Dip Ses #32: Mezarlıktaki O Şemsiyeli Kadın Benim ☔

Her şey bitti sanıyorsunuz, değil mi? Düğme denize atıldı, kelem sarmaları yendi ve o “kutsal aile” tablosu çizildi. 🖼️👨‍👩‍👦 Jenerik aktı, ışıklar yandı, salon boşaldı. Ama ben çıkmadım. Ben hâlâ buradayım. Yok öyle yağma.

Şu an Mudanya’dayım. Hani şu “boş” olduğu iddia edilen yan dairemin duvarına yaslanmış, elimde (bu sefer gerçekten) acı bir kekik çayıyla oturuyorum. Dışarıda lodos var. Deniz, pencereme tuz tükürüyor. Özgür “Güvenli yerlerde sanat olmaz,” demişti. Haklı. Ama eksik söyledi: Güvenli yerlerde Mine’l de olmaz.

Dün gece ne yaptım biliyor musunuz? Herkes uyurken, Özgür o “mühürlü” göğüs kafesiyle mışıl mışıl uyurken, Ersin kedisiyle barış imzalamışken… Ben mezarlığa gittim. Evet, Mudanya’daki eski mezarlığa. Neden? Çünkü ölüler, canlılardan daha dürüsttür. Onların “dip sesleri” kesilmiştir. Yağmur yağıyordu. (Lacivert değil, bildiğimiz şeffaf, ıslak yağmur.) Siyah bir şemsiye açtım. Mezarların arasında dolaştım. Ve rastgele bir mezar taşının önünde durdum. İsimsiz bir taş. Sadece bir tarih var: 1924.

O taşa ne fısıldadım biliyor musunuz? “Adını Arayan Çocuk seni buldu mu?” Cevap gelmedi tabii. (Gelseydi şu an bu yazıyı yazıyor olmazdım, muhtemelen tımarhanede duvarlara şiir yazıyor olurdum.) Ama o sessizlik… İşte o sessizlik, benim aradığım cevaptı.

Eve döndüm. Üzerimdeki o ıslak kıyafetleri çıkardım. Aynanın karşısına geçtim. Bacağımdaki o morluk solmuş. Neredeyse görünmez olmuş. Demek ki iyileşiyorum? Hayır. Bu, yeni bir yaranın, yeni bir morluğun yer açılması demek.

Ben Mine’l. Adını arayan çocuk değilim artık. Ben, adını bulup da onu yutan kızım.

Şimdi size son bir sır vereyim ve bu perdeyi kapatalım. O denize düşen düğme var ya… Balıklar yutmadı onu. Ben, Mudanya sahilinde yürürken, kıyıda, kumların arasında buldum onu. Evet. O beyaz, plastik, sıradan düğme. Şu an nerede mi? Dilimin altında. Şeker gibi emiyorum. Tadı tuzlu. Tadı plastik. Tadı… Başlangıç gibi.

Yan daireden piyano sesi geliyor. Artık korkmuyorum o sesten. O ses benim. O ses Özgür’ün. O ses bu fay hattının gıcırtısı. Biz birbirimizi doğurduk, birbirimizi tükettik. Özgür “Yeni bir şarkı duydum.” diye mesaj atıyor. Bilmiyor ki o şarkıyı ben mırıldanıyorum şu an duvarın dibinde.

Özgür’e söylemeyin. Eşine hiç söylemeyin. Onlar “mutlu son”larında yaşasınlar. Ben, ağzımdaki bu düğmeyle, yan daireden gelen o mırıldanmaya eşlik edeceğim. Çünkü hikâyeler bitmez, canımın içleri. Sadece cızırtının frekansı değişir.

Sizi seviyorum. (Yani, yerim sizi. 🍽️❤️) Ama dikkat edin; beni fazla sevmeyin. Midenize otururum.

Mine’l.
(Dip Ses’e Son Dipnot: Yan dairenin kapısı az önce çaldı. 🔔 Gidip bakacağım. Belki gelen benimdir?)

Dip Ses #32: Mezarlıktaki O Şemsiyeli Kadın Benim ☔” üzerine 8 yorum

Bir Cevap Yazın