CÖNK I MEYDÂN
Albüm Adı: CÖNK I MEYDÂN
Neşir Tarihi: 10.03.2026
Vokal: Özgür BAĞLIYALNIZ & Mine’l
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Şiirler: Fazıl Hüsnü Dağlarca, Tevfik Fikret, Edib Harâbî, İsmet Özel, Orhan Veli, Ah Muhsin Ünlü, Shakespeare, Hasan Aktaş, Karac’oğlan
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Âdem İZ
ŞARKI LİSTESİ:
1. Girizgâh
2. Yiyin Efendiler
3. Muhibbana Bak
4. Kara Şemsiyeliler
5. Boğazında Hakik Var
6. Bedava
7. Bozarık Bozarık Dağların Otu
8. Cenk Sanatımız, Su Meşhedimiz
9. Obama
10. Vazgeçtim Bu Dünyadan
11. Diktatörleri Seviyorum Kayıtsız Şartsız
12. Hazır Ol Vaktine Nemse Kralı
GİRİZGÂH
[BENT]
Duvarlar çürük çarık
Çatı desen akıyor
Hane sahibi garip
El, eline bakıyor
Koltuk sıcak, deri berk
Dilde yalan, elde erk
Halkı uyutan masal
Döner durur aynı çark
Aydın desen, kökü yok
Dili var, lisanı yok
Fildişi kulelerde
Bilgi çoktur, irfan yok
Şair desen, laf eyler
Ruhu yok, sarraf eyler
Sözü boncuk, ipi çürük
Yalanı mushaf eyler
Rapçi desen, ses kısık
Sözü paraya âşık
Şöhret denen o putun
Kölesi olmuş, yazık
Ahali, kulağı pas
Tutuyor hiçliğe yas
Zehrini bal bellemiş
Bir garip ulan herkes
Dostum desen, postu yer
Sırta eyer kor, biner
Düşman desen, mert değil
Kimin cebi, hangi el?
Lisanım bana küsmüş
Sözüm yolunu şaşmış
Biri mahluk, biri cin
Ne mezhep belli ne din
Yırtıldı bak perdeniz
Sarsıldı her zerreniz
Bu CÖNK size aynadır
Görünsün o çehreniz!
ASR'a baktık, görmedin
NEFS'e dedik, ermedin
Adın Arar o Çocuk
Sen susacan belli ki
Kim varsa, derdi olan
Kim varsa, kalbi talan
Gelsin bu cönk başına
Ateştir bizi saran
[ŞİİR, Fazıl Hüsnü Dağlarca]
Bir ulu ev Türkiyem
Gönderinde albayrak
Kırkbin köy kırkbin acı,
Kör olurum bakarak.
Biri sırtlan, biri kurt, biri kaplan, biri fil
Orda biri Türkleri yönetirken Türk değil.
YİYİN EFENDİLER
[1. BENT]
Buyurun beyler, ağalar
Yiyin tıksırana kadar
Hem kalırsa tabakta
Sonra arkanızdan ağlar
Bakın bu hanlar sizin
Bu kanlı akşam sizin
Tıksırın da patlayın
Saltanat, saray sizin
Ağzınızdan yağ akıyor
Ses geliyor şapır şupur
Önlerinize serilmiş bak
Mülk-ü devlet gıcır gıcır
[ŞİİR, Tevfik Fikret]Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...
Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı iştihâ sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
[2. BENT]
Nimet size müftehir
Bal yerine bu zehir
Hakkıdır gazanızın
Yansın arkada şehir
Haramı bal eyleyip
Helali el belleyip
Sırtımıza binenler
Gezerler el sallayıp
Efendiler, buyurun
Karnınızı doyurun
Millet can çekişirken
Siz de hüküm buyurun
Kavi mide, sıcak aş
Gözünüzde yok bir yaş
Atıştırın beyler hey
Sönmeden şu son ateş
Helal haram seçmeyin
Soğuk sular içmeyin
Ekin sanıp milleti
Orak vurup biçmeyin
Sadabad’da lale var
Şimdi sarayda ne var?
