Albüm Adı: CÖNK II KUYI
Neşir Tarihi: 15.05.2026
Vokal: Özgür BAĞLIYALNIZ & Mine’l
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Şiirler: Fikrət Qoca, Rimbaud, Yunus Emre, Süleyman Çobanoğlu, Âsaf Hâlet Çelebi, Faruk Nafiz Çamlıbel, Erzurumlu Emrah, Stéphane Mallarmé, Üftâde Hazretleri
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Âdem İZ
ŞARKI LİSTESİ:
01- Dervişin Mahnısı
02- Ey Mevsimler, Ey Şatolar
03- Küsmeyem mi Feleğe
04- Gel Gör Beni Aşk Neyledi
05- Attığımda O Oku
06- Arzumuzun Çağı
07- İbrahim
08- Firari
09- Açlık
10- Cesetler Destanı
11- Sabahtan Uğradım Ben Bir Fidana
12- Güzelim Bugün
13- Oruç Ayı Gitdi Yine
DERVİŞİN MAHNISI
[ŞİİR, Fikrət Qoca]
Mən bir köhnə dərvişəm,
Cəhənnəmdən gəlmişəm.
Zəmanəni dolayıb,
Barmağıma sərmişəm.
Dər-də də-val fətəl-di,
Dü-və, cu-val kə-rən-di.
Düb-lü kü-mal ku-mu-hal,
Diyən, diyən, diyəndi.
Mən bir köhnə dərvişəm,
Çox sifətlər görmüşəm.
Doğru sözə həmişə
Rişxənd edib gülmüşəm.
[BENT]
Mən bir qərib dərvişəm
Hər cildə mən girmişəm
O ağlın, huşun alıb
Bazarlarda satmışam
Yalan dünya pazarım
Her yüreğe sızarım
Muska diye boynuna
Kara bahtı yazarım
Zebaniler yoldaşım
Şu iblisler kardaşım
Secde etmem kimseye
Eğilmez garip başım
Kader ipi elimde
Küfür saklı dilimde
Hakk’a dua ederken
Put saklarım belimde
Asam kuru daldandır
Dilim zehir, baldandır
Hakikat dediğiniz
Kocaman bir yalandır
Gözünüze mil çektim
Tarlanıza dert ektim
Siz uyurken gaflette
Ben şarabı tek diktim
Umut diye verdiğim
Yağlı urgan ipidir
Girdiğin bu kör kuyu
Cehennemin dibidir
Doğruyu eğri yaptım
Parayı tanrı yaptım
Senin cennet yurdunu
Cehennem nârı yaptım
Dostu düşman eyledim
Yalan sözler söyledim
Kardeş kanı akarken
Kamerayla izledim
Kartına borç yüklerim
Kapında ben beklerim
Ödedim sanma sakın
Faize faiz eklerim
Telefonun susmadı
Kimse sesin duymadı
Cesedini almaya
Belediye gelmedi
Ölmek yasaktır size!
Gelmeyin sakın dize
Sonsuza dek sürecek
İşkence hepinize!
Özgür'üm mən, şah mənəm
Hər dərdə agah mənəm
Sən yandıqca alovda
Ən böyük günah mənəm
Özgür deyir: "Ağlama
Ürəyini dağlama
Bu dünya bir Cəhənnəm
Mən gəlmişəm yardıma!"
[KÖPRÜ]
Özgür'üm mən, şah mənəm
Hər dərdə agah mənəm
Sən yandıqca alovda
Ən böyük günah mənəm
Özgür deyir: "Ağlama
Ürəyini dağlama
Bu dünya bir Cəhənnəm
Mən gəlmişəm yardıma!"
[ŞİİR, Fikrət Qoca]
Mən bir köhnə dərvişəm,
Çox sifətlər görmüşəm.
Doğru sözə həmişə
Rişxənd edib gülmüşəm.
Mən bir köhnə dərvişəm,
Çox sifətlər görmüşəm.
Doğru sözə həmişə
Rişxənd edib gülmüşəm.
