Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist, Ersin A.
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Grafik Tasarım: Özgür BAĞLIYALNIZ
ASR ŞARKI LİSTESİ:
01- VE’L-ASR
02- SEYR-İ ASR (İNTERLÜD)
03- ASR-I SAADET
04- ASR-I FETRET
05- ASRIN İDRAKİ (İNTERLÜD)
06- ASR-I DERVİŞÂN
07- ASR-I TENEVVÜR
08- ASR-I ADALET
09- ASR-I NİZAM
10- ASR-I FETİH
11- ASR-I ZULMET
12- ASR-I ENDÜLÜS
13- ASR-I SANAYİ
14- ASR-I RÛM
15- ASR-I İSTİKLÂL
16- ASR-I HİCRET
17- ASRİ (İNTERLÜD)
18- ASRIN OĞLU
19- ASR NAMAZI (İNTERLÜD)
20- ASR-I HÂZIR
ŞARKI SÖZLERİ:
01- VE’L-ASR
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: VE’L-ASR
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “Duvarlar Üzerime Geliyor”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
1. BENT
Ve’l-Asr, o hâlde yemin olsun zamana
O adil yargıca, en dürüst aynaya
Kralların tacını paslandıran
Parlak zaferleri unutturan
Mağrur dağları çeviren kum tanesine
Aldanma sessizliğine
O, şefkatli bir nehir değil, her şeyi yutan girdap
Tarih, o girdabın yüzeyinde yüzen birkaç
Enkaz parçasından ibaret
İnsan, o parçalara tutunup kendine bir hikâye yazar
Oysa asıl hikâye, en dipte gezer
Yemin olsun ki insan, ezelden beri ziyandadır
Ziyan, paramparça bir gemi, çökmesidir surların
En ateşli sevdanın bir gün küle dönmesi
Fethettiğin şehirde torununun yabancı sayılması
Ziyan bilmektir fakat inanmamaktır
Ziyan bilmektir fakat inanmamaktır
NAKARAT
Ve’l-Asr, insan ziyandadır
Ve’l-Asr, ziyan her yandadır
Ve’l-Asr, insan zindandadır
Ve’l-Asr, zindan zaman mıdır
Ve’l-Asr, insan ziyandadır
Ve’l-Asr, ziyan her yandadır
Ve’l-Asr, insan zindandadır
Ve’l-Asr, zindan zaman mıdır
2. BENT
Ve’l-Asr, okuduk satır satır
Bütün bu harfler, bu ciltler, ölü, soğuk
Bak burada misal, bir hezimet anlatılıyor
Rakamlar veriyor kitaplar, isimler saçıyor
Ama o denize karışan kanın sıcaklığından
O binlerce feryadın sessizliğinden bahsetmiyor
Bak şuraya misal, Endülüs’ün şiiri övülüyor
Ama kapıya dayanan o ordunun çelik sesi duyulmuyor
Bu bilgi, bir yüktür, olmuyor bir türlü
Bütün bir kütüphaneyi içtik, susuzluğumuz dinmedi
Çünkü mürekkep, kanın sıcaklığını anlatamaz
Sayfalar bir ihanetin soğukluğunu hissettiremez
Biri ‘iman et’ dedi, diğeri ‘ispat et’
Biri ‘teslim ol’ dedi, diğeriyse ‘sorgula’
Bizse şahit olmak istiyorduk, şahit olmak
Bilmek değil, görmek
Okumak değil, dokunmak
Ben artık bu ziyanda, ruhu bulmak isterim
Kelimelerin ardındaki ânı görmek isterim
O yenilginin utancını, adaletin huzurunu
Zaferin kibrini, ihanetin soğukluğunu isterim
Bu medresenin duvarı, hakikatin hapishanesi artık
Bize bir pencere değil, bir kapı lazım
Bu duvarlar bize hapistir artık
Bize bir pencere değil, bir kapı lazım
NAKARAT
Ve’l-Asr, insan ziyandadır
Ve’l-Asr, ziyan her yandadır
Ve’l-Asr, insan zindandadır
Ve’l-Asr, zindan zaman mıdır
Ve’l-Asr, insan ziyandadır
Ve’l-Asr, ziyan her yandadır
Ve’l-Asr, insan zindandadır
Ve’l-Asr, zindan zaman mıdır
3. BENT
Ve sonra bulduk o kapıyı, kütüphanenin en dibinde
Bir sandıkta bir risale, bakmamıştı kimsecikler
Çıkmış yıllar önce yaşayan meczup birinin ellerinden
İsmi Kitâbü’l-Ân idi, diyordu ki en derinden
“Zaman bir nehir değildir, içinde yüzemezsin
“Zaman, Allah’ın her an yeniden yaratageldiği
“Sonsuz sayıda ân’dan oluşan bir tesbihtir
“Ve o tesbihin taneleri arasında seyahatin
“Yolu, bir makine değil, ancak bir makamdır
“Kalbini, kendi ‘ân’ından söküp, Allah’ın yarattığı
“Bir başka ‘ân’a yeniden odaklayabilme sanatıdır
“Bu, aklın değil zira ruhun seyahatidir”
Bu, bir delilikti. Bu, aklın sınırını aşmaktı
Bu, belki de bir daha geriye dönememekti
Ama ölü harflerin arasında boğulmaktan iyi
Baktık aynı soru ve aynı cevaptı gözlerimizdeki
Karar verdik, bedenimiz bu asırda kalacak
Fakat ruhumuz olacak Asr’ın şahidi
Zafer destanı değil, ağıt
Tarih dersi değil, ibret bu
Gözlerimizi kapattık
Ve işte ilk durağımız…
02- SEYR-İ ASR (İNTERLÜD)
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: SEYR-İ ASR
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “Gözlerini Aç da Yansın Işıklar”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
Kandilin isli camında titreşen bir an
Sükûtun ortasında iki genç danişmend
Önlerinde parşömen, bin yıllık lisan
Tarih neydi? Tozlu rafta bekleyen bir masal mı?
Satırlar birer mezarlık, ölü harflerle dolu
Okudukça anladılar; bilgi, unutmanın yolu
Yakin’in kalbi arar, Müphem’in aklı sorar
Bu kuru dallarda bir taze filiz var mı?
Gidip de dönmemek var… Kaybolmak var hiçlikte
Fakat kalıp da görmemek, daha acıdır elbette
Yol hazır, yoldaş hazır, yolcu yolunda gerek
“Ben çekemem bu derdi, gel seninle bölek”
03- ASR-I SAADET
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I SAADET
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “ben çok gün görmedim”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
Kitaplarda yazan değildi bu
Altın bir çağ, nurlu bir şehir bekliyorduk
Ama vardığımız yer terdi, tozdu
Ve insanlığın o kadim korkusuydu:
Açlık
Güneş bir kamçı gibi iniyor, toprak inatçı
Medine’nin etrafında bir yara açılıyor inançla
İhtiyar Bilal’in elleri, artık kan durmuyor
Yanında torunu Zeyd, açlıktan sendeliyor
Kazma kürek sesi, bir de guruldayan karınlar
Ufukta bin kişilik ordu, yaklaşan adımlar
Bizimse yüzümüzde aynı soru, aynı toz
Bu mu vaat edilen yurt, bu mu müjdelenen söz?
Bu muymuş asrısaadet? Bu muymuş o kutlu zaman?
Nerede huzur, bereket? Sade çile, imtihan
İsmiyle çelişen bu çatlak ve yorgun topraklar
Nerede cevap? Hangi dua? Hangi adamda var?
Kazarken denk geliyorlar dev bir kayaya
Kazmalar kıvılcım çıkarıyor ona vurdukça
Bir arpa boyu yol alamıyorlar, nafiledir ne yapsalar
Derken biri geliyor üstünde yamalı bir hırka
Yüzü toz ve toprak, karnında açlık taşı ile
Bir kardeş gibi yürür, iner hendeğin dibine
Yerde duran balyozu alır da eline besmeleyle
Aşk ile vurur taşın kalbine tam üç kere
Aralarından Cabir, dayanamaz bu hâline
Eşine gidip yiyecek sorar can havliyle
“Ben Resulü bugün dayanılmayacak bir hâlde
“Üç gündür aç vaziyette gördüm bir hendekte”
“Biraz arpa, bir de oğlak var” der eşi
Arpayı öğütür, oğlağı da keser Cabir
Koşar Resulullah’ın yanına, “Buyurun gelin,
Birkaç kişilik yemeğim var”
“Kaç kişilik?” diye sorar Nebi
Olanı söyler Cabir, buyurur Allah’ın Resulü
“Hem çoktur hem de güzeldir” deyü
Sonrasında “Kalkınız” buyurur ashaba
Muhacir ve ensar hep birlikte kalkarlar
Cabir endişeliydi şimdi “Vay başıma gelenler
“Geliyor Allah’ın Resulü bir orduyla beraber”
“Sana ne kadar yemek olduğunu sordu mu Peygamber?”