O gün helva çekenler
Bugün ejder meyve yer
Dün onlar yedi bitti
Bugün sıra sizdedir
Boşalmış devlet küpü
Hakkınızdır, helaldir
Damat Ferit mühürlü
İngiliz’le sihirli
Bugün yerli görünüp
Toprak satar o yerli
Fetva verir efendi
Padişaha kul olur
İşine öyle gelende
Faiz de helal olur
Ot bitmesin burada
Çöl kalsın o gelene
Senden sonra tufandır
Elbet haktır bu sana
Hazmı zordur gururun
Dibi tozlu bu nurun
İntikamı bekliyor
Başında o çukurun
Bal tutan yalar dendi
Meşru oldu haramlar
Millet de ortak sanki
Bu düzen böyle gider
Yiyin efendiler hey!
Bu et ne de tatlıdır
Bilmezsiniz o yenen
Kendi evlâdınızdır
Garson dikildi başa
Hesap kondu masaya
Para geçmez burada
Can koyun şu tabağa
[ŞİİR, Tevfik Fikret]
Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı can-fezâ sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Verir zavallı memleket, verir ne varsa: mâlini
Vücûdunu, hayâtını, ümidini, hayâlini
Bütün ferâğ-ı hâlini, olanca şevk-ı bâlini.
Hemen yutun düşünmeyin harâmını, helâlini...
Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı iştihâ sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-nevâ sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
MUHİBBANA BAK
[ŞİİR, Edib Harâbî]
Ya hü burda olan muhibbana bak
Öyle sarga burga kardeş değildir
Edebinle otur yahut burdan kalk
Herkes senin gibi kalleş değildir
Hakk yüzüdür burda gördüğün yüzler
Ve lakin göremez kör olan gözler
Bezm-i erenlerde söylenen sözler
Hakk’ın esrarıdır haşhaş değildir
[BENT]
Sözümüz haşhaş değil
Oyun ve oynaş değil
KvL bir aynadır
Dolu olana boş değil
Burda kalleş barınmaz
Kalleş olan arınmaz
KvL bir esrardır
Görmeyene görünmez
Bakma öyle boş adam
Eksiktir sende kadem
KvL bir fermandır
Defol git burdan hemen
Adımız yoktur bizim
Aklınız ermez sizin
KvL bir ummandır
Sırra gömüldü yüzüm
Sözün haşhaş, meyin pis
Ruhun paslı, kalbin is
KvL derya deniz
Yaptığın sadece fıs
Hakk yüzüdür bu asar
Kör olan her an kusar
KvL bir sırdır ki
Cahil görünce susar
Kalleş olan ikrarı
Bilemez o esrarı
KvL bir gurbettir
Söndürür o efkârı
Edebinle gel otur
Kalbindeki pası sil
KvL, er meydanı
Nâdan isen geri dur
Kabuğu soy da yürü
Gafleti koy da yürü
KvL bir özdür ki
Yokluğa doy da yürü
Zamanı çağdaş değil
Mekânı yandaş değil
KvL bir yoldur ki
Kalleşe yoldaş değil
Gözlerin görmez zeval
Yediği içtiği helal
KvL bir kıyamdır
Sanma ki kuru hayal
Sattığın meta çürük
Attığın ilmek sökük
KvL bir yüktür ki
Kalırsın boynu bükük
Surete bakıp kanma
Ateşsiz yere yanma
KvL bir manadır
Cismi var filân sanma
Yolumuz ayrı değil
Sözümüz gayrı değil
Ersin, Özgür ve Mine'l
Üçü bir, ayrı değil
Levh-i Mahfuz’dan beri
Dönmeyiz biz hiç geri
KvL bir yemindir
Titretir göğü yeri
KvL bir hiçliktir
Özü ise tekliktir
Ham akılla gelme hiç
Yoksa sonu deliliktir
[ŞİİR, Edib Harâbî]
Söylenen sözlerin cümlesi hoştur
Dolulara dolu boşlara boştur
Harâbî kemteri sanma sarhoştur
Yer içer zevk eder ayyaş değildir
[KAPANIŞ]
KvL bir hiçliktir
Özü ise tekliktir
Ham akılla gelme hiç
Yoksa sonu deliliktir
KvL bir hiçliktir
Özü ise tekliktir
Ham akılla gelme hiç
Yoksa sonu deliliktir
KARA ŞEMSİYELİLER
[ŞİİR, İsmet Özel]
Biz şehir ahalisi, kara şemsiyeliler!
