1- BU MEMLEKET BİZİM
v1
Bir isyan bayrağı gibi güzel ve haklı
güzel ve nazlı
güzel ve mağrur
dalgalanır da durur cihanın orta yerinde
memleketim kardeşlerim memleketimiz
ve
Bakın gene de tek dişi kalmış bir canavar artık her yanımızda
Sağında solunda hatta en başımızda
Aşımızda bile gözü var dağımızda taşımızda
Mümkün mü edebilmek buna cesaret, aşılmaz bir umudumuz var
Ama düzen hâlâ aynı güzel hâlâ yalnız
Tüten bir tek ocak var mı bayındır? “Korkarım” hayır
Elbet sonlanır yarın bu kahır
Sormayın nasıl (nasıl?), hatırlayıp Anadolunun zayıflamış sesini
Bakabilmek, dedi Anadolu 72 millete tek nazarla
Gidebilmek, dedi Anadolu geldiğimiz gibi gene üryan olaraktan
Çıkabilmek, dedi Anadolu ferman zulümse bizim olan dağlara
Ve döğüşmek, dedi Anadolu yeni bir alem için
Bir kez olsun azınlık olduğu duygusunu hissedebilenler
Kaderi kanunlar ve hisse senetleriyle riske girenler
Dikenli telleri gören, dehşetle kırbaç seslerini duyanlar
Yani bizler
Yani ibadet edercesine at binenlerin
Toprağın saçlarını ören ellerin büyüttüğü çocuklar
Vurdukça, topluca, aşkla yüreğimiz
Kurd braye mıne bîn zılmêda kardeşler, göreceğiz
Bu ülkeyi özgürleştirecek, hürriyeti biz getireceğiz!
NAKARAT
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
-Uzanan bu memleket-
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
v2
Bu hasret bizim, bu cennet bizim, memleket bizim
Asya’dan Avrupa’ya uzanmış, bir şiiri neşreder gibi
Köroğlu gibi korkusuz, Yunus gibi yort savul!
Çok utangaç ve çok cesur âşıklarıyla cezbeder bizi
Bu yüzden sığmamış tohum toprağa ve yeşermiş
Bir sazınan sözünen toprak yağmuru aşermiş
Sığmamış özümüz Kitap’a ve şiirlere, gürlemiş,
Toprağımız eşindikçe ellerimiz aşınmış
Özgürlük taşınmış şu göğsümüzden içre
Yaratandan miras kalan bir dağ özlemiyken ülkem,
-Ki ben, (Dostlarından dinledim bu türküyü)-
Çalınmış hürriyet, ey anadolu, Türkiyem!
Şimdi sere serpe uzanmışsın uzunca ovaların ile
Azimle taşın bağrını yarmış karınca yuvaları gibi
Toprağında çiftçi ve işçimiz, eğdirmeden başını
Sinende analarımız zulme değdirmeden zülfünü
Ve o nazlı yârimiz, ah gül nakışlı gocukları
Şayet olursa yârdan gayri her şeyiyle ortaklaşa,
Ve hür atılmış adımları, düşman etmez gardaşları:
Batıda güneş yürekli, doğuda kar bakışlı çocukları
Öyleyse hâlâ neyi saklıyoruz biz bu yurttan?
Niye hâlâ eller cepte, adımlar sessiz ve bir kambur sırtımızda?
Madem her gece kalbimizden sökülüyor şafak inkisarla
Doğup doğrulalım, böyle çıkarız yarınlara ancak
NAKARAT
NAKARAT 2
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…
-Bu cennet, bu cehennem bizim
Bu davet bizim.-
Nakarat: Nâzım Hikmet “Davet”
2- KIZIL SANCAK
v1
Var mı hissettiğim bir ev?
Yüreğimde şahlanan gri göğün safir rengini bastırır hey
Çünkü Allahsız ve devletsiz bırakılmış onca beden
Öyle ikna edilmesi zor bir grev ol der bana
Madem bu yürek durmaya ayarlı muhakkak bir saat
Onu bir bombaya çevirmek de var bir türlü doğmayan bir sabah
Saraylarda, bankalarda, çelik kasalı vicdanlarda,
Sınırlarda, parlamentolarda patlatmak sonrasında
Gökten yağmur gibi akacak olan kan değil yoksulun hakkı
O makam ki ne diye zimmetlendi size sonunu ne sandın
Bir bebekten cani yaratan sistemden usandı halk
Tek avaz yok şu memlekette insanım diyen susar mı?
Dağları yeşil, insanı eşit ve inancıyla çeşit çeşit
Ne asker ne gerilla ne ezilen ne ezen yok tek kişi
Börklücen’in de göğsü durmadan bunun düşüyle depreşirdi
Kapandı kapılar değişime, aşamadan o güzelim insanlar eşiği
Mal da halkın makam da mülk de
Tahtında maganda kükrer
Benim de der zamanla her şey biz sustukça ürkek ürkek
Bütün bir dünya ülkem, budur benim de ülküm
Baş benim diyen zalimin düşer başı elbette bir gün
NAKARAT
Dem bu demdir haber geldi
Haydin canlar, Hudey Hudey
Çok bekledik, vakit erdi
Kızıl sancak kalktı hey hey
Ne mültezim ne ümera
Ne cellâtlar ne vüzera
Çekilsin bütün zalimler dara
Kızıl sancak kalktı hey hey
Kalksın kement, zincir, halka
Geliyoruz dalga dalga
Malın mülkün hepsi halka
Kızıl sancak kalktı hey hey
İslam Yahud ve İsevi
Ata bilmez mi Âdem’i
İnsan olan gelsin beri
Kızıl sancak kalktı hey hey
Dede Sultan geçti başa
Zalimlerin aklı şaşa
Bedredin’im sen çok yaşa
Kızıl sancak kalktı hey hey
v2
Güneş batınca harlayan bir dağ gibiyim, capcanlı bu nefesim
Avucumuzda sımsıkı bir yürekle her sloganı attığımız içindir
Benimle doğar garip bir halk, benimle, dipdiri bir biçimde
Çünkü kan gitmiyorsa ölümdür, o akarsa kıpkırmızı kesilir vicdan
Biliyoruz, çünkü bu emanet bir kitaptı bize anamızdan,
Yanlış bir yük gibi ezilip dururken altında
Yakalardan söküp attığımız kirli renkler, kıravatlar ve yaka kartlarıyla
Şimdi çıktık yola, anamızdaki tüm kirli kanı emerekten,
Gözümüzün rengini silerekten fakat silmeden yaşlarımızı
Çünkü o yaş ki hatırlatır bize öfkemizi ve hırslarımızı
Aynı zamanda o yaşlar ki merhametimizin başlangıcı
Bir yetimin başını okşamak ancak bu halkı yeniden aşklandırır
Az kaldığı için kıyamete, paklamıyor bizi aslan payı
Felaket tellalıyız ve evet, hastalık gibi bir çağdayız
Açmadık diye mi ağzımızı, toplanmış bir dolu çakal?