EY MEVSİMLER, EY ŞATOLAR
[ŞİİR, Rimbaud]
Ey mevsimler, ey şatolar!
Deyin kusursuz kim var?
Ben de herkes gibi tuttum
Büyülü mantığı denedim.
Selâm Gal horozuna selâm
Selâm her ötüşünde selâm
Hevesten, arzudan oldum
Görün sıfırı tükettim.
Yedi bitirdi bu büyü beni
Takat komadı, yok etti.
Ey mevsimler, şatolar ey!
Sıvışma saati, yazık
Ölüm saatidir artık.
Ey mevsimler, şatolar ey!
[BENT]
Ben bu ilme inandım, dört işleme inandım
İnsanlara bulandım, dişleriydi porselen
Gülüşleri kromdan, nabızları metronom
Ne sekme ne aritmi, dedim işte sırrı bu!
Akıyordu damardan, şeffaf ve de ılık
Kandım bu zifafa ben, etraftı karanlık
El bastım o kitaba, yonttum ulan etimi
Sabahları onların güneşiyle uyandım
Silinmişti hafızam, aynaydı aradığım
Fakat sanma kendim için, onlardı göreceğim
Yandım, o zehri abıhayat sandım
Yangınıma odun taşıdım, harç çektim mezarıma
Sonra o ses kesildi, bir bıçak gibi göğsümde
Beni ayakta tutan iskelet, meğer çoktan erimiş
Elde var sıfır, cepte var sıfır, ruhta var delik
Tükendi o heves
Şimdi hangi cennet vadeder böyle bir düşüşü
Hangi vuslat paklar bu kapkara gülüşü
Ben o meyveyi kökünden söküp de yemişim
Bir derviş sabrıyla bekledim tükenişi
Herkes şifa peşinde, ben yarayı sevdim
İltihabı öptüm, ilmek ilmek ördüm moruk
Varlığın dar gömleğinden soyunup da üşüttüm
Ölüm dediğim şey gayri bu ömre büründü
[ŞİİR, Rimbaud]
Ey mevsimler, ey şatolar!
Deyin kusursuz kim var?
Ben de herkes gibi tuttum
Büyülü mantığı denedim.
Selâm Gal horozuna selâm
Selâm her ötüşünde selâm
Hevesten, arzudan oldum
Görün sıfırı tükettim.
Yedi bitirdi bu büyü beni
Takat komadı, yok etti.
Ey mevsimler, şatolar ey!
Sıvışma saati, yazık
Ölüm saatidir artık.
Ey mevsimler, şatolar ey!
KÜSMEYEM Mİ ŞU FELEĞE
[ŞİİR, Laedri]
Küsmeyem mi şu feleğe
Sattı beni bir keleğe
Vurdular ince eleğe
Hu hu… Benim şâhım huu…
Halvetiyem Hu, hem Uşşakiyem Hu,
Rufaiyem Hu hem Şabaniyem Hu
[1. BENT]
Terk ettim cihanı, giydim postu
Aradım her yanda gerçek dostu
Nefsimin elinden içtim zehri
Kustu bu bedenim, kini kustu
Gâh oldum Halveti, çektim "Ya Hû"
Gönül aynasında gördüm o suyu
Gâh oldum Uşşaki, pirden yana
Kalmadı kalbimde ne kin ne buğz
Döndüm o meydanda, Huu diyerek...
Yandım o külhanda, Huu diyerek...
Sırra kadem bastım, Huu diyerek...
Seyrana daldım, Huu diyerek...
Rufai şişini vurdum döşe
Ateşle oynadım geçtim başa
Kadirî sancağı gökten iner
Yazılmaz bu sırlar dağa taşa
Zikri libas ettim, Huu diyerek...
Nefsi kafes ettim, Huu diyerek...
[ŞİİR, Laedri]
Halvetiyem Hu, hem Kadiriyem Hu,
Celvetiyem Hu, hem Şabaniyem Hu
[2. BENT]
Mevlevi çarkında başım döner
Sanma ki bu ışık bir gün söner
Bektaşi nefesi candan öte
Erenler sofrası gökten iner
Lokmayı pay ettim, Huu diyerek...