Kapçıklar! Evraklılar! Örtü severler!
Çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir
Bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler
[BENT]
Biz plaza dervişleri, turnikeden sessiz geçenler!
Onaylılar! İzinliler! Prosedür severler!
Dosyalardan barikat kurmak mahareti bizde
Bizimdir o ölümden bahsedilmeyen yerler
Emniyetten, kurallardan yanayızdır hepimiz elbet
Hafta sonu çapkıncadır, ağlatır düşük performanslar
Mavi ışık neredeyse orada bulursunuz bizi
Ya borçlu ve uykusuz veya ruhsuz sekreter
Sigortayla emekliliği birleştiren bordro bilgisi
Kısır gelecek, kiralık ev, o hantal kariyer
Beton saksılarda bahar saklamak şanı bizdedir
Bizimdir o pürüzsüz, kanı çekilmiş gri yerler
Kalırız orda şifreler, taksitler ve kargolarla
Yaşamak deriz —Namaste— ne kadar da spiritüel
Bizimdir o kanın bile paspaslandığı yerler
Bildirimler bizi bulur, o sapık işaretler
Klimalı sabahların uyuşuk, tertemiz öfkesinde
Her şeye ulaşan ama hiçbirine dokunmayan ellerimizle
Asbest kokulu rüyaları parfümlere boğanlarız
Kalbi sadece maaş günlerinde hızlananlarız
Biz, kendi mezarını mobilyalarla döşeyen
Biz, eli kaşıklılar; biz, muhallebiciler
Döneriz klimalı baharlardan, pilsiz sevinçlerden
Bizimdir nabzın bile duyulmadığı yerler
BOĞAZINDA HAKİK VAR
[ŞİİR, Laedri]
Boğazında hakik var da
Ne çok kalbi yıkık var
Şimdiye kavuşurduk da
Arada münâfık var
Pınarın başı sarı da
Üstünün taşı sarı
Mevlam alnıma yazmış da
Gözü gök kaşı sarı
Havaların buludu da
Heybelerin kilidi
Benim sevdiğim oğlan da
Bir ocağın ümüdü
Entarimi ben biçtim de
Kollarını dar biçtim
Ne talihsiz başım var da
Öksüz oğlana düştüm
[BENT]
Başı başak sarısı
Gözü göğün yarısı
Yedi iklim ulusu
Benim sevdiğim o yâr
Göğsünde kadim mühür
Nefesi dağdan da hür
Bir bakışı eder kül
Sinesi ulu çınar
Ocağın tek ümüdü
Kırılmaz hiç kilidi
Asırların yiğidi
Gönlümde taht kurar
Sızdı araya yılan
Sözleri süslü yalan
Hakikati sır kılan
Kuyuyu bozan ağyar
Işık satar körlere
Zehir atar göllere
Kilit vurur dillere
Önüme çeker duvar
Sureti haktan bakar
Suyu tersine akar
Gülü dikene takar
Her gün bir kuyu kazar
Yılan dilli o eller
Araya girdi yeller
Münafık söz taşıdı
Lal oldu tatlı diller
Yolların tozu duman
Vermediler hiç aman
Şu münafık ölmez ise
Kavuşmak ahir zaman
Göğsümdeki sırçayı
Kırdı devranın huyu
Biz menzile varırken
Bulandırdılar suyu
Kesti nâdan, ipimi
Yıktı gönül bendimi
Kimsesiz bir yangına
Ateş ettim kendimi
Yârin aklını çeldi
Üstüne kara geydi
Türkümü isyan bildi
Gerçeğe kıldı inkâr
Bizi el kıldı yâre
Düşürdü ahu zare
Bulunmaz buna çare
Aramıza yağdı kar
Öksüzüm öz yurdumda
Ateş yanar ardımda
Kimse yok bu derdimde
İçimi kemiren har
Uzaktan baksam sana
Kan damlıyor bu cana
Düşmüşüm kör zindana
Hasretim dağlar kadar
Gün gelir devran döner
O sahte ışık söner
Münafık dibe iner
Bizi elbet yâr anar
Özgür’üm hâlim nece
Soramam bilmem kaça
Yâr kurban demir haça
Öz yurdumda ben ağyar
Ey benim gözleri gök rengi yârim
Sensiz zindan oldu bak şu koca diyarım
Mahşere dek sürse de bu benim efkârım
Kapında dilsiz naçar, içimde kanar çınar
BEDAVA
[ŞİİR, Orhan Veli]
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.