Öyleyse en güzeli şiirlerini patlatmaktır karakolda
Akşamlardan medet umarak geceyi aç geçirip,
Sabah kuşandık kılıcımızı, şimdi hepisi hak getirir
Al şu yeleği bam diye giy, peygamberin eteğinden
Kızıl sancak kalktı, hey hey, haydi al öcünü!
Nakarat: Börklüce Mustafa “Kızıl Sancak”
3- KALBİ DOLU PUT
NAKARAT
Sofuluk satıyorsun, elinde boy boy teşbih
Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi, la-teşbih!
Sarık cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya
Şekil yönünden sanki; Ömer’in devri, güya!..
Herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler
Zikir Kur’an sesinden, yerler ve gökler inler!
Ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan
Sen onları kendine, taptırırsın vesselam!
Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın
Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatin!
Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut
Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!..
v1
Dile gelsin yer ve gök, dile gelsin gündüz ve gece
Ve desin ki bir kör ve bir kuyu görürsen eğer bilesin, sana oturmak haramdır
Ve tarihin hiçbir döneminde ne kör
ne kuyu ne de kızgın mimler asla eksik olmamıştır
Kimin işine yaramıştır bu kuyular, bu körler, bu din?
Ortaçağ Avrupa’sında keşişlerin*, Doğu’da Zerdüştlerin
ki toprağın yüzde altmışı yetmişi bunların elindeydi
Anadoluda ise sarayda esir, hanedanın emrindeydi
Şimdi aynı din Türkiye’de göklerden gelen bir karar vardır diyerek iktidar emrinde,
diyanet tekelinde
cübbeliler, sarıklılar, sakallılar çetesiyle
Para, saray, şehvet, itibar ve ayrıcalık tepesinde
İşte bu çeteler müthiş şiddet ve hızla canavar yetiştirirler
Zorla namaz, Arapça dersi, râbıta veriştirirler
Buna maruz kalan on üçünde gencimin tabii ki beyni gelişmez
bu yüzden yegâne işidir sonraki hayatı boyunca geviş getirmek
Kızmamak gerek ona, köyden ilçeye liseye sevinçle,
yatılı okumağa geldi ve böylece katılmış oldu sürüye
Bu kurum da Allah var senede ondan 600 lira isteyince
biraz da sevgi gösterilince ne yapsaydı ya, inandı garibim
Sizler, hiç mi yerin üstünü gezip dolaşmazsınız?
Sizler, niçin hakir görülene kol açmazsınız?
Sizler, şişkin banka hesapları, Badeciler?
Sizler asla Muhammed gibi aç yatmazsınız
Bir milyar 300 bin insan açlıktan kırılırken
Hem yemlikten hem ahırdan yemlendiniz durdunuz
Sizler sürekli kurulu düzeni korumanın kulları
Cennet satıp içini boşalttığınız için akılların, bakın
Patronuyla işçi, güçlüyle zayıf,
Yaşlıyla genci aynı safta secdeye varıp
Dediler ki, hayır biz biriz ve bir tek Hak önünde eğiliriz
Fakat zayıf güçlüden bezdi, patron işçilerini gene ezdi
O halde soralım niçin bu din
Bize bu dünyada ne vadetti
Dünya sormayana felakettir
Soralım ki şimdiye dek hiç gelmediği kadar dile gelsin,
dile gelsin, dile gelsin, dile gelsin yer ve gök
kapansın kuyu açılsın göz
NAKARAT
v2
Bir baba izler haberleri, endişelenir ve keser umudunu
Dünyadan, ve her sorumluluk bindikçe sırtına semer vurur durur,
Devlet, gider huzur bulur dinden o da, uyuşturur kendini
Bir Fatiha okusun diye yollar imam hatipe küçük oğlunu
Karısı ise mahalledeki o cinci hocaya kaptırır parasını
Oğlu ise yakasını tarikatlara, ve her gün saptırır kafasını
Merhaba der bipolar bi’ hayata, babası da,
Oy verir gidip sırf namaz kılıyor diye hırsıza ve çaldırır vergisini
Bu hikâye sürer böyle
Firavunu o yapan ölü bir halk ve sihirbazları
(Bel’am), yani din adamı
Aynı yalan farklı yerde
Kılığı değişir ama özü aynıdır:
Afyon
Tanrıdır başbuğ
Doğuda cehalet, batıda heva ve hevesten beslenir hep o (kanlıdır her yeri)
Yanlışı ezberletir,
Çıkıp vaaz verir hurafelerle
Bir kenara koyar Kur’an ne derse:
Mesela din adamı olmak için takar bir cüppe
Türbe, sünnet, ücret, mürted
Sakallı sünepe, bunlar sünnet der halk da düşer küfre
Muktedire biat etmek farz der diğeri, kervana üşüşür
İt ürür kervanı yağmalar durur, devleti de halkı da sömürür
Tarikat dinin yere batsın, sen halkın İslam’ını tanımazsın
Çünkü sen de iki gömlek sonra ışid ya da talibansın
Her cümlesi selamün aleykümle başlayıp
Vesselamla biten bir militansın
Biat etmeyince gariban sınıf,
onu yağmalarsın ahiretle. Maslahat ve de meşferet ne bilmezken
Her olayda bıkmadın bu iktidarla aynı sloganları sarfedersin
Yani asla değinmezken zenginle fakir arasındaki farka
Yahut bir lokma bir hırka deyip bu aldığın kaçıncı hırka?