Vuslata erdim ben, Huu diyerek...
Şabani bağında bülbül öter
Bu hasret ateşi kordan beter
Ne rütbe isterim ne de bir paye
Şu hiçlik hırkası bana yeter
Melâmî hırkası, yoktur tende
Ararsan bulaman beni bende
Cümle yol birleşir tek bir handa
Sırrımız çözülür ulu divanda
[ŞİİR, Laedri]
Mevleviyem Hu, hem Bektaşiyem Hu,
Melamiyem Hu, hem Şabaniyem Hu.
GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ
[ŞİİR, Yunus Emre]
Ben yürürüm yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne âkilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi
Ya elim al kaldır beni
Ya vaslına erdir beni
Çok ağlattın güldür beni
Gel gör beni aşk neyledi
[BENT]
Ben bir mamur şehir idim
Tahtım kurmuş, zahir idim
Kibir akan nehir idim
Gönlü viran eyledi aşk
Soydu beni libasımdan
Geçtim dünya hevesinden
Çıktım benlik kafesinden
Sırrı ayan eyledi aşk
Ağu kattı aşıma
Zehir sürdü döşüme
Bakıp kanlı yaşıma
Seyri seyran eyledi aşk
Yıktı gönül bendimi
Unuttum ben kendimi
Gözlerimin yaşını
Nuh’a tufan eyledi aşk
Neyleyim ben sarayı?
Bahtım giydi karayı
Can denen bu kaleyi
Yerle yeksan eyledi aşk
Çıktım göğün katına
Erdim lezzet tadına
O’nun güzel adına
Beni hayran eyledi aşk
Gördüm dünya boş imiş
Hayal imiş, düş imiş
Koyduğum bir baş imiş
Yola revan eyledi aşk
Deme Özgür’üm deme
Sitem etme âleme
Sırrım verme âdeme
Sözü yalan eyledi aşk
[ŞİİR, Yunus Emre]
Ben yürürüm ilden ile
Şeyh anarım dilden dile
Gurbette hâlim kim bile
Gel gör beni aşk neyledi
Mecnun oluban yürürüm
Ol yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum
Gel gör beni aşk neyledi
ATTIĞIMDA O OKU
[ŞİİR, Süleyman Çobanoğlu]
Benden daha ne olur, yürür yalan söylerim
bir şey acır içimde, bu göğsüme ne kattın
sende noksan bulmadım, şu yerle gök yanarken
attığımda o oku, ben atmadım sen attın
Rab bu nasıl denizdir, yüzme bilen kuşu yok
içimde acır bir şey, bu göğsüme ne kattın
anlar gibi olmuştum, yetmiş üçte bir cuma
attığımda o oku, ben atmadım sen attın
Geçer gider hacegân, ve ahûlar ve zaman
acır bir şey içimde, bu göğsüme ne kattın
bilmem, değmişse bile ağa yahut karaya
attığımda o oku, ben atmadım sen attın.
[BENT]
Gez takıldı bak çileye
Vurdu neşter şu yaraya
Sokma beni hiç araya
Ben atmadım, Sen attın
Vakit sustu o eşikte
Sallanırım boş beşikte
Karanlıkta, bir ışıkta
Ben kalmadım, Sen attın
Lisan dönmez, harf yanar
Gönül dilsiz, dert kanar
Sükût içre koca pınar
Sözü benden Sen attın
Parmak bende emanet
Kiriş koptu nihayet
El durdu, bozuldu şest
Onu benden Sen attın
Hedef benim, nişan Sensin
Damardaki o kan Sensin
Ben değilim, atan Sensin
Beni benden Sen attın
Ne yay vardır ne parmak
Hem menzilsin hem de ok
Hüner değil çekip vurmak
Yay da Sensin, Sen attın
Ok vurdu mu vuranı hey
Kim kurdu bu devranı hey
Yıktın koca bir hanı hey
Yaydan beni Sen attın
ARZUMUZUN ÇAĞI
[ŞİİR, Rimbaud]
Dönmeli, geri gelmeli,
O arzumuzun çağı.