Sorduğunu öğrenince rahatlar eşi, gelirler
Ekmeği koparıp Resul, et koyuyordu üstüne
Her defasında fırını kapıyordu, sonra yine
Aynını yapıyordu, aynını, defaatle
Ta ki hepsi doyuncaya ve bir miktar artıncaya dek
“Bunu ye, konu komşuya da hediye et” buyurdu
Orada belki üç yüz kişi vardı, bir ordu
Tek bir kişi bile aç kalmadı, hepsi doydu
İki genç ağlıyordu, artık biliyordu nasıl olurdu
Saadet neyle mümkündü, asrısaadet ne idi
Doyanlara Yakin ile Müphem de dâhildi
Üstelik onlar bir lokma bile yememişti
Üstelik onlar bir lokma bile yememişti
NAKARAT
Saadet karınların tokluğu değilmiş meğer
Kalplerin tokluğuymuş saadet
Saadet
Saadet sıkıntının yokluğu değilmiş
Sıkıntı içinde yalnız olmadığını bilmekmiş
Saadet elindeki son hurmayı
Senden çok daha aç olana uzatmakmış saadet
Saadet,
O eli gören, tebessüm eden Resulüekrem imiş elbet
Saadet karınların tokluğu değilmiş meğer
Kalplerin tokluğuymuş saadet
Saadet
Saadet sıkıntının yokluğu değilmiş
Sıkıntı içinde yalnız olmadığını bilmekmiş
Saadet elindeki son hurmayı
Senden çok daha aç olana uzatmakmış saadet
Saadet,
O eli gören, tebessüm eden Resulüekrem imiş elbet
04- ASR-I FETRET
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I FETRET
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “sokak lambası”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
1. BENT
Adım Ahmet
Bu toprakta doğdum, babam da babamın babası da
Gözlerim toprağı, gözlerim sabanı, bir de Elif’i bilir
Gözleri buğday tarlası
Hakikatim Elif’in avucundaki nasır
Duvarda asılı duran o eski yay mı?
O ancak dedelerimden bana kalan bir masaldır
Onlar gelmiş at üstünde, kanlı bir fırtınayla
Benim atım yok, karasabanım var, kavgam arpayla, buğdayla
O paslı yay, duvarda bir gölge gibi durmakta
Bahar gelsin, düğün dernek kurulacak bu avluda
Elif güler, “Kan çeker,” der eskiler, “o yeri unutma”
“Yurdum bu pınarın tabanı, bu çınarın kökünde”
KÖPRÜ
Kan mı çeker insanı toprak mı tutar
Ataların dilsiz gölgesi, unutulan bir yemin var
Diğer yanda sevdam, tutulmuş bir elim var
Rüzgâr esiyor ama hangi yöne, bekle ve gör
Kan mı çeker insanı toprak mı tutar
Ataların dilsiz gölgesi, unutulan bir yemin var
Diğer yanda sevdam, tutulmuş bir elim var
Rüzgâr esiyor ama hangi yöne, bekle ve gör
2. BENT
Bahar geldi işte şimdi rüzgâriyle
Bu rüzgâr bir fırtınaydı, üstümüzden esti öyle
Toz bulutu değil, bir ordu, peşlerinden
Göğü devirdi sanki, sancak düştü, kâbus çöktü
Timur’un askeriymiş gelen, gözleri çekik, dili eski
Bize benziyorlardı, atalarımın yurdundan gelmiş
Biri gördü duvardaki o paslı yayı, gülümsedi
“Kan toprağı tanımaz, sen bizdensin” dedi
“Hayır,” dedim, “Benim kanım bu toprağındır
İnanamadım, benim canım Elif’in canıydı
Sırtımdan aldılar gömleği, geçirdiler demir zırhı
Elime verdiler bir yay, unutturmak için tırpanı
Benim gibi binlercesini kattılar orduya
“Geri dönüyorsunuz,” dediler, zorla, “ata yurduna”
Elif’in gözleri, o son bakış, hâlâ aklımda
Boynuma astığı muskanın içinde, bu köyün toprağı var
KÖPRÜ
“Unutma” dedi, “bu kokuyu, bu avluyu, bu sesi”
Giden bedenim ama kalan ruhumun kendisi
“Unutma” dedi, “bu kokuyu, bu avluyu, bu sesi”
Giden bedenim ama kalan ruhumun kendisi
KAPANIŞ
Giden ordu sanır ki, bir zafer, binlerce esir
Bilmezler ki Ahmet’in sevdasını da içinde
Bir köy türküsünü oradan
Anadolu’nun baharını, Yunus’un şiirlerini de götürürler birlikte
Orta Asya’ya dönen, sadece Moğol’un torunu değil
Bu toprağın mayası, ruhu, acısı, ta kendisidir
Ve yıllar sonra birileri soracak, “Bu insanlar,
“Neden bu kadar bizlere benziyorlar?” diye
05- ASRIN İDRAKİ (İNTERLÜD)
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASRIN İDRAKİ (İNTERLÜD)
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “Yön Veremediğim Senelerim Oldu”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
Zamanın dışına düştüler
O kanlı asrın tozunu ve kederini gördüler
Bir yolcu abası taşıyarak üstlerinde
O Selçuklu kervansarayının avlusuna girdiler
Gökte iğne ucu kadar dahi bir bulut yoktu
Acımasızca parlak bir yıldız tarlasıydı
Yan yana oturdular ateşin başında
Fakat birbirlerinden uzaktılar fersahlarca
Yakin ayırmıyordu gözlerini ateşten
Ateşse bir türlü ısıtamıyordu onu derinden
Ankara Ovası’nda gördükleri başka şeydi
İnandığı o saf imanın üzerine sıçramıştı
“Kitaplar böyle yazmıyordu” dedi
Ateşin çıtırtısına karışıyordu sesi
Müphem’se ateşe hiç bakmıyordu bile
Bakıyordu o matematiksel gökyüzüne
Aklı haklı çıkmıştı, kalbi kayıp
İnsan insanın kurduydu, tarih kanlı
Zafer kazanmış olmalıydı, ama öyle hissetmedi
Çünkü cümle enkazın içinde başka bir şey görmüştü
“Yıkıldılar, evet,” dedi, fısıltıyla
“Nasıl yeniden başlayacaklar, hangi sırla?”
Aklı acizdi şimdi, kalbi hâlâ kayıp
Terazi ne o yana yatık ne de bu yana yatık
Bir kefede Yakin’in ağırlaşmış kalbi vardı
İlk defa şüphenin ağırlığıyla tanışmıştı
Diğer kefeye de Müphem’in o yorulmuş aklı geldi
İlk defa imanın hafifliğiyle tartılmıştı
“Namluya dayanır yola dalarsın
“Duruşun bakışın yaman be Ali
“Boşuna tetiği ne kurcalarsın
“Var daha ateşe zaman be Ali”
06- ASR-I DERVİŞÂN
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I DERVİŞÂN
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “Mum Yerine Yıldızlar”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
1. BENT
Kardeş kanının toprağı kuruttuğu günler geçti
Umudun kış uykusuna yattığı yıllar bitti
Bu toprakların en ucunda, en yabanında
Bizans’tan kalma, yarı yıkık bir Rum köyünde
Kiliselerin haçı devrilmiş, insanlar endişeli
Derken o geldi köye, derviş, yaya ve yalnız
Sırtında aba, elinde asa, belinde de bir balta
Sakalı uzun, saçı dağınık, yürüyordu korkmadan
Horasan erenlerindenmiş, bir gaziydi belki de
Yerleşti köyün kenarındaki o terk edilmiş kulübeye
Kimseyle konuşmadı, sormadı bir şey kimseye
Köylüler onu izliyordu pencerelerin arkasından
Onun ilk hamlesini beklediler, kılıç çekmesini
O ise sabah gün doğmadan kalkıp çıkardı baltasını
Sökmeye başladı köyün etrafındaki dikenli çalılığı
Haftalarca, tek başına, temizledi o kuru toprağı
Sonra köyün suyunu kesen o paslanmış değirmeni
Gördü, ne yaptı etti, o çarkı çevirdi yeniden
Omuz verdi bir Rum köylüsüne bir başka gün
Arabası çamura saplanmıştı, çıkardılar
Gündüzleri zanaatkâr, bir çiftçi, bir komşuydu
Çalıştı, ter döktü hiç durmadan, yılmıyordu
Gece ise bir âşıktı, köylüler kulübeden sızan
O titrek ışığı ve garip uğultuyu duyuyordu
“Allah! Allah! Allah! Allah!”
Köylüler bir türlü anlamıyordu, nasıl olurdu
Gündüz bir savaşçı kadar güçlü ve fakat
Gece bir keşiş kadar sessizdi bu adam
NAKARAT
Bir tohumun gönülden gönle
En sarp, sapa yerde
Koca bir toprağı.