Bir yıl başı için sokaklara çıkma
Çünkü bunun adı değil cihat, önce halkı oku, ikra.
Zira asgari ücreti dahi olmayan, milyonerden alır 40’ta bir zekat
Fazlasını veren ya komünisttir ya da hasta bir şaklaban
Ama bence aynı şeyden bahsediyor Kapital ve Varidat
İhtiyacı var ama ses çıkarmaz (çünkü) devletin menfaati manidar
Gariban bir halk tapar devlete, açıkta kalır payitahtı olmasa
Devletlü saygı görüyorsa peygamber kadar, ki saltanatı ortada
Demek ki artık devlet, Allah olmuş, hali vakti, hali tavrı pek rahat
Şirk ile bir daha ey kavmim (bir daha): Padişahım çok yaşa!
Nakarat: Mehmet Âkif Ersoy “Sofuluk”
4- ŞEHRİN İNSANI
v1
Bir sual beni diriltir:
Bizi nedir kırbaç, canavar ve zindandan habersiz
canavara kırbaç verip, üstelik esir
ve hatta köle olmaktan memnun
böyle rezil bir halde eşreflikten uzak tutan?
Söylesenize utanmadan bize böylesine tuzak kuran
şehir bu haklara şeytanımsı bir suratla
hayaları buruşmuş
muhakkak müthiş göbekli bir adamın
ağzı gülmekten kulaklarına varsın diye sahip olmadı mı?
İşte uymak vazifesiyle gizli kurallara hepimiz
unuttuk nasıl da yakışırdı marşlara sesimiz
sade nefes almak şimdi tek maharetimiz bu
bir darağacı da sorarım bre aynını yapmıyor mu?
Ekran, futbol, vitrin, moda ve kasıklarda ter
kulağına fısıldarken “haydi uzatmadan gel”
bu kurallar bizi sevindiren şey yüzünden
dünyası cehenneme dönenenler var diyemezler
Ve para gene para hep para olsun be para
İşte hakkında konuşulabildiklerimiz ancak bu kadar
Yazık ki ne din, ne bilim, ne sanat
Tam da iktidarın işine gelen
vasat beyinlerimiz çıldırtan sorular soramaz
Bu dünya böyle niçin, kimse bilmez nasıl içim
Ağladım senin yüzünden değil senin için
Demeğe de dilim varmıyor ama
Kabahatin çoğun senin ey şehrimin insanı canım kardeşim
NAKARAT
Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
Kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin
Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
Bozuk paraların insanı, sivilcelerin
Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
Pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin
Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin…
v2
Yaklaş, anlatacaklarım var
Sonra kaç kaçabilirsen
Bilmenin esaretiyle ve yalnızlığa taş taşıyaraktan
Uyanırsın bu ucuz büyüden ya da tıkarsın kulaklarını
Duyunca benden kaltak şehri ve onun aşksız çocuklarını
Onlar ki, önce hırslı olmayı sonra ölümü unutmayı öğrenir günde on sekiz saat
Çünkü ölüm panzehirdir hırsa
Sonra kâr yapar, taksit öder ve kart edinir boyuna
(Sonunda) insan vazgeçtiği anda kahpeleşir dünya
Ve paylaşmadıklarıyla böbürlenir şehrin insanı
Paylaştıkları kirlidir, kendini en temiz sanar
Artık vasat ve gıybetin gelir kapısı var
Artık eşkiyaların bile birer veritabanı var
Ah kapitalisttir şehrin insanı, fakat bilmez kapital ne
Siyasi bulur bu şeyleri ona dinden bahsedersen
Pahalı cümleler ve kıyafetler vurur canevinden
Protokoldekileri sever, uyar onlar ne dediyse
(Aslında) kendisini kandırdığı gün insanlara da güveni bitti
Asla dolmadı o içindeki boşluk,
Hep bir ihtiyaçla yanıp tutuştu, içki, kadın ya da din ve izdihamla
Önce kendisine köle oldu, sonra iktidara
Şimdi daha da yaklaş şehrin insanı, şehrin
Ceplerin külçelerle dolu bak, çıkmak istiyorsun yokuşu
Kendin ol biraz, at şu maskeni, geçsin,
yaşam denen ince sızı, haklı ve korkusuz.
NAKARAT
Nakarat: İsmet Özel “Üç Firenk Havası”
5- SEVGİLİM
v1
A sevgilim, bugünler kötü günler
Tütünümden süzülürken gökyüzüne üzüntüyle düşündüm de
Bütün her şey
İnandığımız bütün herkes niçin böyle söyle lütfen
küçülürler gözümüzde
Göğsümüzde hıyanete sebatla yer yok!
Çünkü Onlar sorguda değil, değil işkencede
Çözülürken şirketlere, ve malum yerlere
Ki biz demiştik ki son sözümüzde:
İnsan taş taşır ama onuruyla yaşar
Onların bizim umudumuzu kırmaya ne hakları var lan
Warner Bros’la (fuck) ve Ay Yapım’la film
Ah sevgilim sevgilim sevgilim
Dur daha bu ne ki bitmedi
Sözleri hedefe kitlenir biri vardı ya hani ağbi belledik dinledik
ve gördük
Önce 9 milyon dolar alana yergi
Sonra zaman geçti ve onun kanalında boy verdi
Sıkma canını dersin iyi de
Öteki İslam Tarihi’nde
isyan olarak yer verir bir diğeri de
Sırtı emperyale dayalı bir örgüte
Ve dünya sevgilim kocaman dünya
Daha ne tuhaflıklara gebe bilsen kocayan dünya
Sırtından kanayan dünya gittikçe kararan dünya
Bir gülüp bin ağlayan dünya
Bak, bakma veya
Şili’de işte on dört bin silah eritilir
On dört kere on dört bin tane üretir bir başkası
Yerle yeksan edilir Che’nin BM konuşması
Devrim Sarayı’nda ağırlanarak Amerikan başkanı
Gerçi ne acınası olmaz ya devrimin sarayı
İşte görelim nemiz varsa deşelim yarayı
Yolundan döneni geçelim, vur beni alnacımdan
Beni bir dert sahibi kıl, sun beni çarmıhıma
NAKARAT
Ağlamak, abdesti bozmaz mıydı be şeyhim?
