesi
seç beğendiğin hangisiyse
hep iki seçenek sundum sana zaten
zindan mukâbilinden zehirinden zıkkımından
he bir de dedim ki
doğuyor osmanlı avrupa’nın tüm korkusu bundan
biiznillah arş çatlayacak sevincimden taassubumdan
ben büyüğüm tanrınızım zehir edeceğim hayatı size
ananız karınızı kızınız yaşlınız genciniz
hepiniz bir hiçsiniz hiç köpeksiniz benim için
acılar ve kan içinde geberip gideceksiniz
V2
Seni kandıran hep bendim
Yine kandırmaya geldim
Neyin var neyin yoksa çaldım senden
Kalmayana dek hiçbir şeyin
Tabii hazmedemedin önce.
Tekrar kazanana dek her şeyi
Yarattığım sisteme boyun eğdin
Gel al şimdi çaldıklarımı
İşte büyüdün ellerimde
Saydım sana verdiğim her lokmayı
Önce kafakâğıdını verdim eline
Kafanla var mıydı bir alâkası?
Sonra ruh-sat gerekti işte
Ruhunu almam için her bahanede
Ananı ağlatmak işi her kerhanede
Bana düştü piç, iyi dinle
Tanışmaya lüzum var mı? Ben seni, sen beni bilirsin
İnancının bedelini ödeyemeyecek kadar eziksin
Kendine taktığın bütün o isimleri ben uydurdum
Sağcı, solcu, Türkçü, şeriatçı, ah sen hiçbiri değilsin
Ben mi? Bilmez misin şahidinim, mabedin ben
Tenhada sen benimsin ben senin (hey)
Bana bulandı gökyüzün
Sana yaşadığını ispatlayan ben
O, şahdamarından daha yakınken
damarlarında geziyorum ben
Elindeki silâhın markasına iyi bak: ben
Üstündeki ceketin etiketine bir bak: ben
Dün ev almak için elini sıktığın o adam ben
İnfaz edilen adamın üstündeki gastede ben
Mührü basıp oy verdiğin o politikacı ben
Pusuladaki diğer politikacılar da ben
Azmettirici benim, protokol ben, finansman ben
Kahretsin ki benim, sponsor ben, amirin ben
Her sıçtığımı yedin ezik, nedir garantisi
Yarın karın da benim olacak, piç gibi ağlarken sen
Ananda ve bacında da gözüm var, bil
Çoktan taklit ettim babanın imzasını
Durma, gel
Senden çaldıklarımı satılığa çıkardım
Almak için geldin
Benden aldıkların için şahit tuttum omzundakileri
Şimdi dizin kolun yara, elin yüzün kir
Dileniyorsun para, üstün başın borç
Altı üstü borç canım, ne var bunda
Tamam zâlim olan bendim
Ama sen de fena değildin hani
Önceleri iyiydin tabii
Önce herkes iyidir -haha-
Şimdi fena değilsin hiç de
Pabuçlarımı ters giydirdiğin günü hatırlasana haydi
Senin olanı sattım sana
Kendimden kattım biraz
Yeniden öğrettim isimleri
Bunu unut, beni unutma
Şiir mi? Bir aşüfteyi tavlamak için birebir
Onur mu? Daha geçen gün patronundan zam dilendin
Aşk mı? Yatağına giren insan sayısından ibaret
Şeref mi? Şansın yaver gitsin diye bana dua et
İrade mi? O bana ait, seninkisi bir avuç et
Ben Tanrınım, reisinim, kralınım, itaat et
Ya sen ne sandın?
Önüne bembeyaz bir kâğıt koyup senden ruhunu mu isteyecektim?
Seni zavallı!
Bana düşen görev tamamdır, ya seninkisi? Aşağılık!
Cehennemin dibinde görüşürüz artık, eyvallah