Dönmeli, geri gelmeli,
O arzumuzun çağı.
[BENT]
Gelsin artık o zaman
Arzumuzdur çağıran
Gelsin artık o zaman
Arzumuzdur çağıran
Gelsin artık o zaman
Arzumuzdur çağıran
Gelsin artık o zaman
Sabır taşı çatladı
Ömrüm ikiye katladı
Bir susuzluk, bir ağrı
Kararttı şu diyarı
Çayırda bin sinek var
Hilekâr ve sahtekâr
Üşüşürler yarama
Ah’la başlar ahval
Emdiler damardan kan
Sustu koca asuman
Güneş doğar batıdan
Karanlığa bak çatıdan
Karamuklar içinde
Hepsi bir hiç peşinde
Gözlerin feri yitmiş
Sözlerin yeri yitmiş
Çektim elim ayağım
Unuttum ben her şeyi
Geçtim dünya gamından
Korkuyu, endişeyi
Gençliğim kuştu, gitti
Hevesler uçtu gitti
Akıp gitsin bu şuur
Belki yerini bulur
Bırakın otlar sarsın
Ruhum göğe ağarsın
Dayandım, çok bekledim
Dert üstüne ekledim
Kalbim pimi çekik durur
Zaman bana çekiç vurur
Bu kan beni nasıl korur
Zehir gelir içim burur
Ne gün doğar ne gece
Ne sevda ne de çiçek
O taze haber gelecek
Arzumuz geri gelecek
Şimdi bilirim neyim ben
Neye giderim ne yönden
Kimin eriyim kimim ben
Başka da bir şey bilmezem
[ŞİİR, Rimbaud]
Dönmeli, geri gelmeli,
O arzumuzun çağı.
[BENT]
En yüksek kule yansın
Meydanlar uyansın
Dönmeli geri devir
Kussun içini kabir
Bir motor ki kükreye
Hiç durmaya, ürkmeye!
Arzumuzun kanadı
Uçsun mavi ülkeye
En yüksek kule yansın
Meydanlar uyansın
Dönmeli geri devir
Kussun içini kabir
Bir motor ki kükreye
Hiç durmaya, ürkmeye!
Arzumuzun kanadı
Uçsun mavi ülkeye
[ŞİİR, Rimbaud]
Dönmeli, geri gelmeli,
O arzumuzun çağı.
İBRAHİM
[ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi]
ibrâhîm
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhîm
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim
[BENT]
Ey İbrahim, al baltayı
Devir artık şu putları
Yık içimdeki sarayı
Dağıt bütün bulutları
Lakin balta iner taşa
Yenisini koyan kimdir?
Bu beyhude, bu boş işe
Beni böyle koyan kimdir?
Güneş girdi buz evime
Duvarlarım erir gider
Kim oturdu can evime?
Beni bana esir eder
Buhtunnasır Babil’dedir
Asma bahçe kurdu taştan
Benim putum gönüldedir
Yaratırım onu baştan
Zamansız bir bahçe derdim
Güller bende, diken bende
Ben ömrümü kime verdim?
İbrahim yok bu bedende
Dost İbrahim, vur baltayı
Ama kırma şu gönlümü
Put mu sandın o goncayı?
Bana reva görme bu zulümü
[ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi]
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim
FİRARİ
[ŞİİR, Faruk Nafiz Çamlıbel]
Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin,
Sana kâfir dediler, diş biledim Hak'ka bile.
Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin,
Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile...
Sana çirkin demedim ben, sana kâfir demedim,
Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin,
Yaşadın beş sene kalbimde misafir demedim.
Bu firar aklına nerden, ne zaman esti senin?
Zülfünün yay gibi çelik tellerine
Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek...