Ağlamak, abdesti bozmaz mıydı be şeyhim?
Sana bir gülü olmamanın biyolojisinden soruyorum:
Kapitalizm, abdesti bozmaz mıydı be şeyhim?
v2
Sevgilim, sen aklını parçalarken vicdanınla
Düşünürken biçare, anlarken seni kandırmışlar
O şairler, yazarlar, bilirsin, ozanlar
Yalan söyler ve yalan bir dil oyunudur yalnızca
Ve şiir bu oyuna hakim tek cevher
İhanetse pahada hafif, yükte ağır mücevher
Bilirsin, Türkiye’de yıllardır vakiidir
Bankalara satar telif haklarını şairler
Sevgilim, film afişleri de anlatamaz derdimizi
Bağımsız yönetmenler sağlayınca sponsor
En kapitalist film şirketinin logosu ve afilli isimlerle anlatması biraz zor
O kült, o hırkalar da teminatı olur sömürünün
Ayak uydurur, buna gönüllüysen ünlüsün
Akılcı mantıkla Aristo’ya varmıştı ya İbn Rüşd
Aristo da köleciliğe varmıştı, bir düşün
Sevgilim, sen düşünürken daha iyi bir geleceği
Aza kanaat ederek, bazen aç geçirerek bir geceyi
Onlar, eşitlik getireceğim diyen toprak ağaları
Ve bir yemeğe 600 lira verenlerle fotoğraf çektirir
Üstelik milletvekilidir bunlar, sevgilim
Yani bizden aldığıyla geçinir
Sen kendin dikmeye çalışırken elbiselerini
Onlar bir başörtüsüne binlerce lira verebilir
İhanet, sevgilim, işte reklâm panolarında
Anarşist takılan oyuncuların banka reklâmlarında
Daha büyük havuzu olan bir villa alabilmek için
Korsana hayır diyen yüzlerce aydın palavrasında
Bunları söylemek bile her haliyle bayat
Yalana doyduk, karnımız tok diyemiyorum fakat yine de sorarım:
Hiç mi çelişmiyor hiç mi Allah’ım
Matbaayla toprak
Sermayeyle sanat?
NAKARAT
Nakarat: Ah Muhsin Ünlü
6- MUTLAK KURŞUN
v1
Silahı devlet üretir insan tükenir
Girdiğinden beri hayatımıza mülkiyet terimi
Tehlike altında denilir hürriyetleriniz
Gizlemek gerekir çünkü kötü niyetlerini
Sonra gün geçmesin ki
imtiyaz, şan, makam, mevki, servet ve ororiter rejimin köpeği
Böylesi sömürüyü önümüze düzenin alternatif şekli diye sürdü hep nicedir
Halka sözünün geçmediği yerde dinin gücünü
Halka gücünün yetmediği yerde kanın büyüsünü
Ya zihniyet zehiri ya da terfi et ölüme diye kullandı
Sustun, ya inandın ya korktun
Çünkü beklemedin gerçeği, o müthiş süslü tek geceyi
Birileri anlattı olan biteni, gittin büstü tekmeledin
Birileri yardım istedi, duyuldu sürgü çekmelerin sesi
Küsürlü çek seneti için elinde gül demeti olan insanları bile öldürdün
Fakat hiçbir ilahi söz süngü tak demedi sana
v2
Devletlüm! Nasılsın, adaletin yerinde mi?
İki elin kanda, evet, garabetin eşiğindesin
İki elim yakanda, ha gayret ezimetin yakın senin
Farz et bir öldüm, bin doğdum. Kıyamet alameti gibi
Kıyam et, sana iyi gelir bayım, birileri sayın dendikçe artar, hükmeder durur.
Tüm mesel budur.
Tüylerini diken diken eden bir masal uydurur
Inanmazsan bir yasak daha. Kitlesel vuku!
Ve bitkisel hayat. TV’yi aç bak, bir taraf enkaz
Enkazı duyurmaz kimse, yine de bir şüphe hep var
Maruz kalır fakat prolaterya propagandaya
Uçurtmanı devlet vurur ya da izin verir, inanamazsın
Canını vereceğini söylersin, düşmanlara kahredip
Suçun için seçim yaptırır sana şaşaalı muktedir
Yahut gönderir silah görmemiş genci doğuda askere
Sonra devletin bekaretini bozan onun bekasından bahseder.
7- AYDIN
v1
Bir düşünceye tutundum yıllarca
Sanat bilim aşk ve işleyen usla düzelecekti güya bu dünya
Fakat halkını bir türlü anlayamayan,
Aydın sayılan bir dolu budala tarafından
İnsana sunulan en haklı isyan
Peşkeş çekilmekte sultaya şöhrete paraya
Şimdi salyalar saçarak havlayan bir kuduz it gibi
Koruyor şuna bak nasıl da sahibi otoriteyi
Nerde kelimenin o çelik iradesi?
Nerde sarayı kökünden sarsarak kapıya inen cevval yumruk?
Nerde yürekte yangın orda su
Nerde hani şairin devriye duruşu?
Öyleyse azizim dile gelsin hakikat, görelim kim kimin nesi
Zenginken birisi nutuk atıyorsa bilin ki onun sesi bir desisedir
Bir kurum ve kuruluşa bağlıyken debdebe değil de nedir sevgisi
Mühim değil asla diploması, saçlarını ağartması ne çok şey bilmesi
Okuma mı bilirdi Ebuzer, parası, arkası mı vardı?