[ŞİİR]
Bedava koş gel
Bedava her şey
Bedava sen ben
Bedava aynen
Bedava bedevi
Bedava ya da değil
Ne sandın agacım
Mezarlıklar evim
Kaldırım yatak
Yorganım toprak
Rüya gör bedava
Uyan, bak, korkma
Hava gazı bedava
Cıva gazı bedava
Ciğerler iflas
Öksür bedava
Aklını peynirle
Yemek de bedava
Kefen parayla ama
Ölmek bedava
Gurbet içimizde
Kaybolmak bedava
Düşmek serbest
Çakılmak bedava
Ağlamak serbest
Gülmek lüks ama
Depresyon hırka
Giy dolaş bedava
Stres, anksiyete
Düşme hiç diyete
Yediğin o kafayı da
Kus gitsin bedava
BOZARIK BOZARIK DAĞLARIN OTU
[ŞİİR, Laedri]
Bozarık bozarık dağların otu
Yârim sen gidersen giderim zati
Yanılır şaşar da bir iş dutarsa
Desinler gelinin gaderi kötü
[ŞİİR, Laedri]
Bozarık bozarık dağların otu
Yârim sen gidersen giderim zati
Yanılır şaşar da bir iş dutarsa
Desinler gelinin gaderi kötü
İstanbul paşası Hadımköy’lüğü
Nazlı yâr da kiralamış yaylıyı
Kendi karayanız orta boyluyu
Şöyle bir yiğitte nazarım kaldı
Bir kuş saldım İstanbul’a öttü mü
İzinliler sılasına getti mi
Selam söylen İsmet’inen Fevzi’ye
Latif askerinin günü yetti mi
Ayağına giymiş bir kara dizge
Allah’ı seversen gurbette gezme
Mektup yazarısan Latince yazma
Latince yazıyı okuyan olmaz
[BENT]
Dizge vursun dizine
Hasret kalsın izine
Gurbet elde lisanım
Küsmüş özün yüzüne
Yazma bana Latince
İçimde eski sancı
Kendi dilinde garip
Ruhumuz bir dilenci
İsmet gider, dert kalır
Fevzi susar, sert kalır
Lisanı gurbet olan
Kendi yurdunda gâvur
Gâvur değil, ama el
Eski bağa vurdu sel
Frenk, Moğol, sen de gel
Kurusun bu taze dal
Bilmem ben ora bura
El açmam hiç gâvura
Kendi yurdunda hem de
Bir garip diaspora
Mektup sığmaz zarfına
Kurban olam harfine
Hasret çökmüş bir kere
Düğüm olmuş zülfüne
Yırtıldı sözün zarı
Düştü benzine sarı
Kalmıştır bir yiğitte
Elif’imin nazarı
Bu cönk bizim sırrımız
Dinmeyen bu kahrımız
Lisanı gurbet olan
Bir garipçe ülkeyiz
CENK SANATIMIZ, SU MEŞHEDİMİZ
[MARŞ, Laedri]
Cenk sanatımız, su meşhedimiz.
İhyayı vatan hep maksadımız.
Korkumuz yoktur, pirimiz Nuh’tur.
Ölüm ne demek maksat fütuhtur.
Haydin gidelim, derya gezelim.
Vatana millete hizmet edelim.
Asker tabura, alesta vira.
Bosalar fora, Apiko dora.
Hava mizanı, gemici canı,
Evvelce söyler şiddet vezanı.