[BENT]
Seni bir mabed sandım, secde ettim taşına ben
Kör oldum ışığında, bakamadım yaşına ben
Zehir sundun elinden, şerbet dedim aşına ben
Şimdi o devran döndü, dar geldim başına ben
"Günah" dediler sustum, sevabıma yazdım seni
Cehennemden kopardım, cennetime dizdim seni
Kaderin levhasından tırnağımla kazdım seni
Kendi nefsimden geçip, ruhum diye gezdim seni
Sanma ki kurtulursun bu zindanın duvarından
Kan damlar o giydiğin hürriyet esvaplarından
Vazgeçtim ben çoktan o ebedî baharından
Bir cellat yaratırsın o en sadık yârinden
Hangi dağa tırmansan duman olur çökerim ben
Hangi bağa girsen sen, diken olur biterim ben
Sen nefes al yeter ki, ciğerlerine yeterim ben
Ateş olsan yakmazsın, kül olur yine tüterim ben
Kutsal olan ne varsa çiğnedim ben senin için
Şeytanla kadeh tutup ağladım ben senin için
Şimdi bu son kurşunu sakladım ben senin için
Tanrılığı sen seçtin... Kulun oldum onun için!
AÇLIK
[ŞİİR, Rimbaud]
İştahımız var diyelim
Hep taş toprak mı yiyelim.
Soframda her zaman hava,
Demir, kömür ve de kaya!
Dönün açlıklarım, kemirin
Seslerin çimenini,
Kahkaha çiçeklerinin
Emin şen şakrak zehrini.
Yiyin, kırık çakıl bunlar,
Bunlar kilise taşları,
Eski tufanların çakılı şunlar,
Gri vadilere saçılmış somunlar.
***
Yemiş tavukları, yapraklar altında
Tükürüyor güzelim telekleri,
Tükürüyor ve haykırıyordu kurt:
Ben de perişanım tıpkı kurt gibi.
Yeşillikler, meyveler
Devşirilip toplanmayı bekliyor;
Ama çitler üstündeki örümcek
Yalnızca mor menekşeleri yiyor.
Süleyman'ın sunaklarında ben de
Uzanıp uyusam! kaynasam n'olur!
Koşuyor damlalar pasın üstünde
Cédron'a karışıyor.
Ve sonra, ey mutluluk, ey us,
gökyüzünden laciverdi ayırdım,
çünkü lacivert karaya girer
ve yaşadım katkısız ışığın altın kıvılcımını.
Seve seve, soytarı
ve olabildiğince şaşkın bir kalıba giriyordum.
***
Bulundu yeni baştan!
Ne? Sonsuz olan
Denizdir karışan
Güneşe.
Gönlüne kulak ver
Sonsuz ruhum sen
Yalnız geceye ve
Ateşli güne rağmen.
Seçim meçimmiş,
Dayanışma falan!..
Boş ver bunları
Haydi havalan...
Yok orda umut
Kurtuluş bir tek;
Bekle bilimi,
Ceza gelecek.
Yarını unutunuz
Atlastan korlar.
Görev olmalı
Bütün arzunuz.
Bulundu yeni baştan!
Ne? - Sonsuz olan.
Denizdir karışan
Güneşe.
[BENT]
Güneş bir tepsi
Erimiş bakır
Delirdi hepsi
Gözlerim çakır
Taşları sökün
Manastır yansın
Üstüme dökün
Ruhum yıkansın
Tükürdüm kine
Döndüm ilk dine
O siyah kurdu
Aldım içime
Bulundu o sır
Koptu fırtına
Binlerce asır
Bindi sırtıma
Emzirdim akrebi
Kuruttum şarabı
Tükürdüm güneşi
Söndürdüm ateşi
Bulundu! Bulundu!
Zaman bir oyundu
Onundu bunundu
Bu akıl kimindi
Beynim bir kovan
Vızıldar her an
Eriyor sular
Koptu bu yular
Dişimde kumlar
Zehir tohumlar
Karışsın sulara
Ruhumdaki yara
Çiçek istemem
Böcek istemem
Bana köz gerek
Yanık söz gerek
Kırıldı büstüm
Silindi ismim
Gök kubbe çöksün
İçini döksün
Et bana haram
Kemiği atın
Kanıyor yaram
Tuzuna banın
Kanat yok, uçtum
Boşluğa düştüm
Artık sonsuzum
Gayri tuz buzum
Yensin taş, yensin kil
Tutulsun artık şu garip dil
CESETLER DESTANI
[ŞİİR, Özgür Bağlıyalnız]
Ölenler vardı yaralananlar
Yaşamak ne anlamaz.