Onda bir mavzer cesameti, kanayan yarası bir davası vardı
İstedi ki ortada sınıf, sınır, sömürü ve savaş kalmasın
İstedi ki bu düzen böyle gitmesin karanlıklar aydınlansın
Aydınsa sosyal statüsünü bırakıp yerine vicdan koyacaktır
Aydınsa halk gibi yarı tok yarı aç, mülksüz ve namsız yaşayacaktır
Aydınsa bilginin önüne özünü ve bilincini koyacaktır
Aydınsa susmayıp haykıracaktır, tıpkı Ebuzer’in haykırdığı gibi:
NAKARAT
Geceyi aç geçirip,
kılıcını kuşanmayan,
halkın aklına,
şaşarım behey!
v2
Sahaya çıktım ve dünyanın tüm ölü dilleri üstüme çullandı
Ölü müzik, ölü insanlar için
Etrafta ölü kitap enkâzı
Bu ölü eserler de yaşayanların serpmiş üstüne ölü toprağını
Aydını ölü olan bir halk ne yapsın?
O da katletmiş bulduğunu
Nitekim felsefe ayaklar altında
Çünkü akıl değil, naklediyor aydın
Ve sanatçılar değil hiçbir şeyin farkında,
Şuursuz şiirler neşrediyor şair
Ve el pençe divan edebiyatı,
El ense çeker Garip akımı
Her yerde o aptal elit takımı
Yunus Emre ile döner şiir sokağa
Fakat bir delinin sözünü kırk yazar birden taşıyor köşesine,
Alkışlarla
Tv’de dönüp durur hep aynı sözler
Kararıyor hayatımız aşksızlıkla
(Peki,) kim veriyor bu halka aşksızlığı?
“Bankalar” dedi Yedi Adam’dan Zarif
Şimdiyse dergisinde banka reklâmları,
yayımlamakla meşgul arkadaşı Rasim
Yoksa tüm ülke işgal altındayken
Kafiye göz için mi, kulak için mi
diye tartışan Recaizade Ekrem,
ile Muallim Naci mi aydın şimdi?
Ey aydın geçinen ahmak cahil,
Ebu Cehil de üç dil bilirdi
Fakat hakikati söyleyen o değil,
Okumayı bilmeyen Ebu Zerr’di,
Yani halkın kahrını çekmeli aydın
Onu tanımalı ki yapmasın yanlış.
Üstten bakabilsin fakat yine de
Halkla dost olsun, onu bırakmasın yalnız.
Sevsin halkı
Fakat onu sevmek falan olmaz diyor Anton Çehov
Çünkü kusuruyla seversin birini,
Oysa senin onu düzeltmen gerekiyor,
Ki kendi yanlışını doğrulamasın halk başka yanlışlarla,
Ki en azından kork sapmaktan,
Yık şu ölüleri
Öyle bir yık ki bir daha doğrulamasınlar.
NAKARAT
KONUŞMA
Eğer sanatı burjuva ve kapitalistin elinden alıp, Buda’nın
Mesih’in veya Sokrat’ın eline verseydik ne olurdu? Felsefe ne olurdu?
Din ne olurdu? Şüphesiz hayatın apayrı bir rengi, tadı, boyutu ve manası olurdu.
Öyle değil mi?
Nakarat: Ebu Zerr
Konuşma: Ali Şeriati
8- DÖNMEZEM YOLUMDAN
v1
Varsa sığmayan yüreği bedenine
Göğün altında bile kapkara semtler
Tenekeden ve çileden çatılmış evler
Biz devletin üvey evlatlarıyız
İşte tam da burada dövülecek çelik
Sıkılacak yumruk açıkça anarşi
Eşitleyecek rezidansları tam da kıçımızın kenarına
Kalk, çat kaşlarını karayağız gardaşım
Bir şeyi olmayan gözlerinde kan taşır
Ölmeden dirilmek yaraşır bize
Biz mülksüzler değil miyiz?
Ölümü unutturdu kapitalizm bu çağa
Halkın boğazına dayadı bıçağı
Parayla birlikte
o güzelim kitapları da kahrolası bankalar bastı
Kaçalım göz yummaktan ve susmaktan
Kan kusmakta sultanlar, reisler ve başkanlar,
Fesli şapşallar
Kafamızı siktiler yıllarca
Sakın ha yakınıp amaca mani olacak
şeylere fırsat verme
Ne sağ ne sol vardır Türkiye’de
Tek millettir yoksullar
Ve din; o saray ve bezirgan avukatı
Ve bir sihirbazlar ordusu dolu
Vekil seçtiğimiz kravatlı katil
Vakit çok geç değil hiç bir zaman
Allah bizden umut kesmedi henüz
Ezilen ve yoksul gelecek başa
Almak için değil dağıtmak için
Öyleyse korkmamalı yaşamaktan
NAKARAT
Koyun beni hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Kadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kemend, işte boynum asarsa
İşte hançer, işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Ulu mahşer günü olur divan kurulur
Suçlu, suçsuz gelir orada dirilir
Piri olmayanlar anda bilinir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Pir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz
O da bizim ulumuzdur pirimiz
Hakka teslim olsun garip canımız
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
v2
Mezhebi geniş, meşrebi hafif bir ülke burası
Her yeri hapis
Bizse sokaktaki en cepleri delik kimseleriz
Biz serserileriz
Almışken hegemonya devleti esir
Bizden başka kim zapt edebilir bu sokakları
Bizden başka kim, söyle,
Bu halka sevgiyle renk verebilir?
Kapkara zehir yayılır saraydan
Muktedir için çalınır sirenler
Bizi bekler geceleri zevk perileri
Ansızın sokaklarda sesleri gelir
Bekleyin bizi
Denk gelebilirsiniz her an her yerde cismimiz ile
Biz terk edilmişizdir, es geçilmişizdir
Yine de pes etmemiş, cenk etmişizdir
Pek tedirginsiniz mülk edinmişler!
Bankalar içindeki kör beyinsizler.
Ölmeden ölenler, ölmeden dirilin
Ve tüm öcünüzü alın o “söz verenler”den
Fakat henüz mahallede karanlık pusmadı
Salyalarını akıtır tahakküm kurtları
En haklı isyan celâli hortladı
Ağzındaki taşlar ile ebâbil kuşları
Pekâlâ susmayız belalar gelirse
Üstümüze o aşağılık ekâbir beyinlerden
Kalk ve al hakkını o kafir cebinden
Vefasız heriften, tasasız meclisten
Şaşırma kardeşim, o korkak bakanın yüzünden asılır onlarca adam
Yurtlar yıkılır
Ve zenginler elbet birbirlerinin suç ortaklarıdır.