Ve ruhunun dillerden dillere
Ne ordu ne fermanla
Olup yeşerdiği.
2. BENT
Bir gece dağdan inen haydutlar, köyün üç beş hayvanını
Çalmaya geldi, korkudan sindi evine köylüler de
Derken o derviş elinde asasıyla tek başına
Dikildi karşılarına, ne yaptı ne dedi, görmedik hiç
Ama o dağ gibi duruşu, o korkusuz imanı
Haydutları geri püskürtmeye yetmişti
Ertesi gün köyün en yaşlı kadını
Elinde ekmek ve bir tutam tuzla yanına gelmişti
Korku ve saygıyla bıraktı kapının önüne
Biz sana güvendik demekti bu, güven sen de bize
Derviş açtı kapıyı, aldı ekmeği, yarısını
Bölüp onu izleyen bir Rum çocuğuna uzattı
O günden beri çocuklar artık ondan korkmuyor
Geceleri yaktığı o ateşin etrafında toplanıyor
Onun anlattığı kıssaları dinliyordu
Adamlar anlaşmazlıkları papaza değil, ona danışıyordu
Bir gün köyün papazı öldü ve gelmedi kimse yerine
Aylar sonra köylüler geldi dervişin kapısına
“Biz inanmayız senin gibi,” dediler, “ama biz,
“İnandığın Allah’ın merhametli ve adil
“Olduğunu gördük, senin işlerinden
“Bize O’ndan bahset”
Konuştu derviş o günden
Bugüne değin süren bir ruh vardı konuşmasında
Sade bir tohum değil, tohuma da ruh ekmişti onlar
NAKARAT
Bir tohumun gönülden gönle
En sarp, sapa yerde
Koca bir toprağı.
Ve ruhunun dillerden dillere
Ne ordu ne fermanla
Olup yeşerdiği.
07- ASR-I TENEVVÜR
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I TENEVVÜR
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “kleptomanın acıklı öyküsü”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
Yükseliyordu Süleymaniye dünyanın ortasında
Sinan’ın aklı, Sultan’ın gücü, yoğuruyordu taşı toprağı
O dev kubbe inşaat hâlindeydi, o minareler
Fakat şurada bir grup kalabalık, tutulmuştu nefesler
İç avlunun bir köşesinde toplanmışlar
Sanki bir mucizeye şahitlik ediyorlar
Bir ayin gibi tekinsiz ama ibadet gibi de huzurla
“Şuna bak”, “Gördün mü?”, “Sübhanallah”
Bir saka omzunda tulumla, unutmuş susuzları
Bir fırıncı çırağı, soğuyor elindeki somunları
Yaşlı bir kadın açmış ellerini semaya
Hepsi tek bir noktaya, o nur yüzlü ustaya
Ne bir ferman okunuyor ne bir kılıç çekiliyor
Şu isimsiz adamın fırçasını izliyor
Bunca kalabalık, fırça mürekkebin içinde
Kâinatın bütün sırrı vardı sanki dilinde
İşte yine dokunuyor fırça duvara
Başlıyor o tek ve kesintisiz yolculuk
Nefesler tutuldu, tek nefeste son bulan
O harfte ne tereddüt ne de anlık yorgunluk
Sanki bütün şantiyenin gürültüsü
O tek fırça darbesinin içinde sustu
Sanki zaman durdu, hissikablelvuku
Sanki kalem susta, çekti bileğini usta
Sade bir harf değil, bir sırdı çizilen
Secdeye kapanmış bir insan mı diyordu
Doğmamış bir cenin mi diyordu yoksa bir başkası
“Ol!” emrine boyun eğen bir kuldur elbet
NAKARAT
Ve sonra durdu
Fırçasını çekti
Kalabalık sessizce
“Allah” dedi
Ve sonra işte
Şantiye sesleri
Biraz çekiç biraz örs
Kâinat sesi
Ve sonra durdu
Fırçasını çekti
Kalabalık sessizce
“Allah” dedi
Ve sonra işte
Şantiye sesleri
Biraz çekiç biraz örs
Kâinat sesi
KAPANIŞ
Hepsi, topyekûn
-Aczin, korkunun-
Toplanmıştı içinde
Şu vav harfinin
Hepsi, topyekûn
-Aczin, korkunun-
Toplanmıştı içinde
Şu vav harfinin
08- ASR-I ADALET
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I ADALET
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “tam kabullenmişken”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
AÇILIŞ
Bugün divanıma gelenler
Bir kök fesleğen için ağlayan bir kadın
İki kardeş, gözleri dönmüş, bir keçi için
Ve bir somun ekmeğin gölgesine sığınmış aç bir adam
1. BENT
Ahmed Efendi… İstanbul’dan çıktım yola
Hayalimde adalet, Molla Kabız’ın dersleri
Dedim devlete hizmet, budur elbette niyet
Şimdi Kayseri’de, bu divanda, neye niyet neye kısmet
Ne kadar da yorucu, işte başlıyor
Davudi bir ses, destuur diyor
Davacı, Zeynep Hatun! Davalı, Osman Ağa!
Dava konusu… komşunun tavuğu!
Önümde ne fitne var ne de bir isyan
Komşunun tavuğuna yem olmuş bir fesleğen
Acı bir destan, kadın ağlar ha ağlar
“O bana yadigârdı kocamdan” der
Adam savunur, “Kadı Efendi, hele tavuk bu
“Ne bilsin hatırayı? Ne bilsin hudut ne?”
Kitapları açsam, tavuk hukuku yazar mı?
Kalpteki o ince sızıyı kanunlar anlar mı?
Burası payitaht değil, burada fermanlar sökmez
Burada en büyük yasa, komşunun kalbini almaz
Kadının terazisi hassas, kefesi insan
Bir yanına hırsı koyar, bir yanına da vicdan
Büyük kitaplar yazar ‘Hak’, yazar ‘Hukuk’ diye
Benim işim sulhu bulmak, bu bitmeyen hikâyede
Sonra iki kardeş geldi, kin dolu ve öfkeli
Babalarından bir keçi, mirasın en çirkefi
Biri der “Ben baktım babama bütün yaz”
Öteki der “Kışın da odununu ben çektim ama”
Paylaşmak değil dertleri, diğerinin kırmak inadını
Gözlerindeki para değil, sadece bir iktidardı
Onlar gider, bir fırıncı gelir peşlerine
Yanında da başı eğik bir adam, masumane
“Ekmeğimi çaldı” der, “bu ne cüret, hani nizam”
Adam fısıldar, “Üç gündür açım ağam,
“Çocuklarım bekler evde, midemdeki ateşti sebep,
“Ağam, ne olur affet, ağam, ne olur affet!”
Hırsızlık suç, kitapta yeri var, cezası belli
Ama açlığın kitabını hangi mürekkep bildi?
NAKARAT
Büyük kitaplar ne yazar bu küçük dertler için?
Sultanın fermanı, komşunun tavuğuna hükmeder mi?
Hukukun kılıcı, bir keçiyi tam ortadan ikiye böler mi?
Devletin gücü dedikleri, sultanın ordusu değil
Bu odadaki sabrımdır benim
Ve nizam-ı âlem dedikleri şey o ki
Göz dikmeyendir birbirlerinin
Fesleğenlerine, benim anladığım budur
Adalet, bu odada, bu minderlerde
İki öfkenin arasına konmuş ince bir sünger
Adalet, iki kefeyi de dengelemek değil
Sağlamaktır o terazinin hiç devrilmemesini
09- ASR-I NİZAM
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I NİZAM
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “Sen Hatırlarsın Eminim”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
Fetih bitti dediler, beyler gitti, sancak indi dediler
Gidenin yerine gelenin elinde kılıç değil kalem vardı
Fakat kılıçtan daha keskindi sanki bu kalem
Zira kılıç can alırdı, can sayıyordu bu kalem
Adım Ali’dir, İstanbul’dan gelirim, divandan fermanla
Görevim tahrir, yani kayda geçirmektir, canla başla
Elimde defter, yanımda divit, atımın terkisinde adalet
Bu topraklara sade vergi değil, nizam getirmektir niyet
Durdum köyün girişinde, baktım etrafa iyice
Yemyeşil bir vadi, insanı sert ve inatçı
“Selamünaleyküm” dedim, cevap vermedi hiç kimsecikler
Gözlerinde tekinsizlik, toprağa sinmiş kimsesizlik
Defterdeki zeytin ağacı, artık devletin malı mı?
Otlayan şu küçükbaşlar, artık sultanın mı desem?
Yaklaştım yaşlı bir amcaya, “Kaç keçin var, beybaba?”