Dinlenmek için uyurduk,
Rüyalarda da savaş.
Bileziğimiz yüzüğümüz
Yetmeyecek yetmedi,
Ekmeğimizi bozdurduk
Daha bitmedi.
Çocuklarımız doğdu fakat
Ölmedik biz başındayız.
Bilmiyoruz saymadık
Belki bin yaşındayız.
Savaşan kendimiz
Rakibimiz kendimiz
Silahımız kendimiz
Yenen yenilen kendimiz
[BENT]
Hep ufukta bekledik
Zalim bir düşman gelsin
Tetiklere sarıldık
O hain bağrı delsin
Günleri taş eyledik
Sırtımızda taşıdık
Biz doğmadan eskimiş
Kaç asrı biz yaşadık
Sermaye bitti çoktan
Umudu mermi yaptık
Yarattık derdi yoktan
Biz bu hicrana battık
Ayna kırık, yüzüm kan
Hem avım hem de avcı
Namlu bana çevrili
Hem tetiğim hem mermi
Ordular kurdum sükût
Hem vurulan hem vuran
Kendi boynumda kement
Bu dar ağacını kuran
Oku fırlatan biziz
Gönlü kanatan biziz
Karanlık siperlerde
Kendini vuran biziz
Sancağı diken de ben
Surları deviren ben
Muzaffer bir ağıtla
Küllere dönen de ben
Tetik benim elimde
Hedef benim göğsümdür
Şu kazandığım zafer
En zavallı hüznümdür
Ne bir zafer tacı var
Ne derdin ilacı var
Kendini fethetmenin
Geçilmez sancısı var
Kılıç kesti kınını
Döktü kendi kanını
Hangi düşman bu kadar
Yakar insan canını
SABAHTAN UĞRADIM BEN BİR FİDANA
[ŞİİR, Erzurumlu Emrah]
Sabahtan uğradım ben bir fidana
Dedim mahmur musun dedi ki yok yok
Ak elleri boğum boğum kınalı
Dedim bayram mıdır dedi ki yok yok
Dedim inci nedir dedi dişimdir
Dedim kalem nedir dedi kaşımdır
Dedim on beş nedir dedi yaşımdır
Dedim daha var mı dedi ki yok yok
Dedim ölüm vardır dedi aynımda
Dedim zulüm vardır dedi boynumda
Dedim ak memeler dedi koynumda
Dedim ver ağzıma söyledi yok yok
Dedim Erzurum nedir dedi ilimdir
Dedim gider misin dedi yolumdur
Dedim Emrah nendir dedi kulumdur
Dedim satar mısın söyledi yok yok
[BENT]
Dedim gönül nedir dedi ki yaramdır
Dedim dünya nedir dedi ki nârımdır
Dedim sevda nedir dedi ki yârimdir
Dedim derman var mı dedi ki yok yok
Dedim yıldız nedir dedi ki gözümdür
Dedim güneş nedir dedi ki közümdür
Dedim gerçek nedir dedi ki sözümdür
Dedim yalan var mı dedi ki yok yok
Dedim duman nedir dedi ki başımdır
Dedim boran nedir dedi ki kışımdır
Dedim ecel nedir dedi ki eşimdir
Dedim dönmek var mı dedi ki yok yok
Dedim toprak nedir dedi ki adındır
Dedim gurbet nedir dedi ki yönündür
Dedim bu aşk nedir dedi ki sonundur
Dedim mühlet var mı dedi ki yok yok
Dedim veren kimdir dedi ki veren O
Dedim gören kimdir dedi ki gören O
Dedim diyen kimdir dedi ki diyen O
Dedim eşi var mı dedi ki yok yok
Dedim yarın nedir dedi ki hayaldir
Dedim dünüm nedir dedi ki zevaldir
Dedim vuslat vakti dedi ki bu hâldir
Dedim engel var mı dedi ki yok yok
GÜZELİM BUGÜN
[ŞİİR, Stéphane Mallarmé]
El değmemiş, dipdiri, güzelim bugün,
Sarhoş bir kanatla yırtar mı bizim bu
Kar altında unutulmuş katı gölün
Donakalmış uçuşlar dolu buzunu?