NAKARAT
Nakarat: Pir Sultan Abdal “Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan”
9- AĞLAMAKLILAR
Ah biz ağlamaklı, salya sümük akıtan biz
Habire mızmızlanan, habire ah eden biz
Bizi böyle sızlatan bir aşüfte mi
Yoksa esir düştük de haberimiz mi yok?
Sahi nedir bu meyusiyetin müsebbibi? Şöyle söyliyim:
Ufacık bir dünyamız var, bencil ve pek tekin değil
Misal: sütü bozuk bir kızı mutlu etmek hayaliyle
Ya da tuttuğumuz o takımın kombine biletleriyle yaşıyoruz
Fakat biz inatla bunları tekrar ederken,
O takım başkanının bizden sorulacak her rezilliği
Ya da Hacca gidip finans sağlayacağız bir monarşiğe,
Gidip Taylandlı bebelere kaysın diye
Ve o kız için girip durduğumuz kozmetik yeri
Biraz daha arttıracak yeryüzünde kapitalizmini
Ya da verdiğin verginin saraylarda bir akşam yemeği,
Olmasına yine çıkartmayacağız seslerimizi?
“Sesini Kaybeden Şehir” demişti Nâzım Hikmet
Onun hayaliyle elbet değişti bazı şeyler
Fakat o bile yapamadı, karşı gelmek şöyle dursun,
Sovyet denen işgalcilere razı geldi
Zira onlar tehdit etmeseydi bu ülkeyi işgalle
Girmeyecektik asla NATO denen emperyal birliğe
Ve en büyük ihracatçı olacaktık pek çok şeyde
Şimdiyse biz neredeyiz, Sovyet nerede?
Biz, mütedeyyin kesim, zaten biliyorduk böyle olacağını
Bu yüzden hiçbir zaman sevemedik onu
Dilimizden düşmedi hiç vatan, millet, Sakarya
Sonra gittik hırsızlara oy verdik, hani bir gün akar ya,
devlet denen o musluktan bizim de ceplerimize
Sonra baktık devir değişti, iktidardı seslerimizi duyan o kitle
Böylece Sovyet bayrağını biz reddettik
Seçtik bu kez BOP EŞBAŞKANI’nı
Seçtik çünkü kapımızı çaldı milletvekilleri
Seçtik çünkü cebimiz gördü üç beş kuruş para
Sonra jiplere biner olduk yandaş adamlarla
Her birimiz iphone aldık, en son model hem de
Fakat o telefon bile köle bir işçinin emeğinden
Bizim gibiler hiç emin olabilir mi ki ne dediğinden?
Biz ağlamaklılar, mızmız halk, töre beyinler!
Derebeyler, köle ‘bey’ler, körebeler! (Haydi, artık)
Başka yol yok! Artık fabrikalar kuruldu Çin’de
Tayland’da kerhaneler ve Amerika’nın içinde bankalar
Öyleyse ne bekliyorsunuz donmuş biçimde
Siz de kapın yakanızı, yaka kartınızı ve sonra:
Sabah sekiz akşam on sekiz vardiya
Hafta sonu pub ya da bar ve seviş doyasıya
Geberip gidince de şeriate göre tafsilat yaptırırız mirasımızı,
Aferin ulan!
NAKARAT
Adaam sen ne diyorsun, hata ediyorsun
Ölüm ha hışır gelmiş elyafı sûn’i yorganda
Adaam sen ne diyorsun, hata ediyorsun
Ha ıslık çalarak, idaresi örfî yağlı urganda
Nakarat: İsmet Özel “Sûrî Mantık”
10- BIRAKIN BENİ
v1
Sıkıldım moruk sıkıldım
Yazmaya yeni başladığım her sayfayı hınçla yırtıp atmaktan
Beğenmiyorum damarlarımı da
Çünkü her sabah bir başka renkte akmakta kan
Az kaldı lan de mi?
Sonumu biliyorum, gerçek de düş de asla değişmeyecek
Bir gün gelip delip geçecek göğsümü mahşer
Gök ketum, yıldızların söndüğü vahşet
Üçüncü sayfasında neşredecek bir körkütük manşet
Üzgünüm anne
Ne acı ne zevk ne okul ne bahar kokusu
Hiçbirini hak ettiğimi düşünmüyorum doğrusu
Çünkü asla hak etmez sahne dolusu duygusuz
Bir tek seyirciyi gösterimi hatta bir tek oyunu
Tahammül ve teveccühüm yok dünyaya
Ve çoğu zaman insanlara katlanmam gereken birer yaratık olarak bakıyorum
Bu mu aşk bu mu sevgi ya bir devrimcinin kalbi?
Nasıl böyle hislere sahip?
Sazendelik peşinde geceleri gündüzün karmanyolacı
Karışık mı benim aklım, kalp ve ruhum sanmam çok açık
Rexapin, depakin, selectra bunlar mı ilacım?
Hayır, gök mavi, güneş ışıl ışıl, durma dışarı çık
Ve kaç gecedir ruhumu eşer Kafka ve Nietzsche
Sığ beyinler arasında sen derinlik içe içe gençliğini hiç et,
Diyerek şikayet edip gizliden böbürlenmek içerimden
Sonrasında o sığ dediklerimle gülüp geçen bir ikiyüzlülük
Hem de ne çok kere
Ah bu çelişki cenderesinde kutsal kanaviçe
Ah bu pişmanlık bu işkeceler bu idam mangası haklı gene
Çılgına döndüm bu gece bir canavarım demek ben de
Saçacağım şeceremden haşyetim sökülmese de
Basacağım toprak, dalacağım gök
Ve yazacağım söz bu sayede
dile gelip şöyle diyecek:
Bırakın beni, kalmadı artık hiçbir kıymeti benim için bitişin o lanet kıyametin
Nefret ettim kendimden nefret ettim bu gece
Bırakın beni hiç olmadığım kadar bir başıma
NAKARAT
Eylemem ölsem de kızbi ihtiyar,
Doğruyu söyler gezer bir şairim.