Gözünü kıstı, baktı yüzüme “Sana ne?” der gibi kaba saba
“Vergi için değil,” dedim, “devlet malını bilsin deyü”
“Devlet dediğin hep alır,” dedi, “hiç vermez ki oğul”
Bir hanenin avlusuna girdim, saydım tek tek
On tavuk, iki koyun, bir kuyu var, bir de inek
Yazdım: “Hane no. 17, malı mülkü işte bu”
Derken çocuklar saklandı ardıma, gülüştüler
Beni görünce örttü yüzünü kadınlar, sükûn ile
Bana rakam olan mekânlar, onlar için mahremdi
NAKARAT
Defter doldu
Sayılar tamam
Köyün ruhunu hapsettim rakamlara
Atıma bindim, arkama baktım
Üstümdeydi gözler hâlâ
Fethedilen bir avuç toprak değil
Bir avuç güven-sizlikti sadece
Yarın başka köy
Başka zeytin ağaçları
Başka suskun yüzler
Aynı rakamlar
Defter doldu
Sayılar tamam
Köyün ruhunu hapsettim rakamlara
Atıma bindim, arkama baktım
Üstümdeydi gözler hâlâ
Fethedilen bir avuç toprak değil
Bir avuç güven-sizlikti sadece
Yarın başka köy
Başka zeytin ağaçları
Başka suskun yüzler
Aynı rakamlar
10- ASR-I FETİH
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I FETİH
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “perişan ettin beni” ve “adreste bulunamadı (outro)”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
1. BENT
Gece ama gece değil, dünya ama cehennem
Hava, barut, ter ve şüphe kokuyor, koş
Mehter sanki çağırıyor zafere değil ölüme
İki ayrı dünya çarpışıyor, koş
Nefes. Alma. Sade. Koş
Tekbir. Feryat. Küfür. Koş
Davul. Yarar. Yeryü. Zünü
Durma. Allah. Allah. Koş
Yanımdaki merdiveni taşıyan Konyalı Ali
Bir an vardı, sonra yok, davul deliyor beynimi
Sadece bir çığlık, yüzüme sıçrayan sıcaklık
Toprak, çamur ve kandan müteşekkil bataklık
Bastığım yer ne ki? Dün ölenlerin bedeni mi
Yoksa yarın ölecek olan benim mezarım mı
Kaldırıyorum başımı, o bin yıllık surlar
Üstümüze devrilen, ateş kusan canavar
Tepemizden yağan oklar, taşlar, o lanet
Yalıyor yüzümü, tutuşturuyor sakalımı o alev
Dua ile küfür birbirine karışır burada
Bu kıyametin ortasında, en kanlı anda
Merdiven ıslak, kandan mı çamurdan mı
Tırmanıyorum yukarı, yukarıda bir kazan var
Kızgın zift, yanımdaki adamın yüzü eriyor
Akıyor gözleri ama sesi çıkmıyor
Sadece bir tıs, hadi durma koş
Cehennem işte bu, kitaplarda yok
Tırmandım sura, karşımda bir adam
Gözleri fal taşı, ağlıyor korkudan
Kılıcımı kaldırdım acemice
İsabet etti tam köprücük kemiğine
Küt bir ses, kemiğin kırılma sesi
Kılıcım takıldı, çıkmıyor geri
Gözleri hâlâ açık ve bana bakıyor
O an Ankaralı çiftçi Murat ölüyor
Ne Murat var ne Ankara, sade et pazarı
Bir tırnak, bir diş ve sonsuz haykırış
2. BENT
Ben Kâtip Mustafa, sarayın hafızası
Ömrüm bu tozlu rafların arasında
Ömrüm bu mürekkeplerin gölgesinde geçti
Dışarıda bir türkü var, zafer türküsü
Viyana diyorlar, fetholunacakmış
Bense bu odanın sükûnunda, ne olacağını
Biliyorum adım gibi. O türküdeki hata
O kırık pusula, önümde iki harita
Biri çizilmiş fermanla, diğeri hadisle
Biri Viyana’ya gider, Estergon’a, Budin’e
Diğeriyse denizin ötesini, o kalbini
Gösterir imparatorluğun, yani Roma’yı
İki yüz otuz yıl önce, Sultan Muhammed Han
O ilk müjdeyi gerçekleştirdiği an
Konstantiniyye düşmüş, hadisin ilk yarısı
Mühür gibi vurulmuştu tarihe, peki sonrası?
O denizi gösterdi, biz toprağı seçtik
O müjdeyi gösterdi, biz ganimete gittik
Bu istikametten sapmaktır, yeminden dönmektir
Peygamberin rotası değil, bu, paşaların rotasıdır
Hesaplar yaptık, mantık yürüttük
Fakat unuttuk ki kader sadakatle yazılırdı
Şimdi onlar sanıyorlar ki zafer
Bizi beklemekte, bu şenlik, bu mehter
İşte bugün bu odada, sarayın ücrasında
Deftere yazdım bunları, şahit olsun tüm cihan
Bu ordu gitmiyor Viyana’yı kuşatmaya
Bu ordu sırt dönüyor Peygamber’in hadisine
NAKARAT
Rota, zafer limanı değil
Rota, kayalıklar
Bu bir fetih falan değil
Bu bir intihar
11- ASR-I ZULMET
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I ZULMET
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Ersin A.
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
AÇILIŞ
Haber bekler payitaht, Haçlı’nın kibri yeniden gömüldü denizin en dibine deyü
Herkes emin, her kafada aynı fikir, ufukta bir zafer, Akdeniz bir Türk gölü (Türk gölü)
Camilerde dualar, tersanede umut
Giden her bir kalyon, giden her bir levent
Aylar geçti, sustu rüzgâr, akıllarda şüphe
Hayra alamet değil, sükûnet tayfundan beter
Derken sonra o tek gemi göründü ufukta
Bir hayalet gibi ilerliyordu, yoktu kimse yanında
Yelkeni yırtık, direği kırık, sanki taşıdığı yük
Ağır gelmiş gövdesine, güvertesinden büyük
Bir gıcırtıyla yaslandı iskeleye yorgun gövde
Umut dolu fısıltılar o an donakaldı dilde
Bir levent çıktı güverteye, yüzünde mahşerin izi
Tek başına taşıyordu, bütün geminin sessizliğini
“Bana sancağı sorma, sancak denizde kaldı
“O gün deniz, deniz değil, bir feryat bir figandı
“Anlatamam gördüğümü, dayanmaz bu kalbim, aklım
“Yenilmek, hayatta kalma utancıyla limana varmaktı”
KÖPRÜ
“Dumanı her tarafta barutun, yanan ahşap kokusu
“Bertaraftı donanma, kıpkızıldı hepisi,
“Ali Paşa’nın sancağı, o Sultana gemisi, yok
“Başsız kalan bir ordu, umudu yitmiş filo
“Ne bir Fatiha okuyabildim ne uzatabildim elimi
“Kaptan Paşa’ya, benden başka kalmadı gemimiz”
NAKARAT
Sanki hiç kanla dolmamış, hiç bağırmamış
Hiç olmamış gibi
Bu deniz bilmiyor bizleri
Sanki hiç şahit olmamış, hiç çalkalanmamış
Hiç görmemiş gibi
Bu deniz sakin şimdi
Sanki hiç kanla dolmamış, hiç bağırmamış
Hiç olmamış gibi
Bu deniz bilmiyor bizleri
Sanki hiç şahit olmamış, hiç çalkalanmamış
Hiç görmemiş gibi
Bu deniz sakin şimdi
2. BENT
Bu mavilik, o kızıl günün üstünde bir perdedir
Bu mavilik, coşana değin hep olduğu yerdedir
Bu mavilik, dibinde paslı zincirlere örtüdür
Bu mavilik, aldanma, o günden bir gürültüdür
Bu sessizlik, dokuz yüz yetmiş dokuzdan sağırlıktır
Bu sessizlik, sancak düşerken kopan o çığlıktır
Bu sessizlik, İnebahtı’dan kalan hayaletin adıdır
Bu sessizlik, aldanma, denizin en büyük yalanıdır
12- ASR-I ENDÜLÜS
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I ENDÜLÜS
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “karanlığa inat”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
NAKARAT
Elhamra… Gırnata’nın son incisi
Duvarları lâ gâlibe illallah döşeli
Ama zafer çoktandır kaybolmuş bu avlulardan
Geriye sade şiirler ve hayaletler kalmış
Elhamra… Gırnata’nın son incisi
Duvarları lâ gâlibe illallah döşeli
Ama zafer çoktandır kaybolmuş bu avlulardan
Geriye sade şiirler ve hayaletler kalmış
1. BENT
Elimde Zehravi’nin kitabı, aklın o keskin neşteri
Dün dünyayı iyileştirirdik, bugün avluda dinleriz bir besteyi
İbn Rüşd’ün felsefesi, bu raflarda toz içinde yatıyor
Dışarıda Emir, mehtabın altında en yeni gazelini okutuyor
Kurtuba’nın alimleri susmuş, Gırnata’nın şairleri konuşur
Dışarıda toplanır bir ordu daha, burada bir mısra daha okunur
Duvarlarımızı şiirle süsledik, ruhumuzu rehavetle
Unuttuk ki en güzel bahçeler bile, savunmasız kalır ihanetle
Ah Endülüs! Yaktı seni üç alev, üç derin yalan
Bir tefrika! Kardeşin kardeşe kurduğu o kahpe tuzak, talan
İki rehavet! Kılıcın paslanıp şerbetin tatlandığı o zaman
Üçüncü kibir! “Bize bir şey olmaz” diyen
Haritaya bakarım, o Tavaif haritasına, utancımdan yanarım
Bir olup Mâleka’ya nasıl saldırır onlar, ben buna nasıl kanarım
Kendi celladımıza altın tepsilerde parias sunduk, vergi sunduk
O altınla döktürdüğü toplar, yarın bu duvarları yıkacak, unuttuk
Birbirimizin sarayına göz diktik, birbirimizin kuyusunu kazdık
Düşman, surların önünde birlik, biz içerde birbirimizden bıktık
Tarih bunu da yazar mı? Kendi ipini çeken bir medeniyet
Ne acı bir zillet, ne büyük cehalet, ne sonu gelmez bir nedamet
2. BENT
Duyuyor musun? Bu, Fetret Devri’nin yankısı
Ankara Ovası’nda birbirine düşen o kardeşlerin acı mirası
Görüyor musun? Bu, bizim sarayların gelecekteki yası
Bu rehavet, bu kibir… bizim de sonumuzun habercisi
Elhamra’daki ayna, atimizi mi gösterir?