El değmemiş, dipdiri, güzelim bugün,
Sarhoş bir kanatla yırtar mı bizim bu
Kar altında unutulmuş katı gölün
Donakalmış uçuşlar dolu buzunu?
[BENT]
El değmemiş, dipdiri, güzelim bugün
Güneş secde eder, Ay selam durur
Kurulsun meclisler, başlasın düğün
Nazarım değdiği her yer kavrulur
Kıskanır yıldızlar, söner ferleri
Biz yürüdük, mevsim bahara döndü
Utanır dünyanın şaheserleri
Tarihin kandili bizle göründü
Kimiz biz? Tanrı’nın "Ol!" dediği
Kudret kaleminin son çizgisiyiz
Yusuf’un kuyuda hayal ettiği
O eşsiz rüyanın ta kendisiyiz
Bir afet-i devran, mülk-i şahane
Görenin aklını başından alır
Güzellik bizdedir, sözler bahane
Efsane dediğin bizden çoğalır
Kâinat gözünü dikmiş de bakar
Zamanı durduran iksir bizdedir
Bir bakışımız ki, dünyayı yakar!
Cennetin tapusu, o da bizdedir
Kokumuz Muhammed, özümüz haktır
O’nun aynasıdır parlayan yüzler
Alnımız açıktır, bahtımız paktır
Lal olur bizi tarif eden sözler
Suya aksimiz düştü, pınar arındı
Çağlayanlar bizle coştu, köpürdü
Ceylanlar seke seke durdu, bakındı
Zerafet dersini bizden götürdü
Rüzgâr saçımızı okşasa, eser
Yoksa yaprak bile kımıldamaz hiç
Ormanın o yeşil, zümrüt sabahı
Uyanmak için her teheccüc
Kelebekler bizden öğrendi süsü
Arılar balını bizden devşirir
Dağıttık üstünden o gri pusu
Tabiat takvimi bizle değişir
Afrodit utandı, köpüğe döndü
Bizdeki cemâli görünce söndü
Eros'un okları tersine döndü
Aşkı kalbinden vurduk da geldik
Narkissos eğilip suya bakarken
Bizi gördü, unuttu kendi aksini
Apollon bıraktı o altın liri
Sanatın sırrını, çaldık da geldik
Prometheus ateşi bizden çaldı
Tanrılar o yüzden hayran kaldı
Görenler, cennetten rüya sandı
Hades'in buzunu kırdık da geldik
İskender cihana hâkim olsa da
Bizim önümüzde diz çöktü, şaştı
Kılıçlar kınında pas tuttu kaldı
Ordular haddini bizle aştı
Kanuni, "Muhibbi" mahlası ile
En yanık şiiri bize yazmıştır
Hürrem Sultan bile, o hırsı ile
Bizdeki edaya hayran kalmıştır
Şah Cihan, Tac Mahal taş yığınıdır
Bizim kalemizden harcı aldı
Babil’in o meşhur Asma Bahçesi
Gülünü, dalını bizden çaldı
Ne surlar dayandı, ne kale, burçlar
Fatih’in topları bizle gürledi
Çağ açıp, çağ kapar bu şen bakışlar
Mühürler fermanı bizle mühürledi
El değmemiş, dipdiri, güzelim bugün
Kevser ırmağında yıkandık geldik
Bize hayran kaldı Huri ve Gılman
Cennet kapısını açtık da geldik
Süleyman mührünü bize bıraktı
Belkıs'ın tahtına çıktık da geldik
Hüdhüd kuşu bile bizden haberli
Kaf Dağı'nı aşıp, uçtuk da geldik
Ateşler yakmadı, olduk gülizar
İbrahim bağında açtık da geldik
İsmail teslimiyet hırkasın giymiş
Gökten inen koç olduk da geldik
Eyyüb'ün yarası bizle onuldu
O şifalı suyu içtik de geldik
Yunus'u deryada yutan o balık
Bizi gördü, yol verdi, geçtik de geldik
Asa-yı Musa'dır bizim duruşumuz
Kızıldeniz'leri yardık da geldik
Firavun korkudan titrerken o an
Tur Dağı'nda sırra erdik de geldik
Güzellik bir "Gizli Hazine" idi
Rabbin "Ol!" emriyle göründük bugün
Âlemlerin nuru, Resul aşkına
Kâinata rahmet, büründük bugün
[ŞİİR, Stéphane Mallarmé]
El değmemiş, dipdiri, güzelim bugün,
Sarhoş bir kanatla yırtar mı bizim bu
Kar altında unutulmuş katı gölün
Donakalmış uçuşlar dolu buzunu?