Bir güzel mazmun bulunca, Eşraf’a,
Kendimi hicveylemezsem kafirim.
v2
Başkalarına korkusuzca doğrulttuğum beretta
Neden ellerimde titriyor namlunun ucundaki ben olunca
Canavarca bir tereddüt, ıslah olmuyorsa o canavar
Çılgına çevirmeliyim onu bu akşam aynı silâhla
Adî bir yalnızlık, budur her şeyin başlangıcı
Sahipsiz kalmıştım, kendimi toplum dışı saydığım için
Zevklerimiz, fikirlerimiz aynı olamazdı artık
Önce özgür olduğumu hissettim, karşı koyamazdım buna
Sonra yozlaştım kirli düşüncelerle, saklasam da
Onun için hâlâ nefret ediyorum birinin bana adım atmasından
Çünkü içimdeki o canavar her konuşmasında,
Kibrimi görüp daha da ateşliyor onu
Sonrasında bitip tükenmeyen bir çelişki,
Derinlik yoksunu bir gevşeklik, ve şimdi
Esiri olduğum bu sefillik en üst derecede belirgin
Yenildim diyemeyeceğim ama basbayağı yanıldım
Zira şimdi ben de dünyanın içine sıçan o ahmaklarından biriyim, bir ağlamaklı (ağlamaklı), daha da korkunç!
Böyleyken nasıl olur da güneşli günlere inanabilirim
Silaha sarılıp öldüremezsem o canavarı, daha da beterim bu akşam
Daha kasvetli odam,
Boynumda yüksek notlarla diktiğim beyaz lanet bir yaka
Ailem kahrolur, biliyorum, vazgeçtiğim zaman
Bu yüzden devam etmeliyim canıma tak ettiği kadar
Çelişki dolu bir kuyudayım, toplum attı beni buraya, küçükken
Çıktım fakat özledim orayı
Bu sefer kendim indim bir delinin ipiyle, kaldım orada
Çünkü yoktu bende Muhammed’in saflığı, Yusuf’un masumluğu
Şimdi hâlâ çalışıyorum bir evrak daha imzalamak için
Kıyameti yaklaştıracak bir evrak daha,
Peki niçin, kuyuya düşen o çocuk niçin ölmedi?
Çünkü Rabbi onu öldürmedi, görsün istedi.
Rabbim bağışla beni, bir anlam buldum tekliğime
Rabbim bağışla beni, hiçlik bulaştı her yerime
Rabbim bağışla beni, umut verdim katilime
Rabbim bağışla beni cehennemin en dibine.
NAKARAT
Nakarat: Şair Eşref
11- GEMİ
v1
Vakit kara bir gece
keyifsiz yaşlı bir gemi
Dalgalar ve deniz
Bir tabutu taşıyor gibi
İçimde garip bir his
Yıldızların bizi takip eden birer minik narin peri olduğuna dair
Saçlarımı kokluyor rüzgar
İnliyor gök, bir cigara parlatıyorum memleket karası
Yarası olanların rotasını ay ışıldatır
Öyle gidelim ki bu kancık asır katiyen bulamasın bizi
Üçüncü sayfalardan komuoyu o gam yurdu
Koca şehirde nefes alacak tek bir yer bulamıyordum
Babam soruyordu kim olmak istediğimi
Ona öfkelendiren toplumsal cevaplar sıralıyordum
Korkuyordum çalışmaktan koca göbekli insanlar için
Daha iyiydi çeliğe versem şekil elimde çekiç
Yahut sallasam orak gün boyu buğday başları biçip
Başımda güneş, güneşli başımdan geçirseydim yalnızca şiir
Türkiye’de düşleri gerçekleştirmek güç hep neden
Fikirlerini anlatsan insanlar gülüp geçer
Bir sonumuz olduğunu bilmenin sesi gene de güven verir
Yalnızsın, elde değil ki gücenmemek
Rimbaud gibi göç etmeden, yapamazsın dedi yüreğim
Öyleyse sorma niçin şimdi bu gemideyim
Ölüm ne taraf söyleyin de dümeni o yöne çevireyim
Vakit kara bir gece
Dalgalar ve deniz
NAKARAT
Akşamlar / ağlatıyor! / Ağladım, / çok ağladım!
Akşamlar ağlatıyor! Ağladım, çok ağladım!
Ay ışığı insafsız, güneşim acımasız:
Buruk aşklar uğruna uyuşuk, esrik kaldım,
N’olur bu gemi batsın! Beni de alsın deniz!
Bilirim nasıl döğer kıyıları dalgalar,
Şafağın güvercinler gibi coştuğu anı,
Akıntı ne, hortum ne, gökler nasıl çatırdar,
Ben gerçekte yaşadım düşlerde yaşananı
Ala gözlü, cırlak kuşlar çığlıklar atarak,
Dışkı yağmurlarıyla ada yakın diyordu,
Boğulanları suda uykuya bırakarak
Yelkenleri şişirmiş, gemim ilerliyordu!
Gecenin içinde bir gemi süzülür
Geminin içinde bir adam görünür
v2
Gecenin ölüsündeyim, kamaramda bu şarkı çalıyor.
Böylece kafamın içindeki sesler beni uyarmış oluyor.
Korkunç şimşekler çaksa vicdanım susar mı sanıyon?
Gök karanlık, deniz zifiri, ben daha fazla karanlık arıyom.
Baktıkça beni iyice dibine çekiyor hırçın dalgalar.
Bu aynı ülkeme bakmak gibi bir şey, kızgın amcalar,
Bağırıp duruyorlar, asıl mühim olana çıt çıkartmadan.
Ve kolayca çekip gidebiliyorlar iz bırakmadan.
Hiçbir mankafa memnun kalamaz bu hayattan.
Mecbur olduğun şeyler menfur ya da pek siktiriboktan.
Hayat sana hiç ismini sormaz, hatta bilmez kim kimi kollar.