Tarih, aynı dersi, farklı isimlerle mi ezberletir?
Şahit olsun o hâlde
Bizi ne haçlı orduları ne kralların hırsı
Bizi, kendi içimizdeki o doymak bilmeyen düşman yıktı
NAKARAT
Elhamra… Gırnata’nın son incisi
Duvarları lâ gâlibe illallah döşeli
Ama zafer çoktandır kaybolmuş bu avlulardan
Geriye sade şiirler ve hayaletler kalmış
KAPANIŞ
Gırnata düşüyor
Ama sessizce
Dinleyin
13- ASR-I SANAYİ
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I SANAYİ
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “AL GECE YARILARIMI”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
AÇILIŞ
Bu eller Herat’ın rüzgârını, İsfahan’ın güneşini tanır
Parmaklarımın ucu, ipeğin fısıltısını duyar
Ama bu seferki başka
Bu seferki başka
1. BENT
Koza Han’da bir dükkân, şulesi sızar güneşin
Tozu altına çevirir, bu işe sabır gerekir
Bu eller nasır ama ruhunu okşar ipeğin
Gözlerim seçer teli, Acem mi Çin’den mi gelir?
Bu telin canı yok
Rengi solgun
Sanki yolda yorulmuş, bir makinaya mağlup olmuş
Kervan yolunu kesen değil, vapurla gelen harami, öyle duyduk
Ferman gelmiş saraydan, ‘Şan dokunsun’ diye
‘Padişahın heybeti tez görünsün’ diye
Söyleyin o paşalara
Kırık telden heybet, solgun renkten elbet
Şan dokunduğu nerede görülmüştür, nerede?
Onların kılıçları kınında paslandıkça
Benim iğnemin ucuna takılır o pas
Devrilen her bir piyon onların satranç tahtasında
Benim tezgâhımda kopan bir ipliktir, bak
Eskiden ipek, sanki dağdan inen bir pınar gibiydi,
Usul, serin ve de saf
Şimdi elime gelen sanki ateşte sınanmış gibidir,
Üstünde bin lanet ve de ah
Hoyrat bir el bükmüş teli, zerre eser yok şefkatten
Bu zanaat incelik ister, anlamaz hiç siyasetten
Sarayın istediği atlas, benim gördüğüm bir yas
Kırık telden şan dokunmaz, ferman bunu anlamaz
Olmaz fabrika bezinden heybet, isli pamuktan şan
Yükselirken Manchester’ın fabrikalarından duman
Loncamız kilitli artık, yapın serbest ticaret
Bu dükkânda kaftan değil bir ağıt okunur elbet
NAKARAT
Bu sefer başka
Artık başka
Yok eski günler artık
Başka
Bu sefer başka
Yok eski günler artık
Bu sefer başka
Artık başka
Yok eski günler artık
Başka
Bu sefer başka
Yok eski günler artık
14- ASR-I RÛM
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I RÛM
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “kılıç ve gölge”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
1. BENT
Kuzeyden bir haber geldi, Nebatiler getirdi
Medineimünevvere’ye Roma Kayzeri Herakleios
Ordu indirir imiş, sebebi alçak bir mektup
Böyle diyordu haber veren Resulüekrem’e
Şehirde bir humma, kararlı bir ordu
Mescid-i Nebevi’nin avlusunda duyduk bunu
Toplanıyordu burada Ceyşü’l-Usre
Seferberlik çağrısı yapmıştı Resulüekrem
İşte şimdi Güçlük Vakti’ydi
Sıcak kavuruyordu, hasat vaktiydi
Hurmalar dalında olgun, gölgeler tatlı idi
Binek azdı, mesafe uzak, düşman Roma idi
Develeriyle geldi sıra sıra Hazreti Osman
Malının yarısını serdi yere Hazreti Ömer
Her şeyini getirmişti Hazreti Ebu Bekir
Ailesine Allah ve Resulünü bırakmıştı
Derken baktık öte yana, şehrin dışında
Yeni yapılmış o süslü Mescid-i Dırar’a
İçerideydiler onlar serin gölgede
“Şimdiden görüyorum,” diyordu, “şimdiden,
“O’nu ve ashabını esir ve bağlı iplerle
“Roma ile cengi oyuncak sanıyor bu herhâlde”
Yanındaki ekledi: “Şu adama baksanıza hele
“Roma ile muharebeyi sanıyor aynıdır bedeviyle”
Onlar için cihat bir ahmaklıktı
Kalmak için mescit yapmak kurnazlıktı
İşte o gün ayrıldı saflar, o Vakit’te
Müminler cenneti seçti, münafıklar Mescid’te
NAKARAT
Bu değildir kan, tarihî roldür
Omuzlara yüklenen en ağır yüktür
Kâfirle çatışmayı göze alan Türk’tür
Bidayeti Tebük’tür, ne zannettin?
Bu değildir kan, tarihî roldür
Omuzlara yüklenen en ağır yüktür
Kâfirle çatışmayı göze alan Türk’tür
Bidayeti Tebük’tür, ne zannettin?
2. BENT
Tarih etmez tekerrür, sadece yankılanır
Tebük değildir bir şehir, Tebük bir karardır
Ve o karar bugün işte şimdi tam da şu anda
Yine yeni yeniden verilmek zorundadır
Bizim zamanın Roma’sı değil artık tek bir yerde
Manşetlerde, bankalarda, o sahte meclislerde
Mektup aynı mektup, diyor ki “Boyun eğ, güç bizde
“Sakın ola bu çarkın dışına çıkmayı filân düşünme”
Adına de ittifak küresel düzen beynelmilel hukuk
Herakleious’un kibriyle gelirler yok kopukluk
Ve içimizdeki münafıklar yine aynı sesle
Gerçekçi ol derler, bu intihar, bu son nefestir
Mescid-i Dırar, camdan plazalar, ekranlar
Entegre ol derler, Übey’ler bak her yerde
Bir ekonomistin ağzında, bir talk show’da, gündemde
Ben demiştim derler bak, bültenden günlerce
Ebu Hayseme olsa bugün, hangi çardaktan gelirdi?
Villadan mı makamdan mı hangi konfordan geçerdi?
Ebu Bekir olsa bugün, malını söyle nereye verir?
Bankalara mı borsaya mı yoksa bu kutlu sefere mi?
KÖPRÜ
Duruş aynı duruştur, değişmez bir tavırdır
Tebük neyse Bedir o, Sakarya’dır, Malazgirt
Ve bu ordu o günden beri hâlâ yoldadır
Hâlâ yürüyor! Duymadın mı?
Duruş aynı duruştur, değişmez bir tavırdır
Tebük neyse Bedir o, Sakarya’dır, Malazgirt
Ve bu ordu o günden beri hâlâ yoldadır
Hâlâ yürüyor! Duymadın mı?
NAKARAT
Bu değildir kan, tarihî roldür
Omuzlara yüklenen en ağır yüktür
Kâfirle çatışmayı göze alan Türk’tür
Bidayeti Tebük’tür, ne zannettin?
Bu değildir kan, tarihî roldür
Omuzlara yüklenen en ağır yüktür
Kâfirle çatışmayı göze alan Türk’tür
Bidayeti Tebük’tür, ne zannettin?