Deniz cambazı, asker mümtazı
İlk üstadımız Barbaros Gazi
[BENT]
Cenk sanatımız, nurumuz
Sonsuzluktur hududumuz
Suyu meşhed bilen erler
Ölümüne "düğün" derler
Barbaros’un aslanları
Titretirler limanları
Levent hazır, pala çıplak
Bugün derya, bize toprak
Kadırgalar dizi dizi
Derya silmez izimizi
Poyraz vurdu, yelken şişti
Hakk’a döndük yüzümüzü
Sancak başta, kükrer aslan
Korku nedir bilmez kaptan
Derya meşhed bize bugün
Ölüm varsa, Hakk’a yaslan
Bosa fora, rampa vurduk
Derya üstü pazar kurduk
Pala parlar, canlar susar
Zalimleri suda kırdık
Barbaros’tur pirimiz hey!
Derya içre erimiz hey!
Cenk sanattır, levent usta
Sönmez yanan ferimiz hey!
Alesta dur, tetik hazır
Sular bugün mezar kazır
Vira dedik, koptu bağlar
Derya bize her an huzur
OBAMA
[ŞİİR, Ah Muhsin Ünlü]
obama ebenin örekesine
bacağım girsin de ağzından çıksın
israilli erler karının kuru
ambarına bombaları tıksın da tıksın.
piçlerini al git ortadoğu’dan
cümlesi kongre’ni düzsün sıradan
sivil yahudiler candır, buradan
asker götür ağzına sıçsın da sıçsın.
zulmün kanununu yazsam yeniden
kitabını sana itsem geriden
israil hükümeti inler beriden:
‘ordan çıkartıp bize soksun da soksun.’
o gemide ben de olsaydım eğer
kobrayı salardım aştot’a, meğer
israilli bütün kadın faşistler
modern türk şiirine doysun da doysun.
küfür haram amenna lakin bu savaş
başladığından beri korkunç bir telaş
içindeki siyonist yazar arkadaş
lar benden çok hicap duysun da duysun.
[BENT]
Aydın geçinen dangalak beni hep ayıplasın
Mürekkep değil bugün iyisi mi kanı hesaplasın
Şu benim kalemim de sizi iyice tokatlasın
Sivri tarafından hem, girsin de çıksın
Girsin de çıksın, sen kalbini temiz tut
İnsin de çıksın cehenneme o semiz kurt
Zebaniler tutsun kuyruğundan yaka paça
Elindeki tımarı hem, soksun da soksun
Firavun elinden kaçtınız koşa koşa
Altından buzağıya taptınız doya doya
Musa’nın asası o azgın güruha
Kalksın hem, zalimlere insin de insin
Kestiğiniz nebilerin kanı hep yakanızdadır
Tarihin o laneti daima arkanızdadır
Hitler’in yaktığı o cemicümle Yahudi de
Siyonist erlerin ağzına sıçsın da sıçsın
Ne İsa tanır seni ne Musa ne de Davud
Senin taptığın o güç kâğıt, siyoniste put
Göklerden inen o ilahi, ağır sükût
Zalimin beynine hem insin de insin!
Vadedilmiş topraklar değil, gasp edilmiş yer
Tohumdur bilesin bütün bu toprağa düşenler
Ağlama duvarına sürttüğün o arsız yüzü
Zebaniler ateşine vursun da vursun
Avrupa kapı dışarı etti bunların çoğunu
Madem kurutmak istersin mazlumun soyunu
Şu benim baltam da siyonist putunu
Sivri tarafından hem kırsın da kırsın
Kırsın da geçsin, sen tarihini bil
İnsin de çıksın şu kanlı kibir
Bebekleri vuran o faşist israil
Cehennemin en dibine batsın da batsın
Babil'den Roma'ya o kalın kazığı
Türk milleti size soksun da soksun
Tevrat'ı tahrif eden sözde hahamın dölü
Yalanları rulo yapıp yutsun da yutsun
Seküler milliyetçi maskesi takanlar
Tengrici kılığında o sahte Turanlar
Siyonist akçesiyle milliyet kuranlar
O fonları hem bir yerine soksun da soksun
Ağlama Duvarı'nda döktüğünüz o yaşlar
Temizlemez o kanlı, o kızıl lekeyi
Firavun'dan kaçıp da Nemrut olanlar
Kıyamete dek çekecek bu ağır çileyi!