Bir sürü aptal it sürüsü var, kâdiri mutlak gaydırı gubbak (hoop)
Halimiz ortada yani aslanım, bari bu durumdan kendini kurtar.
Her biri kurtlarla yatıp kalkar, aklını kullan, kaç buralardan.
Tolstoy gibi, rembo gibi, leutremont ya da zerdüşt gibi.
Hayat bunlar gibi berduş bir tip, cennetse tabii bir düş gibi.
Hayat elbette keltoş biri, göbekli ve sarhoş, ama gel gör ki,
Hiç patron da değil, hatta gayet mâkul biri,
Şimdi bilemiyorum aslanım, sence de bu gemiden sarkmalı mı?
Yelkenlerim baston gibi, belki de bu gemide kaybolduğum içindir ki,
Şu an bilinmeyene doğru meylediyorum
Karanlığın dibini boylamalı mı? Şimdilik seyrediyorum
Epeyi geriyorum ortamı, meteliğimiz olmadığından
Özgürsek, içine girecek bi deliğimiz olmadığından mı?
NAKARAT
Nakarat: Arthur Rimbaud “Le Bateau Ivre”
12- ÇILGINA ÇEVİRMELİYİZ CANAVARI
v1
Dağlar ve sürgün, kelepçe ve bileğim
Kavuşsa da kemend ve boynum hançer ve ciğerim
Gene de durmadan atılan bir militan slogan gibi yüreğim haykırsın:
“Biz geberene dek rahat yok size!”
Bir beden ve üç baş, ey canavar görüyorum:
İktidar, Din ve İktisat
Yani sırası ile Firavun, Bel’am Baura ve Karun
Dün vardın bugün de varsın, yarın daha da korkunç
Çünkü cehaletle besleniyorsun, korku ya da menfaatle
Beladır, zordur sana sorgulayan bir beyin ve
Son bulacak ömrünü bile yokluklara rağmen
teveccühten uzak sürdüren herkes
Fakat suçtur sana karşı gelmek, susturdular çok geçmeden öyle olanı gördük
Hep böyleydin bildik
Bir zamanlar hilafettin şimdi demokrasi oldun
Sen Azam’ı hapsettin, Nazım’ı sürgün
Şimdi meclistesin ve 550 tanesin
Bütün bir memlekette 110 bin camisin
Şirket, senet, repo ve faizsin
Vasfınız bir: istersin istersin istersin,
Hep daha çok ve hep daha da çoğunu
Direnen sanatın, bilimin, aşk, inanç ve felsefenin
zayıflıyorsa günden güne o mavi soluğu
Gülü tarife hacet var mı? Suçluyuz çoğumuz!
Yavrun küçük canavarlar çünkü her tarafta
Onlar şehrin insanı, para düşkünü ve maganda
Onlar ümidin de düşmanı, yeşeren dalın da
Sana tapınarak yaşıyorlar buna yaşamak denirse
Bütün canavarlar işte bakın ve görün
Sizin karşınızda durdukça varım ve hürüm
Sılamdır kıyam gününe adanmış bir ömür
La ilahe illallah ve Lehül Mülktür gücüm
NAKARAT
Çılgına çevirmeliyiz canavarı! (8 defa)
v2
Hey canavar, dünyanın en tuhaf mahlûku
Her şey senle başlar, sen yarattın mağdurluğu
Vicdan ve sağduyun yok, inkar et lan bunu
Hey ağlamaklı canavar, intihar et daha iyi
Hey alkış sahibi, alkışladın canavarları
Başta hepsi senin gibiydi, aciz ve yapayalnız
Sayende dönüştüler, şimdi hepsi bir tanrı
Kimi mitingte, kimi tv’de, senin verdiğin o güçle
Beyaz yakalı yaptın oğlunu, plaza düşkünü
O da hiç bakmadı arka sokaklara soğuk bir kış günü
Oğlun beyaz yakalı, kızın al cübbeli
Ve inancı kalp ile değil, noter ile tasdik edilmiş bir savcı
Oy verdin bir diğerine, mülkiyet sapkınına
Dini diline dolayarak çok mutludur o
Milliyetçidir de, bağırır Türkiye aşkını, bak
Sözlerini kanıtlayacak bir yoksulluğu yok
O değil miydi asgari ücrete ağzını açmayan?
O değil miydi kendi maaşına gece yarısı zam yapan?
Kandın galûbelâ şaşkını, Kerbela kaçkınına
Adem’e emanet olanı Kabil’den devralan
Kredi kartı aldın, paraya yaltaklandı sarhoş
Unutma ki bir başkasının borcudur her banknot
Hey borçlu köle, hey canım insan
Özgürlüğün de giderse eğer neyin kalır insan?
Hey ihtiyacını bilmeyen kendinibilmez
Bir rehber, bir nutuk, kanun ve lider arayan
Hey balıkavıyla övünen balık
İşte sensin, yani gördüğüm en acayip mahlûk
Siyasetçi, din adamı, banker, şehrin insanı
Sen yarattın bu düzeni, alkışlarınla
Kalk ve bırak ağlamaklı halini ve sen de
Çıldırt canavarları, eğer çıldırdıysan
NAKARAT
KONUŞMA
Evi terk edip, şarkıyı ve kalbi
Teslim olduk isyanımıza
Çünkü dönebilmek, orada olmadığımızı,
orada bir yer olduğunu,
orayı terk ettiğimizi yani anlamakla başlar.
Bugün kardeşim, gel çılgına çevir bizimle canavarı
Alkışlar, çığırından çıkışlar, deklanşör sesleri ve tezahüratlar arasında
Yerden bir taş al, muhalefet bir gözle yaklaş iktidara
Sokağa çık ve bir gününü, aç, parasız, susarak ve
anlamaya çalışarak geçir insanları ve bu dünyayı
Gel bizimle çılgına çevir bugün canavarı
Yerden bir taş al, dinini yani vicdanını sorgula
Bir gün için daha iyi bir dünya adına kendini unut
sadece bir gününü başkaları için yaşa
Gel! Çünkü beraber çılgına çevirmeliyiz canavarı