15- ASR-I İSTİKLÂL
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I İSTİKLÂL
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “çocukluğumdan hatıra”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
1. BENT
Ben Bolulu İsmail Usta, aşçıbaşı
Paşa sofralarına pilavlar dizmiş, kuzular çevirmiş adam
Şimdi devletin bittiği bu Medine’deki aşevinde
İki buçuk senedir sade hayal kırıklığı kaynatırım
Kazanlarda su, içinde bir avuç kavrulmuş,
Hurma çekirdeği tozu, o da renk versin deyü
Aynı soruyu sorar durur her gün askerin gözü
“Bugün de mi bu, Usta?” Evet, bu, cevap yok
Gözlerimin önünde eriyor o yiğitler
Benim kepçem, onların mezarını kazıyor sanki her gün
Derken bir sabah toz da bitti, kiler tamtakır
Kazanda sadece kaynar durur su çorbası
Derken gökyüzü karardı. Bir uğultu, bir bulut
Ama yağmur değil, çekirge, milyon haşerat
“Allah’ın son laneti bu!” dedi yanımdaki asker
Tam o anda emir geldi, haşere oldu sana nimet
Askerlerin arasında bir homurtu, tiksinti
“Biz Peygamber ordusuyuz!” dedi genç bir onbaşı,
“Haşere mi yiyeceğiz!” O an gurur, açlığa
Galip gelmişti sanki. Kimse kıpırdamadı
Bu sofrada gurur neydi? Bu kazanda nimet ne?
Cevap ne tatta idi ne de dilde
Cevap en zor anda, o ilk lokmayı yutabilende
Cevap o tiksintiyi yenebilen sadakatte
Bütün gözler bende, aşçıbaşı ben, sınanan ben
Temizledim tek tek, alıp o mahlukları elime
Talimnamedeki gibi, attım dev bir sacın üstüne
Cızırtısı, kokusu ne ete benziyordu ne de ota
Aldım birini elime, kapattım gözümü
Bolu’daki çam ormanlarını düşündüm
Anamın ekmeğini düşündüm ve attım ağzıma
Çiğnedim, yutkundum ve açtım gözümü
Beni izleyen yüzlerce askere baktım
O aç, o tiksinen, o mağrur adamlara
Önce bir asker, sonra on, sonra yüzlercesi
O gün o kazanda, tarihin en gururlu aşı pişti
KÖPRÜ
İki yıl, yedi ay… dile kolay…
Karnımızda taş, anamın yaptığı aş
Dışarıda düşman, içeride isyan
“Teslim ol,” diyor ferman, “elden gitti vatan”
NAKARAT
Aldılar elimizden kılıcımızı
Ama alamadılar sakladığımız sancağı
Mescid-i Nebevi’nin minberine
Verilmedi Medine, verilmedi Mekke
Teslim ettik emanetini sahibine
O yeşil kubbenin gölgesine
Aldılar elimizden nöbetimizi
Ama verilmedi Medine, verilmedi Mekke
2. BENT
Ben Selanikli Hasan Usta, ser-makinist
Bağdat’a ferman, Hicaz’a dua taşımış adam
Bir gece istasyona çağırdılar beni. Her yer zifiri
Karanlıktı, gördüm ellerinde sandıkları
Ne olduğunu sormadım zira sorulmazdı
Bu sıradan bir yük değildi. Bu, elhak bir sırdı
Paşa, lokomotifimin yanına geldi, koydu
Elini omzuma. Gözleri, o karanlıkta bile yanıyordu
Dedi ki: “Hasan Usta. Bu yük, bu devletin namusu
“Bu tiren, Şam’a ulaşmak zorunda, ne olursa olsun”
Tirenin kazanına baktım. Yanan kömür değil, kalbimdi
“Haydi kızım” dedim, “bu yük senin, bu namus bizimdir”
Rayların üstünde bir demir yılan, çölde bir hedef
Gündüz cehennem ateşi, geceleyinse ayaz
Her köprü bir tuzak, her vadi bir pusu
Sarışın bir şeytanın dinamitleri, perişan etti yolumuzu
Durduk. Raylar paramparça. Üç askerim indi
Tamire koştu. Ben de indim. Elimde anahtar, silah değil
Benim savaşım buydu. Bu demir, çelik, buhar
Sonra o baskın, vızıldıyordu kurşunlar
Ateşçim Ahmet düştü yanıma, kanı kömüre karıştı
Bağırdım, “Kömür atın! Daha fazla kömür atın!”
Benim cihadım buydu… Bu regülatör, bu kazan, siperim
O demir yılanı ateşin içinden kamçılayarak geçirdim!
Şam’ın ışıkları bir rüyaydı
Tirenden geriye ne kaldı bilmem, delik deşik
Vagonları açtılar, o sandıkları indirdiler
Tıpkı bir bebeği kundaklar gibi, kucaklar gibi
O an o sandıklardan biri, bir askerin elinden kaydı
Kenarı çatladı. Oradan bir saniyelik bir nur sızdı
Gördüm, vallaha gördüm, O’nun o mübarek Sancağı’nı
Zülfikâr’ın kabzasını, Sakal-ı Şerif’in mahfazasını
Dizlerimin üstüne çöktüm, ağlıyordum
Ben sade tiren sürmemişim, sade yük taşımamışım
Ben o çölde direnen o kutlu ruhun kendisini
Bu ümmetin kalbini, bu dinin namusunu taşımışım
KÖPRÜ
Devlet ölür, sadakat ölmez
Ferman susar, vicdan susmaz
Payitaht düşer, bu kale düşmez
Medine düşmez! Medine düşmez!
NAKARAT
Aldılar elimizden kılıcımızı
Ama alamadılar sakladığımız sancağı
Mescid-i Nebevi’nin minberine
Verilmedi Medine, verilmedi Mekke
Teslim ettik emanetini sahibine
O yeşil kubbenin gölgesine
Aldılar elimizden nöbetimizi
Ama verilmedi Medine, verilmedi Mekke
16- ASR-I HİCRET
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I HİCRET
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “Işıkların Yakıldığı Vakti Getirmek”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
1. BENT
Babam anahtarı kapının üzerinde iki kere çevirdi
Aklımdaki son sesti bu ses, o gıcırtı
Annem avludaki saksıdan bir avuç toprak aldı
Küçük bir beze sardı bu toprağı, sımsıkı
Ninem konuşmuyor, o yaşlı zeytin ağacına bakıyordu
Vedalaşmak değildi bu, sanki hafızasına kazıyordu
Bize ‘gidiyoruz’ demediler, bize ‘mübadele’ dediler
Kapı komşumuz da ağlıyordu, aynıydı kaderler
Babamın yaptığı caminin kubbesine haç dikildi
Köyün girişinde bir bayrak, her köşede çan sesi
Gidin, dediler, bu topraklar artık sizin değil
Bin yıllık bir rüyadan uyanır gibi gittik
Yürüdük. Bütün köy, tek bir sessiz kafile
Arkama baktığımda gördüm bacası tütmeyen evler
Sanki köy ölmüştü, hem de bir gecede
Babamın saçlarında ilk kez aklar gördüm o gecede
Liman, bir karınca yuvasıydı, bizler karıncalar
Bağıranlar, ağlayanlar, kaybolan çocuklar
Bizi demir ve pas kokan bir geminin ambarına koydular
Babam hayatında ilk kez denizi görüyordu, korkuyla
Bakıyordu o kara suya. Ambar karanlıktı
Soğuktu, tuz, ter ve çaresizlik kokuyordu
Annem, o bezdeki toprağı sıkıyordu avucunda
Ninemse hâlâ suskundu, dilinde dua
Günlerce o demir kutunun içinde sallandık durduk
Gündüzle geceyi o küçük pencereden anlıyorduk
Kimi hastalandı. Yaşlı bir amca, o ambarda öldü
Üstüne bir yorgan örttük
Anladım ki
KÖPRÜ
Bizler artık bir yerden bir yere gitmiyorduk
Bizler kayboluyorduk
NAKARAT
Hicret gitmek değil, hicret göçmek değil
Hicret gitmekmiş, hicret, geri dönmek için
Bu hicret hicret değil, hicret, dönmezsen eğer
Terk ettiğin memleketi geri fethetmek için
Hicret gitmek değil, hicret göçmek değil
Hicret gitmekmiş, hicret, geri dönmek için
Bu hicret hicret değil, hicret, dönmezsen eğer
Terk ettiğin memleketi geri fethetmek için
2. BENT
Gemiden indik. Burası vatandı. Ama yabancı bir vatan
Kıyafetler, konuşulan Türkçe farklıydı bizimkinden
Güneş bile farklı ısıtıyordu sanki, her şey değişmişti
Bizi bir trene bindirdiler. Günlerce gittik
Sonra bir köyde indirdiler. ‘Burası sizin yeni eviniz’ dediler
Köy güzeldi. Ama bizim köyümüz kokmuyordu
Bize verdikleri ev… o da güzeldi. Ama bizim evimiz değil
İçeride, bizden önce gidenlerin ruhu vardı sanki
Duvarda solgun haç izi, mutfakta unutulmuş kekik
Avluda devrilmiş bir saksı
Annem, ocağı yaktı ilk
“Bu ateş, bizim ateşimiz değil” diye fısıldadı
Babam, toprağı avucuna aldı, kokladı… yüzünü buruşturdu
“Bu toprak, benim dilimden anlamaz” dedi
Ninem, o gün ilk kez konuştu. Sade tek kelime: “Zeytin…”
İlk hafta kimseyle konuşmadık. Yabancıydık
Babam her gün tarlaya gitti ama toprağa küsmüş gibiydi
Annem her gün o evi temizledi ama haç izi silinmedi
Sonra bir akşam, kapı çalındı
Komşu köyden, yaşlı bir kadın
Adı Fatma’ymış. Elinde bir tas sıcak tarhana
Hiçbir şey söylemedi. Sade uzattı anneme
Annemin omuzlarının soğuktan titrediğini gördü
Sırtındaki yün şalı çıkarıp onun omuzlarına örttü
Konuşmadılar, gerek yoktu
O yün şalın dokunuşu
O an, o çorbanın sıcaklığı
Bize, hoş geldiniz, dedi
O an anladım. Vatan, bir toprak parçası değildi
Vatan, soğuk bir kış akşamı, hiç tanımadığın birinin
Sana uzattığı o bir tas çorbanın sıcaklığı idi
Ninem o bahçeye o gün bir zeytin fidanı dikti
Tutar mı, tutmaz mı bilmiyoruz, ama biz
Artık buradayız, geldik buraya Kırım’dan, Üsküp’ten,
Geldik Selanik’ten, Batum’dan, Varna’dan, Kerkük’ten
Gümülcine, Dağıstan, Ahıska, Musul, Halep’ten
Bu, Resul’ün değil, O’nun ümmetinin hicreti mi
Sade bir şehir değil mi
Burası Medine mi
Vatan neresi peki, Türkiye mi, Mekke mi
Hepsi mi, tamam ama bu hicret midir ki?