VAZGEÇTİM BU DÜNYADAN
[BENT]
Gördüm ki bu çarşıda, kalp akçe başa taçmış
Gülün boynu bükülmüş, dikenler kucak açmış
Asalet bir dilenci, kapılarda sürünür
Sefalet sırma giymiş, sultan diye görünür
Gördüm ki o terazi hileyle tartmaktadır
Çalınan her bir hakla bu zulüm artmaktadır
Kuzgunlar meclis kurmuş, bülbüller kafeslerde
Hakikat boğuluyor o kirli nefeslerde
Hüner, bir suçmuş gibi zindanlara tıkılmış
Cehalet, saray kurmuş, irfan evi yıkılmış
Doğrunun boynu bükük, yalan başa taç olmuş
Yoksul hiç doymamış, toklar hep daha aç olmuş
Utanç duvarı yıkık, ar perdesi yırtılmış
Namuslu her bir kelam meydanda tartaklanmış
Sanatın dili bağlı, mühür vurmuş korkular
Cahil fetva veriyor, esir düşmüş ordular
Namusluya "enayi", hırsıza "bey" diyorlar
Yetimin hakkını bak, besmeleyle yiyorlar
Kadın, erkek fark etmez; ruhlar olmuş fahişe
Bozulmuş tüm mayalar, hile girmiş her işe
Safiyet lekelenmiş, çamur atılmış süte
Liyakat sürgünde, makam verilmiş ite
Bu kirli panayırdan, bu iğrenç kargaşadan
Bu soytarı düzeni seyretmekten haz almam
Tiksindim bu düzenden, midem artık almıyor
Temiz kalan tek zerre, tek bir nokta kalmıyor
Çekip gitmek ne kolay, şu kapıyı çarparak
Bu leş kokan dünyayı bir kibritle yakarak
Lakin sen varsın diye bu zehir şerbet olur
Senin o masum yüzün bu küfre gurbet olur
Ben gidersem bu kurtlar seni de yer bitirir
O güzelim dünyanı kirletir de kirletir
Seni bu leş kargası sürüsüne bırakmak
En büyük zulüm budur, o masum canı yakmak
Sırf sana siper diye katlandım bu zillete
Senin için göğüs gerdim bu zalim memlekete
[ŞİİR, Shakespeare]
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
DİKTATÖRLERİ SEVİYORUM KAYITSIZ ŞARTSIZ
[BENT]
Çekildik hane-i dile, kilitledik kapıyı
Dedik ağyar dışarıda, biz içerideyiz gayrı
Lakin baktık içerisi dışarıdan da kalabalık
Soyunalım dedik mâsivâdan, üryan kalalım
Vahdet denizine dalacaktık sözde
Amma gel gör ki uyuyakalmışız şezlongda
Yandığımızla kaldık işte, nasip olmadı pişmek
Şeytanla masaya otursak, hesabı biz öderiz elbet
Şu betonarme tekkede yapışmış ruhumuza
Ne kadar kazısak nafile, o kadar kanıyor tırnak da
Bir riyazet hâli çöktü üstümüze çoktandır
Ama sanma takvadan, sanma ki aşktandır
Şimdi diktatörleri seviyorum kayıtsız şartsız
Düşünme zahmetini onlar alıyorlar omzumdan
Vazgeçtim ben çoktan o nafile arzumdan
Ne irade isterim artık ne de kuru bir inat
Diktatörleri evet seviyorum kayıtsız
Onlar dur deyince durur kalbimdeki o hırsız
Seviyorum onları artık, bir tanrıyı sever gibi
Hezimetim tamdır benim, sorgusuz sualsiz
Çarmıha gerek yok artık, çiviye gerek yok aga
Kendi kendimizi astık biz zamanın ipine
Beklemiyoruz gayri göklere ağmayı, derdimiz
Şu dünyada insan gibi durmayı becerebilmek
[ŞİİR, Hasan Aktaş]
diktatörleri seviyorum kayıtsız şartsız
onlar asrî feodallere büyük hizmet ediyorlar
