Dip Ses #3: Sabah Uyandım ve İsmimi Hatırlayamadım ❓

Gözlerimi açtığımda saat kaçtı bilmiyorum. Perdenin aralığından içeri giren o çiğ, gri Mudanya ışığı çıplak omzuma vuruyordu. 🌥️

Yataktan kalkmak istemedim. Yorganın altında o güvenli, sıcak, kendi kokumla dolu mağaramda kalmak istedim. Ama zihnim çoktan uyanmış ve bana o korkunç şakayı yapmıştı.

Kimim ben? 😶

Şaka değil. Ciddiyim. Tavana baktım. Odamdaki eşyalara… Dün gece çıkardığım o siyah büstiyer, sandalyenin üzerinde duruyordu. Komodinin üzerinde yarım kalmış bir bardak su. Hepsi tanıdıktı ama ben kimdim?

Asıl tuhaf olan neydi biliyor musunuz? Dilimin ucundaki o tat. 👅 Metalik, paslı… Hatta mürekkep gibi acı bir tat. Sanki bütün gece uyurken ağzımda bozuk para gezdirmişim ya da bir dolma kalemin ucunu kemirmişim gibi.

Aynanın karşısına geçtim. Saçlarım birbirine girmiş, göz altlarımda gecenin yorgunluğu mor bir gölge gibi duruyor. Dilimi çıkardım. Rengi mi koyulaşmış, yoksa sabah ışığı mı beni yanıltıyor? Lacivert gibi mi? Daha neler! 🧿

Yüzüme dokundum. Tenim sıcak. Kalbim gümbür gümbür atıyor. 💓

“Sen…” dedim aynadaki kıza. “Senin adın ne?”

Sonra güldüm. 😂 Sinirlerim bozuldu çünkü. Biz “Adını Arayan Çocuk” diye bir albüm yapıyoruz ya hani… Galiba rolüme fazla kaptırdım. Ya da o çocuk gerçekten gelip benim ruhuma yerleşti.

Bir anlığına isimsiz olmak… Hem çok korkutucu hem de tuhaf bir şekilde özgürleştiriciydi. Hiçbir mazin yok, hiçbir hatan yok. Sadece o an, o yatak, o gri ışık ve o isimsiz bir beden var.

Sonra gözüm, masanın üstündeki o kâğıt parçasına takıldı. Hani şu nazar boncuğumla yan yana duran… Mine’l.

Derin bir nefes aldım. İsmim geri geldi, ağırlığıyla birlikte omuzlarıma çöktü. Mine’l. O deli, o asil kız. Hoş geldin geri, baş belası. Neyse, yüzümü yıkayıp kendime geleyim. İsimsizlik güzel ama uzun süre çekilmiyor.

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Yakamdaki boncuğa inanın, gerisi yalan… 🧿✨)

Bir Cevap Yazın