KÖPRÜ
Bu hicret
Hicret değil
NAKARAT
Hicret gitmek değil, hicret göçmek değil
Hicret gitmekmiş, hicret, geri dönmek için
Bu hicret hicret değil, hicret, dönmezsen eğer
Terk ettiğin memleketi geri fethetmek için
Hicret gitmek değil, hicret göçmek değil
Hicret gitmekmiş, hicret, geri dönmek için
Bu hicret hicret değil, hicret, dönmezsen eğer
Terk ettiğin memleketi geri fethetmek için
17- ASRİ (İNTERLÜD)
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASRİ (İNTERLÜD)
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “Tanrı Unutmuş Olsaydı”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
Ve sonra durdular
Yol bitmişti sanki
Gidecek bir şey kalmamıştı
Gördüler açlığı, hezimeti, ilk günleri, son günleri
Artık ne fermanların ne de orduların bir anlamı vardı
Zamanın girdabından geriye sadece bir avuç insani acı kalmıştı
Yakin konuştu: “Allah aşkına Müphem,
“Bütün bu acılar ne için, fedakârlık ne için
“Arpayı paylaşan iman, sancağı denizde kalan
“Emaneti taşıyan vefa, vatanından göç eden bu halk
“Nereye varacak bunlar? Ne olacak en sonunda?
“Vardığımız yer neresi? İstikamet nereyedir?”
“Bilmiyorum,” dedi Müphem, “Bilmiyorum ne için
“Tüm bu mirasın sonunda varacağımız o yeni asır
“Hatırlanacak mı yoksa koca bir hiçlik mi olacak
“Şimdi bilmiyorum nereye gideriz, bilmiyorum ne olacak
“Bilmiyorum acıyla yoğrulmamış bir ruh neye benzer
“Bilmiyorum enkazsız bir asır var mıdır?”
İşte o an, vakfeye durdular zamanın Arafat’ında
Yakin ile Müphem, mazi omuzlarında
“Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
“Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık”
18- ASRIN OĞLU
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASRIN OĞLU
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “fareli sitenin beatcisi”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
BEYNİM TARAYICI
GÖZLERİM KAMERA
AKCİĞERLERİM FAN
KALBİM ARIZA
BİYOMETRİ: YİRMİ ÜÇ
OMURGADA KİREÇLENME
KORTİZOL SEVİYESİ
KRONİK YÜKSEK
KİMYASAL GİRDİLER: SABAH ON
MİLİGRAM ESSİ-TALOP-RAM
ÖĞLEN BEŞ YÜZ MİLİGRAM KAFEİN
GECE ON MİLİGRAM ZOLPİDEM
BU BEDEN BANA AİT DEĞİL
KİRALIK BİR DONANIM
SÖZLEŞMEM BİTECEK
GÜNCELLENMİYOR YAZILIM
[YENİ GÖREV BİLDİRİMİ: AİLE BASKISI]
[GÖREV: EVLENMEK]
[GÖREV: İŞ BULMAK]
[BAŞARIM ŞANSI: %14]
[UYARI: EKONOMİK ZORLUK SEVİYESİ ARTTI]
BİR KAFE. BİR İNSAN. FLÖRT. TEBESSÜM
BAŞ SALLA. GÖZ TEMASI. BEN ORADA DEĞİLİM
SOSYAL İNTERAKSİYON ÜZERİNE İZLEDİĞİM
VİDEOLARDAN ÖĞRENDİĞİM SİMÜLASYON ÇALIŞIYOR
DOĞRU ESPİRİ. DOĞRU SORU
FAZLA KONUŞMA. AZ DA KONUŞMA
O DA BİR İNSAN DEĞİL. BİR LEVEL. BOSS FIGHT
KAYBEDİYORUM. KAYBEDİYORUM HEP ONA
ARAMA GEÇMİŞİM:
“ANKSİYETE KAS AĞRISI YAPAR MI”
“AZ SERMAYEYLE EN KOLAY ZENGİN OLMA YOLLARI
“EN İYİ GAMEPLAY VİDEOLARI 2025”
“İNTİHAR ETMEK İSTEMİYORUM AMA YAŞAMAK DA İSTEMİYORUM”
SOSYAL AĞ: 788 ‘ARKADAŞ’
FİZİKSEL TEMAS: SON 72 SAATTE SIFIR
PARASOSYAL ETKİLEŞİM: YAYINCIYA YAPILAN BAĞIŞLAR
[KULLANICI DEĞERİ: 1.78 DOLAR]
KATIL BUTONUNA BASIYORUM. KIRMIZI. KAN RENGİ
RUHUMDAN BİR PARÇA ONA GİDİYOR
O DA BANA BİR EMOJİ GÖNDERİYOR
ADİL BİR TAKAS BU. BİR BEĞENİ. BİR STORY
BİR KUTU ANTİDEPRESAN. DÜNDEN KALMA
BİR ENERJİ İÇECEĞİ. EKRAN AÇIK. YAYINCI
BAĞIRIYOR. KÜFREDİYOR. KAZANIYOR BİR SAVAŞI
KAS AĞRILARI. YAŞAMAMIN TEK KANITI
GÖZLERİM KENDİ HAYATIMIN SEYİRCİSİ
BİRİNCİ ŞAHIS BİR OYUN BU
İZLİYORUM. BEKLİYORUM BİR SONRAKİ HAMLEYİ
YANIP SÖNÜYOR SOL ÜSTTE GÖREV İKONU
KENDİ YANSIMAMI GÖRÜYORUM BAZI
O DA BİR INFLUENCER’A BENZİYOR. YABANCI
BİR LEVEL DAHA. BİR ACHIVEMENT UNLOCKED
SÜREKLİ AZALAN CAN BARI
SOHBET EKRANINDA BİR KULLANICI ADI
BU ET. BU KAS. SADECE ARAYÜZ
CHARACTER SELECTION EKRANI. AMA LOCKED
SEÇEBİLECEĞİM BAŞKA KARAKTER YOK
HAFIZAM YOK. ANILARIM SCREENSHOT
AİLE BASKISI NOTIFICATION. SAĞ ÜSTTE. KAPAT
SINAVLAR QUEST MARKER. GERÇEKLİK Mİ? BU
DÜŞÜK ÇÖZÜNÜRLÜKLÜ BİR GAMEPLAY VİDEOSU
GÖZLERİMDE RETİNA YANIĞI. GRIND
BİR SONRAKİ LEVEL’A DEK GRIND
BİR SONRAKİ LEVEL’DA BİR ŞEY YOK. GRIND
SADECE DAHA FAZLA GRIND GRIND
BATARYASIYIM ONUN. VIEW COUNT’UYUM
HAYATIMDAN ÇIKTIM ARTIK. KATIL
KATIL. KATIL. KATIL. KATIL. KATIL
KATIL. KATIL. KATIL. KATIL. KATIL
Yeni beğeni
Yeni takip
Yeni indirim
Yeni kod
Yeni gündem
Yeni video
Yeni şarkı
Yeni idol
Yeni oturum
Yeni hesap
Yeni app
Yeni son
Yeni update
Yeni kargo
Yeni linç
Yeni şok
Yeni filtre
Yeni dizi
Yeni challenge
Yeni borç
Yeni akım
Yeni yorum
Yeni fobi
Yeni post
Yeni ilaç
Yeni patch
Yeni fetiş
Yeni mod
Asrın oğlu
Ekrana geri dön
Geri dön!