Kur’an-ı Kerim’den fırlamış mü’minler gibi
rejime başladım: kilo veriyorum halvetsiz
çarmıhtan indirilmiş isa gibi
gökyüzüne ağıyorum. Halvethânemiz
keşif ve kerametler bekliyor kâşiflerden
HAZIR OL VAKTİNE NEMSE KRALI
[ŞİİR, Karac’oğlan]
Hazır ol vaktine Nemse Kralı
Yer götürmez askerle geliyor
Patriklerin inmiş tahttan diyorlar
Bir halife kalmış o da geliyor
Yetmiş bin (var) siyah postal geyecek
Seksen bin (var) Allah Allah diyecek
Doksan bin (var) tatlı cana kıyacak
Yüz bini de Tatar Han’dan geliyor
Gelen Ahmet Paşam kendidir kendi
Atmış bin dalkılıç küsuru cündi
Kaçma kâfir kaçma ölümün şimdi
Hacı Bektaş Veli kalkmış geliyor
Şevketli efendim sultânım vezir
Atmış bin kılıçlı yanında hazır
Deryalar yüzünde boz atlı Hızır
Benliboz’a binmiş, o da geliyor
Karac’oğlan der ki, burda durulmaz
Güleç yüze tatlı söze doyulmaz
Gökteki yıldızdan çoktur sayılmaz
Yedi iklim dört köşeden geliyor
[BENT]
Kırat binsin meydanlara
Kan yürüsün damarlara
Selam olsun yâranlara
Karlı dağlar, yol vere!
Kılıç çıksın kınından
Yiğit geçsin canından
Dönmek yoktur şânından
Kanlı meydan, yol vere!
Tatar Han’dan atlı gelir
Sanki kuş, kanatlı gelir
Her yanı pusatlı gelir
Yaban eller, yol vere!
Yelesini tarar rüzgâr
Nalı taşa kıvılcım kor
Dizginini tutması zor
Sarp kayalar, yol vere!
Üçler, Beşler, Yedilerle
O mübarek velilerle
Serdengeçti delilerle
Şu gök kubbe, yol vere!
Kılıç taşa çalınınca
Zafer marşı çalınınca
Hakk’ın emri alınınca
Tunç kapılar, yol vere!
Gözümüzde uyku yoktur
Sinemizde korku yoktur
Bundan özge ülkü yoktur
Kara geceler, yol vere!
Üç tuğlu paşa gelir
Dağları aşagelir
Sel olup taşagelir
Yedi düvel, yol vere!
Resul sancak başında
Görsen her bir düşünde
Aşkı yanar döşünde
Arşıâlâ, yol vere!
Allah adı yayılsa
Kullar Hakk’a eğilse
Bin kez canım alınsa
Kara toprak, yol vere!
Bedir’den gelenler var
Yüzümüze gülenler var
Hakk’ı bizle bilenler var
Erenler hey, yol vere!
Kelle koptu, gövde düştü
Can kuşları daldan uçtu
Felek bizden yana seçti
Kanlı ırmak, yol vere!
Özgür’üm der, bu son sefer
Arkamızda bin nefer
Ya şehadet ya zafer
Cümle âlem, yol vere!
[ŞİİR, Karac’oğlan]
Hazır ol vaktine Nemse Kralı
Yer götürmez askerle geliyor
Patriklerin inmiş tahttan diyorlar
Bir halife kalmış o da geliyor
Yetmiş bin (var) siyah postal geyecek
Seksen bin (var) Allah Allah diyecek
Doksan bin (var) tatlı cana kıyacak
Yüz bini de Tatar Han’dan geliyor
Gelen Ahmet Paşam kendidir kendi
Atmış bin dalkılıç küsuru cündi
Kaçma kâfir kaçma ölümün şimdi
Hacı Bektaş Veli kalkmış geliyor
Şevketli efendim sultânım vezir
Atmış bin kılıçlı yanında hazır
Deryalar yüzünde boz atlı Hızır
Benliboz’a binmiş, o da geliyor
Karac’oğlan der ki, burda durulmaz
Güleç yüze tatlı söze doyulmaz
Gökteki yıldızdan çoktur sayılmaz
Yedi iklim dört köşeden geliyor