Bu dünyânın son derece muzdarip eden hâllerinden sıkılmış, başka bir âleme göçmüştüm. Melekler beni Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in huzûruna getirdiler. Peygamberimiz sordu:
– Bana güzel bir koku ile yaklaştın, söyle bana o dünyâ âleminden getirdiğin güzel hediye nedir?
Tabii çok şaşırdım, öyle ya aciz bir kul iki cihan güneşine ne götürebilirdi ki. Ama sonra tekrar edildi, “Bana ne getirdin?”
– Yâ Resûlullâh, dünyâda huzur ve rahat kalmadı. Arzu edilen hayat ele geçmiyor. Varlık bahçelerinde binlerce lâle ve gül var, fakat hiçbirinde vefâ kokusundan eser yok. Buna rağmen huzûrunuza hediye olarak billur bir şişe getiriyorum. Bu billur şişenin içinde o derecede kıymetli bir şey var ki, emsâlini bulmak imkânsızdır. O şişede ümmetinizin nâmusu, şerefi ve vicdânı vardır. Bu şişede, Trablusgarb İslâm beldesinde işgalci İtalyanlara karşı harb ederken şehid düşen Türk askerlerinin mübârek kanı vardır.
Muhammed İkbal (1877 – 1938)