[SİSTEM HATASI: VERİ BÜTÜNLÜĞÜ BOZULDU]
[BELLEK BÖLÜMÜ OKUNAMIYOR]
ASR-I_SAADET.zip – BOZUK DOSYA
ASR-I_ADALET.mov – OYNATILAMIYOR
ASR-I_ZULMET.exe – ÇALIŞTIRILAMADI
ANNE_SEVGİSİ.jpeg – BULUNAMADI
BEN YAŞAMIYORUM!
BEN İÇERİK TÜKETEN BİR HAYVANIM!
BİR YAYINCI BENİM YERİME ÇIĞLIK ATIYOR!
BİR INFLUENCER BENİM YERİME KAHKAHA!
BEN ONLARIN PARAZİTİYİM!
BEN ONLARIN VERİ MADENİYİM!
KATIL BUTONUNA BASTIM!
GRIND GRIND GRIND GRIND GRIND
BU KARANLIK BENİM DEĞİL!
BU, EKRANIN YANSIMASI!
BU DEPRESYON BENİM DEĞİL!
BU, SİSTEMİN FABRİKA AYARI!
“KULLANICI OTURUMU SONLANDIRILIYOR.”
“BİLİNÇ ÖNBELLEĞİ TEMİZLENİYOR…”
“ACI… SİLİNİYOR.”
“UMUT… SİLİNİYOR.”
“HAYAL… SİLİNİYOR.”
“İNSAN… SİLİNİYOR.”
“İŞLEM TAMAMLANDI.”
“KULLANICI BULUNAMADI.”
“RUH… ÇÖKTÜ.”
“ASRIN SONU.”
“LÜTFEN…”
“YENİDEN…”
“BAŞLATMAYIN.”
19- ASR NAMAZI (İNTERLÜD)
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR NAMAZI (İNTERLÜD)
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “zalimler ve karma”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
Ve sonra sustular
Gördükleri o son asrın
Karşısında kelimeler tükenmişti, dondular
Yakin’in saf imanı, bu anlamsızlık duvarına
Çarpıp tuzla buz olmuştu, Müphem’se çok daha
Kayıplardaydı şimdi, o her şeyi bilen aklı
Bu hiçliği açıklayacak tek bir formül bulamamıştı
“Demek buydu,” deyiverdi Yakin, Müphem’e
Kendine gelmişti ikindi ezanının ilk nağmesiyle
“Demek buymuş günün sonu, güneşin batmaya yüz
“Tuttuğu o ikindi, Asrın Oğlu, kendi
“Asrının ikindisinde yaşayan bir ruh imiş
“Demek her şey bitiyor, umut yok, batıyor güneş”
“Günün bütün gürültüsü” dedi Müphem, Yakin’e
“O sahte parıltısı kaldı şimdi geride
“Gölgeler uzadı ve eşya sanki geldi dile
“Bu vedadan hemen önceki o son duruş sanki ya da
“Bu hesap vakti sanki bak, mahsuplaşacağız
“Kâr mı kalan zarar mıdır? Günün son duası”
“Güneş batıyor, gün bitti, asır bitti” dedi Yakin
“Hayır,” dedi, “yanılıyorsun, böyle görür aklıyla bakan”
NAKARAT
Allah ekber!
Allah ekber!
Güneş akşamla gider
Gün akşamla başlar
Şahittir asr
İnsan içredir husr
Ama elbette ziyanda
Olmayanlar da var
Allah ekber!
Allah ekber!
Güneş akşamla gider
Gün akşamla başlar
“Boğazında hakik var
“Ne çok kalbi yıkık var
“Şimdiye kavuşurduk da
“Arada münafık var”
20- ASR-I HÂZIR
Albüm Adı: ASR
Albüm Yılı: 2025
Şarkı Adı: ASR-I HÂZIR
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Enstrumentalist “sevda değil (ft aytek)”
Miksaj & Mastering: İsmail Eren ÇETİNKAYA, Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:
Bismillahirrahmanirrahim
Yatsu namâzına ol hâzır hâzırları sever Kâdir
Vakit, seher vaktine irişmiş, Konya şehri sükûta varmış idi. O acayip, o gecesi gündüze dönmüş çırağlı yollardan süzülen iki karaltı, karanlıkta bir burç gibi duran Karatay Medresesi’nin hizasına irişdiler. Duvarlar taş idi, dilsiz idi, lakin heybetli idi.
Yoldaşlardan Müphem adıyla maruf olanı, belindeki kuşaktan o ağır, o pas tutmuş demir anahtarı çıkardı. Anahtar, asırlık kilidin içinde gıcırtıyla döndü. Kapı aralandı. Dışarıda, son bir kez, o gelecek devrin bitimsiz gulgulesi… İçeride ise, sadece yelin ve taşın pıçıltısı… İçeri ayak basdılar. Ve kapı ardlarından örtüldü.
Avlunun ortasında, yıldızların zayıf ziyası altında, tek bir çerağın şulesinde, Hoca intizar etmekteydi. Ne bir kelam etti ne de bir sitem. Yalnızca o derin, o her şeyi sezen nazariyle, nice asırlık bir seferden dönen iki talebesine baktı.
Çehrelerindeki o acayip zamanın yorgunluğunu, ruhlarındaki o enkazın isini sezdi. Yakin ile Müphem, başları eğik, hocalarının önünde durdular. Sanki gördükleri onca şehir, bildikleri onca âdemoğlu, çektikleri onca cefa, bu hayatın sükûnetinde bir anlığına hiç vaki olmamış idi.
Hoca, o kadim sükûtunu bozdu. Sesi, sanki bir kuyunun dibinden gelirdi. Derin idi, sakin idi.
“Söyleyin hele, oğullarım. Zamanın pazarından ne ile döndünüz? Bizim burada yitirdiğimiz neyi buldunuz? Ve onların, mücadele edip de kazandığı neyi gördünüz?”
Evvela Yakin başını kaldırdı. O, kalbiyle arayan idi. Gözleri, asrısaadetin imanıyla, asrın oğlunun enkazını bir arada görmenin gamı ile doluydu. “Ben,” dedi, avazı titrerdi. “Bizim ‘ar’ dediğimiz o hissin yokluğunu, yerinde biten ‘kayıtsızlığı’ buldum, Hocam. Birbirlerinden, kendilerinden, hatta Yaradan’dan dahi ar etmezlerdi. Ve onların kazandığı… O koca, o parlak, o her şeyi yutan boşluğu gördüm. Anladım ki, kalbin en büyük kazancı, ancak enkazın altından filizlenen o sarsılmaz iman imiş.”
Ardından Müphem söyledi. O, aklıyla tartan idi. Avazı, artık o eski kibirden arınmış, kendi hududunu bilmenin o vakur sükûnetiyle doluydu. “Ben,” dedi. “Bizim yitmesinden korktuğumuz itimadın yerine, herkesin birbirine ‘suizan’ ettiğini buldum. Ne kelama itimatları kalmış idi ne sükûta. Her işi kâğıda, mühre bağlamışlardı. Ve onların kazandığı o ‘sürati’ gördüm. Her yere yetişip hiçbir yere varamamanın o nefes kesen süratini. Anladım ki, akıl her şeyi çözebilirmiş ama kendi hapishanesinin kapısını tek başına açamazmış.”
Hoca tebessüm etti. Amma bu, bir şadlık tebessümü değildi. Bir tabibin, marazın teşhisini doğrulayan o yorgun tebessümüydü. “Demek ki,” dedi. “O cevheri yitirmişler. Ve yerine ağulu bir kabuk koymuşlar. Neyse, biriniz inanmak için bilmenin yetmediğini öğrenmiş, diğeriniz de bilmek için inanmanın lazım geldiğini… Terazi dengeyi bulmuş. Bu ilim, artık size bir nimettir. Amma aynı zamanda en ağır külfettir. Zira artık gördünüz. Ve gören, bilmekle mükelleftir.”
“İmdi varın, uyuyun,” dedi Hoca. “Sabah ola, bu marifetle ne edeceğimizi danışırız.”
İki yoldaş, hücrelerine vardılar. Yakin, son bir kez durup, Medrese’nin o açık avlusundan göğe baktı. Bu, tüm asırlarda gördükleri o Ay’ın aynısı, yıldızların tıpkısıydı. Lakin ilk kez bu kadar ağır, bu kadar manalı görünürlerdi.
Düğüm çözülmüş idi. Lakin asıl vazife, imdi başlardı. Ne yapacaklardı? Bu sual, o Selçuklu göğünde, cevapsız bir niyaz gibi asılı kaldı.