El değmemiş, dipdiri, güzelim bugün,
Sarhoş bir kanatla yırtar mı bizim bu
Kar altında unutulmuş katı gölün
Donakalmış uçuşlar dolu buzunu?
ORUÇ AYI GİTDİ YİNE
[ŞİİR, Şeyh Üftâde]
Ey dostlarım ağlaşalım
Oruç ayı gitdi yine
Hasret edip inleşelim
Oruç ayı gitdi yine
Bir nûr idi Hakk’dan gelip
Göklere nûru dolup
Sâdıkların elin alıp
Oruç ayı gitdi yine
[BENT]
Cebrail’in izi vardı
Gökten inen gizi vardı
Müjdesiyle bizi sardı
Oruç ayı gitti yine
Can evime mihman idi
Dertlilere derman idi
Hakk’tan gelen ferman idi
Oruç ayı gitti yine
Teravihler lezzet idi
Müminlere izzet idi
Şeytanlara zillet idi
Oruç ayı gitti yine
Kandilleri sönük şimdi
Boynumuz bak bükük şimdi
Ruhum sana dönük şimdi
Oruç ayı gitti yine
Sahurların nuru söndü
Dünya eski çarka döndü
Gönül kuşu yere kondu
Oruç ayı gitti yine
Kesti o kem dillerini
Bağladı tüm ellerini
Kırdı küfrün bellerini
Oruç ayı gitti yine
Ekmeği biz ittik elden
Geçtik tatlı, hem de baldan
Korkumuz yok kıtlık, hâlden
Oruç ayı gitti yine
"Rezzak O'dur" dedik durduk
Sofraları Hakk'a kurduk
Dünya malın’ yere çaldık
Oruç ayı gitti yine
Buğday değil, doyuran O
Can evini duyuran O
Emri böyle buyuran O
Oruç ayı gitti yine
Şehvet putu yandı o gün
Nefis bize kandı o gün
Tüm hevesler dondu o gün
Oruç ayı gitti yine
Nesil O'ndan, hayat O'ndan
Can veririz şirin candan
Geçtik tenle imtihandan
Oruç ayı gitti yine
Bir ordu ki yemez içmez
Dünya malı kefen biçmez
Bu imandan asla geçmez
Oruç ayı gitti yine
Kesti küffar ellerini
Yırttı bütün tüllerini
Savurmuştu küllerini
Oruç ayı gitti yine
Ey Müslüman, tut safını
Bozma sakın insafını
Bekle Hakk'ın o affını
Oruç ayı gitti yine
Elveda ey şehr-i rahmet
Bize kaldı bunca zahmet
Şefaat yâ Muhammed
Oruç ayı gitti yine
Özgür’üm bak yaktı hasret
Gelir mi hiç böyle fırsat
Bize düştü yine gurbet
Oruç ayı gitti yine
[ŞİİR, Şeyh Üftâde]
Zâlimlerin yollarını
Kesmiş idi ellerini
Yıkmış idi illerini
Oruç ayı gitdi yine
Oruç ayı gitdi yine